13 Şubat 2024 Salı

ÇÖPLER ALTIN MADENİ SOYGUNU

.  - ERZİNCAN, İLİÇ - ÇÖPLER ALTIN MADENİ SOYGUNU

.    Prof. Dr. Övgün Ahmet Ercan,   İTÜ Jeofizik Y. Mühendisi, Gezgin

Erzincan’ın İliç ilçesi Çöpler köyünde bulunan altın tözü(madeni) Amerikan işletmesi Alacer İşletmecisince, ANAGOLD adıyla işletilmektedir.

İliç Çöpler Altın madeni çok Uluslu İşletme ANAGOLD: yerli LİDYA MADENCİLİK(%20 pay)(Ahmet Çalık+?+??) ile ALACER(ABD) (%80-Rtschild-Rio Tinto) ortaklığıyla işletilmektedir.

Genelde Türk işletmelerine belli bir pay verilir ki, onlar soyulan ülkede tüm engelleri aşsınlar, karşı duranları sustursunlar, halka karşı işletme sıkıntı yaşamasın.

Duyuma göre, Lidya Madencilik’de %20 payı olan Ahmet Çalık’ın biri Ankara’da, üst orunda(?), biri de Erzincan’dan saylav(MV) olan bir yöresel ortakları vardır(??).

Devletin de çıkan madenden payı yalnızca %2’dir, eğer işletme zarar göstermiyorsa.

ÇED bildirgesine göre (s.169) İliç’ten 2019-2044 arası çıkarılması beklenen altın 269 ton’dur. Bunun değeri 23 milyar dolardır.

TC, Anagold’a % 40 vergi indirimi uygulamaktadır.

Bu üretimden Türkiye’nin payı 117 milyon dolardır.

İşletmenin gerisindeki koyakta kurulu siyanür göletinin oylumu 66 milyon tondur.

Bunun altında sızdırmazlığı sağlayan bir kil döşeme ile onun üzerinde sızdırmaz muşamba (geotextile) serilidir.

Bizim Erzincan’a gidiş nedenlerimizden biri de Çöpler altın yatağı ile işletmesini görmekti. Erzincan’a gitmeden önce, Çöpler alanını gezmeye yardımcı olması için ANAGOLD danışmanlığını yapan, Türk asıllı arkadaşım Prof. Dr. K.D.’ni aradım.

Ayrıca, ANAGOLD’un ABD’de geziye götürdüğü kişilerden Kemah Belediye Başkanını, Sonra da bizi Erzincan ilinde gezdirecek Faik Gül’ü aradım.

Sonunda madenin halkla ilişkiler müdürü beni arayıp, kimlerle alanı gezeceğimizin dökümünü istedi.

Aşağıda adları verilen gezgin kişi adlarını yolladım.

Bir ile bir buçuk saat sonra uygun olmadıklarını bildirdiler.

PROF. DR. Övgün Ahmet ERCAN, Jeofizik Y. Mühendisi

Tekstil Müh. E.Eser ERDUR

Ahmet ERDUR

Mimar Firdes YÜKSEL

İşletmeci Ali YÜKSEL

GENERAL Dr. U. Tarık ÖZKUT

Şehir Plancısı Oya ERİŞEN

Ressam Mustafa AYDEMİR

Mimar Ufuk AKYOLLU

Makine Müh. İliçli Ümit ÜLGEN

.   Arkadaşlarımın ısrarı üzerine, izin çıkartması için Erzincan valisi Sayın Doç. Dr. Hamza Aydoğdu’yu aradım.

Ona da “imkansız” demişler.

Gerekçe olarak, onların uğraması gönencimizi kaçırabilir diye bir gerekçe göstermişler.

Düşünün, yaşamım boyunca maden arayan bir kişiyim.

Dünyanın üçüncü büyük Uşak Kışladağ Altın madeninin, Gümüşhane ile Çanakkale Yenice altın madenlerinin bulunuşunda çalışmış bir bilimciyim.

Ayrıca, Türkiye’de adı İTÜ Maden Fakültesi olan bilim yuvasında belki 600 maden mühendisi çıkartmış bir öğretim üyesiyim.

Bunlar, benim önderliğimde gelen Boğaziçi Gezginler Topluluğu’nun Türkiye sınırları içinde olan bir maden yatağını gezilmesine “olmaz” diyorlar.

Türkiye’nin içinde ANAGOLD otonom bir devletçik mi kurdu?

Bu cesareti, arkasında olan hangi siyasi erkten alıyor?

Kaldı ki, rastlantı olarak karşılaştığım, ANAGOLD’da çalışan bir maden mühendisi öğrencimiz, elimi öptü, saygıyla,

“Hocam ilk kez böyle bir şey duyuyorum.

Bize her gün birileri gelip, alanı geziyor” diye üzüntüyle yanıtladı.

Çok kırıldık.

Bunun üzerine, İliç’ten iki kişi bize kılavuzluk yaparak, sıçan ağusu (siyanür) göletinin görüldüğü tepeye çıkarttı.

Hemen altında da Fırat üzerine kurulu İliç Büveti yer alıyor.

Araları kuş uçumu 300 metre dolayında.

Sıçan ağusu(siyanür) göletinin üzeri açık olduğundan doğal olarak buharlaşma yapıyor.

Sıçan ağusu(siyanür) havuzunda sızma olsa doğrudan İliç Büvetine akacak.

Kaldı ki böyle bir kaza 2001’de oluyor.

Sonra da başka bir tepeye çıkarıp işletmeyi tepeden izledik.

Orada Türkiye’de altın madenciliğinin arka yüzünü anlattım, videyoya çekildi.

Benim dışımda İliç Çevre sözcüsü Mak. Müh. Ümit Ülgen çok uluslu işletmelerin Türkiye soygununa değindi.

Sonra Em. Tüm. Gen. Dr. Tarık Özkut ulusalcı görüşlerini belirti.

ANAGOLD, İliç alanına Boğaziçi Gezginlerini sokmayarak, 10 dişli yurtsever, çevreci kişiyi karşılarına alıp, uluslararası soyguna dur direnişine katılmalarını güdülemiş oldu.

Peki!

Nedir bu maden?

Çöpler Maden Alanı, Doğu Anadolu’da, Ankara’nın yaklaşık 550 km doğusunda, Erzincan ili İliç ilçesine 8 km uzaklıkta yer alan bir açık ocak işletmesidir.

Anagold Madencilik 2000 yılında ABD’li SSR Mining(Amerikalı) ile Lidya Madencilik(Türk) ortaklığı ile kurulmuştur.

İliç'teki Çöpler altın madenindeki etkinliklerine 2009'dan beri sürdürüyor.

İliç Çöpler, Türkiye'nin Işık Kışladağ’dan (260 ton altın) sonra ikinci büyük altın madenidir. Maden alanının üzerinde yer alan Çöpler köyü, İliç büvet gölü kıyısına taşınmıştır.

Daha yukarıda ise Sabırlı köyü yer alır.

Amerika Birleşik Devletleri Alacer Gold Corp. işletmesinin işlettiği madenden yılda 6,2-6,5 ton altın elde edilmektedir.

Bir yılda üretilen altın, toplam yıllık 33 ton olan Türkiye üretiminin %20'sine karşılık gelmektedir. Açıldığı 2010 yılından beri 21,5 ton üretim yapılmıştır.

Açık işletme biçiminde çalışılan ocakta ton başına 1,25 gr/ton elde edilmektedir.

Dünyanın en büyük 11. altın üreticisi konumundaki Amerikalı SSR Mining'in yüzde 100 ediniminde olan Alacer Gold Madencilik yüzde 80, Çalık Grubu'nun da yüzde 20 ortaklığı ile kurulan Anagold Madencilik, Çöpler madenine girmiştir.

2001 yılında yapılan açıklamada, "yığın yıkaması yapılan alanda, yüksek basınçlı seyreltik sıçan ağusu(siyanür) verilmesi sonucu sıçan ağusu(siyanür) içerikli çözelti taşırken patlayan borudan, yığın altından araçla gezilen yola yaklaşık 20 metreküp çözelti akmıştır.

Durumu öğrenci vana kapatılsa da akıntı bir süre daha sürmüştür.

Sıçan ağusu(siyanür)le kirlenen toprak alan hipoklorit kullanılarak dengelense de bulaşık toprağın iş makinalarıyla temizlenerek yıkama alanına taşındığı valilikçe belirtilmiştir.

Yaptığı açıklamada valilik,

"Bölgedeki akış gösteren hiçbir dereye, çaya, akarsuya, ırmağa, göle akış olmadığı, Fırat toplama çukuruna gözlemsel olarak ulaşmadığı belirlenmiştir."

Diye belirtmiş, ayrıca, Jandarmanın tuttuğu tunakta,

"Madenden sızan 20 ton sıçan ağusu(siyanür)ün Fırat Irmağına karıştığı tutanaklarının" gerçeği yansıtmadığı açıklamıştır.

Bakanlık, çevre kirliliğine neden olan altın madenine en üst sınır olan 16 milyon 441 bin TL yönetsel para cezası uygulandığını, olayla ilgili gerekli adli soruşturmanın yapılması için Cumhuriyet Başsavcılığı'na suç duyurusunda bulunulduğunu belirtmiştir.

Bakanlık yetkilileri, bölgede çevresel izleme çalışmalarının aralıksız sürdürüleceğini, çözümleme sonuçlarına göre ise gerekli görülen alanlarda çevresel iyileştirme çalışmalarına süreceğini açıklamıştır.

ANAGOLD’un web sayfasındaki anlatımına göre, “Anagold Madencilik olarak Çöpler Madeni çevresinde cevherleşme olanağı çok yüksek, yeterince arama çalışması yapılmamış bir alandır. Ruhsat alanı, 17 km’ye 25 km uzunluğunda bir alanı kapsamaktadır.

Bayramdere ile Çakmaktepe oksitli cevherleşme kuşakları da bu izin alanı içindedir.

Bu cevherleşmeler Çöpler’deki kurguda işlenilecektir.

Çöplerdeki altın varlığına ek olarak, Anagold Madencilik Türkiye genelindeki, Malatya ile öteki illerde aramalarını sürdürmektedir.

Bölgedeki arama çalışmalarına ilişkin bilgi edinmek için Alacergold Corp.’un web sitesine bakılabilir, (http://www.alacergold.com/exploration/overview).

Çöpler Madeni’nde açık ocakla elde edilen oksitli cevherleri yığın yıkaması işlemine uygulayarak altın üretimi yapıyor.

Çöpler’de bulunan bu ocakta delme, patlatma, yükleme ile taşıma etkinlikleri, Çiftay İnşaat Taahhüt Tic. A.Ş.’ce yürütülmektedir.

Çöpler kurgusu üç aşamalı kırma kurguları ile killi cevher besleme devreleri ile günde yaklaşık 20 bin ton oksitli cevher işleme yetisi vardır.

Her iki devreden elde edilen ürünler taşıyıcı kuşaklar yardımıyla topaklama birimine, daha sonra da devingen taşıyıcı kuşaklar kanalıyla yığın yıkaması alanına serilmek üzere taşınır.

Yığın yıkaması işlemi için kullanılan alanın tabanı sıkıştırılmış kil ile kaplanmış, sonra hemen üzerindeki sızdırmaz plastik muşambayla astarlanmıştır.

Topaklanması tamamlanmış, yığın yıkaması alanına serilmiş cevherin içindeki altını kazanmak için yığın üzerinden seyreltik sıçan ağusu(siyanür) çözeltisi damlatılır.

Yığın yıkaması alanı her biri 8 metre yüksekliğinde 8 basamaktan oluşur.

Çözelti ile buluşan altın bir sonraki aşama olan CIC (karbon kolonları) birimine iletilir.

CIC biriminde altın çözeltiden ayrıştırılırken, çözelti sıçan ağusu(siyanür) eklemesi yapılarak yeniden yığın yıkama alanında kullanılır.

Dore (altın, gümüş ile diğer metallerin karışımı külçe) üretimi alanda yapıldıktan sonra altın ile gümüş içeren külçeler son arıtma işlemleri için gönderilir.

Çöpler Maden Alanı yığın yıkaması sonunda, oksitli cevherdeki altının yaklaşık %76’sının kazanılması beklenmektedir.

Çöpler cevher kütlesi, altın üretimi için yığın yıkamasından değişik bir işlem uygulaması gerektiren sülfürlü cevheri de içerir.

Açık ocak üretimi sonrası oksitli cevherlerin yığın yıkaması ile kazanılmasına ek olarak Çöpler cevher kütlesi ayrıca sülfürlü mineraller de içermektedir.

Bu minerallerden altın kazanımı yapılabilmesi için yığın yıkaması işleminin dışında yeni bir işlenmeye gerek duyulmaktadır.

2014 yılı Haziran ayında yapılan işletebilirlik çalışması sonucunda sülfürlü cevherin işlenmesi ile ilgili olarak en ekonomik yöntemin otoklav birimi basınçlı ortamda tepkime ile cevherin oksidasyonun gerçekleştirilmesi yöntemi olacağına karar verilmiştir.

2016 yılı Mayıs ayında Çöpler Sülfit Genişleme Tasarımı kapsamında kurgunun yapımına başlanmıştır.

Sülfit Tasarımı işletmeye ile üretime başlayarak Anagold’un büyümesindeki bir sonraki adımı oluşturmuştur.”

Karşılaştığımız ANAGOLD madencisi onu anlatıyordu,

“Hocam işletme sırasında kapkara manganez madeni toz biçiminde çıkıyor. Al, yükle kullan. İçinde altın da var. Adamlar onu işlememek için pasa toprağı olarak atıyorlar.”

ANAGOLD uzun yıllar İliçli hiçbir mühendise iş vermemiş.

Günümüzde, çalıştırdığı çok sayıda mühendise 20 bin TL aylığın altında para vererek çalıştırıyormuş.

Maden mühendisinin anlatımına göre, benim bulduğum Yenice altın yatağıyla da ANAGOLD ilgileniyormuş.

Ancak yerli ortak payının %20’den %25’e yükseltilmesini istemiş.

Onlar da hayır olmaz deyince, yerli işletme kendi kadrolu çevrecilerini Yenice’de altın işletmesi istemiyoruz diye cepheye sürmüş, karşılarına da bildik jandarma. Böylece, ANAGOL’u ikna etmek için sözde bir çevreci direnç başlatmışlar.

Özet olarak, altın üzerinde bir çok dolap dönüyor, lkimin eli kimin cebinde belli de, belli değilmiş gibi davranıyoruz.

İliç’deki ANAGOLD işletmesine karşı çıkan çevreci örgütün başında Sabırlı köyünden Sedat Cezayirlioğlu adlı yerel çevreci var.

Kendini bu işe adamış, çok içten bir yurtsever.

Ne var ki, çevrecilerin, siyanürlü altın işletmesine karşıyız sözüne katılmıyorum.

Peki!

Sarsım masasıyla, çökertmeyle ayırsalar sesinizi çıkartmayacak mısınız?

Önemli olan şu; ülkemizin yeraltı kaynakları, çok uluslu işletmelerle, onların yerli işbirlikçileri olan işletmeler ile içlerine yuvalanmış ülke yöneticileri ile siyasilerce soyulmaktadır.

O nedenle, çevrecilerin savsözü,

“Ülkemizi, çok uluslu işletmeler ile onların soysuz yerli işbirlikçi ortaklarına soydurmayacağız” sözü olmalıdır.

26 Kasım 2023, İliç-Erzincan

https://www.facebook.com/ovgun.ercan

https://www.facebook.com/ovgun.ercan/posts/pfbid0QPuxrXQfujMUwf4c7n287npZ5vgNwgDpGs5KJ1s71nbWtWdBLPyQynpfhPHHrMgXl


 

12 Şubat 2024 Pazartesi

İslam'da mürit, şeyh, gavs, tekke ve dergah yoktur

 -  İslam'da mürit, şeyh, gavs, tekke ve dergah yoktur

-    İlahiyatın duayen hocalarından bildiri:

.     "Tarikat ve cemaatlerin yüce dinimizle ilgisi ve ilgisizliği iyi ve doğru anlaşılmadıkça, önümüz açılmayacaktır" diyen Toprak Hattı Grubu, "Kuran'da tarikat var mı?" sorusunu yanıtladı...

.    1996 yılında bir akademisyen topluluğunun bireysel çabalarıyla yan yana gelerek başlattığı sohbet grubu olan "Toprak Hattı", 27 yıldır aralıksız tartışıyor ve üretiyor...

.    Bir çoğu artık emekli olan akademisyenler arasında Prof. Yümni Sezen, Prof. Murat Daryal, Necabettin Ergenekon, Dilâver Cebeci gibi tanınmış isimler bulunuyor.

.   2019 yılında hayatını kaybeden Prof. Dr. Emin Işık da "Toprak Hattı" grubunda çalışma yürütenler arasındaydı...

.  Grup kendini "milli ama örgütsel olmayan", bilgi ve tecrübe paylaşımı amacıyla yan yana gelen bir topluluk olarak tanımlıyor.

.   "Toprak Hattı" ismi ise katılımcıların üniversitedeki görevleri nedeniyle biriken haftalık ders "yorgunluğu"nu bu sohbetler yoluyla "elektrik gibi toprağa vermelerinden" alıyor.

.    Topluluk bu sohbetlerde olgunlaşan düşüncelerini "Toprak Hattı Grubu" imzasıyla kamuoyuna duyurmaya başladı.

Grubun gündeminde "Kuran'da tarikat var mı?" sorusu vardı...

Olgunlaşan fikirlerini de yayımladıkları bir bildiriyle kamuoyuna duyurdu.

"Tarikat ve cemaatlerin yüce dinimizle ilgisi ve ilgisizliği iyi ve doğru anlaşılmadıkça, önümüz açılmayacaktır" diyen Toprak Hattı Grubu, din anlayışındaki sapmalar üzerine ayrıntılı tahliller sunuyor ve ekliyor: "Aydınlık yola girmedikçe yolumuz karanlık olur. Görev aydınlara düşmektedir..."

İşte Toprak Hattı Grubu'nun "Kuran'da tarikat var mı?" sorusuna yanıt olarak yayımladığı o bildiri:

Tarikat ve cemaatlerin yüce dinimizle ilgisi ve ilgisizliği iyi ve doğru anlaşılmadıkça, önümüz açılmayacaktır.

Meselenin anlaşılması için önce kavramların doğru kullanılması gerekmektedir. İslam’da mürit kavramı kullanılmaz. Mü’min (iman eden), Müslüman (İslam dininin şartlarını yerine getiren) kavramları vardır.

Mürid Arapça bir kelime olmasına rağmen, İslam’ın temel inanç sisteminde kullanılmamıştır.

İrade eden, emreden, buyuran anlamına geldiği gibi buna zıt olarak emre itaat eden, emredene bağlanan anlamlarına da gelmektedir.

Bu da tek bir kişiye bağlanma, bilgiyi, terbiyeyi, ahlakı sadece ondan alma şeklinde olamaz.

Genel eğitim-öğretim şeklinde de İslami eğitim-öğretim şeklinde de böyle bir şey yoktur.

İslam’da “idol” kavramı yoktur, örnek kavramı vardır.

Daha çok sevmek, tercih etmek mümkündür ama bir tek kişiye bağlılık yoktur.

Bunu kurumlaştırmak, İslam’ın gerçek eğitim-öğretim yolunu tıkamaktır.

İslam’da ilim ve bilim vardır.

Âlimler Peygamberlerin varisleridir.

“Peygamberler altın ve gümüş miras bırakmazlar. Sadece ilim miras bırakırlar” (Ebu Davud, İlim-1; Tirmizi, İlim-19).

İslam’da ermiş anlamında veli, kutup, kutupların kutbu, gavs, özel ve tahsis edici anlamında mürşit, şeyh yoktur.

Tekke, dergâh, zaviye yoktur.

Dershane (okul, medrese vb.), mescid ve cami vardır.

Yani eğitim-öğretim kurumları vardır.

Derinleşmek için, anlamadığını bilenlere sormak üzere Kur’an, yani Allah kelamı mevcuttur ve yeterlidir.

Kişinin kendi içinde bunu derinleştirme kabiliyetini ona vermiştir.

Bir başkasının bu vecd halini bir başkasından inşa etmesi mümkün değildir.

Bir başkasına bilgi ve tecrübe bakımından ihtiyaç olabilir, lakin vecd için değildir.

Özellikle bunu kurumlaştırmak, İslam’ın ruhuna aykırı olup, bir ikinci din ve sistem oluşturmak demek olur.

VELİ KAVRAMI YANLIŞ ANLAŞILIYOR

Bizi yanıltan hususlardan biri veli kavramını doğru değerlendirememektir.

Kur’an’da geçen “veli” kelimesi ve “Allah’ın veli kulları” kavramı yanlış anlaşılmıştır.

Dost kelimesini kullanarak ilgili ayetlerin tamamına anlam vermek isabetli değildir.

Dost kelimesinin uygun düştüğü ayetler vardır.

Fakat veli kelimesinin anlamına uygun düşen “yakınlık”tır.

“Allah inananların velisidir” demek (Bakara-257) Allah inananların yakınıdır demektir.

Allah’a inananların, kendisini Allah’a yakın hissedenlerin koruyucusu, himaye edicisi anlamını vermektedir.

Çünkü veli, ilk planda sahip, himaye eden, yönetimi altına alan, bir kimseden sorumlu olan (öğrenci velisi gibi), yöneticisi (aynı kökten vali gibi), devlet (velayet-i amme: cumhurun koruyuculuğu) anlamlarına gelmektedir.

İlgili ayetlere bakalım: “Şunu bilin ki, Allah’ın evliyası olan kullar/Allah’a yakın olan kullar için öteki dünyada ne azap korkusu olacak ne de dünyada bırakıp gittiklerinden dolayı üzülecekler”(Yunus-62).

“Allah’ın dışında insan için bir veli/ yakın yoktur”(Kehf-26).

“Evliya” kelimesine gelince: Kehf Suresi 102. Ayette şöyle buyrulur:

- “Bu inkârcılar benden başka evliya/düzmece ilah mı ediniyorlar? Şunu bilin ki, böyle inkârcılar için cehennemi uğrak yeri olarak hazırladık.”

Şura suresinin 6. Ayetinde de şöyle buyrulmaktadır:

- “Ey Peygamber! Allah’tan başka evliya/düzmece ilah edinenleri Allah gözetmektedir. Dolayısıyla sen onlardan hiçbir şekilde sorumlu değilsin.”

Şunu ifade edelim ki, Allah’ın belirlediği yasaya göre öteki dünyadaki yerin tespiti şöyledir:

- “O gün her kim Rabbine inanmış, dürüst ve erdemli davranış sergileyerek gelirse ona en yüce derece ve makamlar verilecektir”(Taha-75).

Ayette belirtilen özelliklerde olan insanların bir şeyhe, veliye ihtiyacı olur mu?

Bu dereceye ulaşmak için başka bir şeyhe, veliye gerek var mıdır? düşünmek gerekir.

Yani bugün yaygınlaşmış halde bulunan veli, evliya kavramlarının Kur’an ile hiçbir ilgisi yoktur.

"ALLAH'IN TORPİLLİ BİR KULU OLMAZ"

"Bunu biraz daha açmakta yarar vardır.

Sufiler dost kelimesini çok sevmişler, hakiki sevgili, Allah anlamında kullanmışlardır.

Ayetlerdeki veli kelimesini bu açıdan değerlendirmişlerdir.

Sevmenin daha ileri bir tutku haline gelmesi demek olan aşk olunca, buradaki dost kelimesindeki ısrarı anlamak kolaylaşacaktır.

Oysa iman etme, sevgi, takva kavramlarını kullanan İslam’da bunların yerine geçecek aşk kelimesi yoktur.

Sufiler Allah aşkından bahsederken burada kalmayıp, Allah’ın bize âşık olduğundan da söz ederler.

- Allah bana âşık olmuştur demek, aşk gereği hemdem başkasını kabul etmemesi, gözü benden başkasını görmemesi demek olur ki, bu kendini bilmemektir.

Bir bakıma sapkınlıktır.

Eğer burada tek tek şahıslar değil de insanlar kastediliyorsa, İslam’ın hiçbir yerinde Allah’ın kendi yarattığı insana âşık olması diye bir yaklaşım, bir bilgi, yoruma açık bir belirti yoktur.

Allah’ın torpilli bir kulu olmaz.

Bunun en güzel örneğini de Zümer Suresi’nin 65. Ayeti’nde görüyoruz.

Zira bu ayette şöyle buyrulmaktadır:

- “Ey Peygamber! Sana da senden önceki gelmiş geçmiş bütün peygamberlere de şu emrimiz vahyolunmuştur: Eğer herhangi bir şeyi Allah’a ortak koşarsan, kesinlikle iyilik namına yaptığın her şey boşa gider ve kaybedenlerden olursun.”

Yani Allah’ın nezdinde peygamberler de dâhil olmak üzere hepsi eşittir.

Allah peygamber dışında hiçbir insana olağanüstü bir güç vermemiştir.

"İNANCI MELANKOLİYE ÇEVİRMENİN ANLAMI YOK"

İslam, bizi gerçekçilikten ideale yükseltmesi, olandan olması gerekene yönlendirmesi, terbiye etmesi yönüyle önem arz eder.

Bunun dışında ilim, aşk diyerek tutup inancı melankoliye çevirmenin anlamı yoktur.

Yani insanın kendisine doğaüstü güçler vehmedip insanları aldatmak İslam’ın kabul edebileceği bir şey değildir.

Allah’ı sevmek imanla ilgili bir kavramdır.

Sevdiğine inanılır, inanılan, güvenilen sevilir.

Bundan ötesi, vecd, istiğrak vb. demek şuur kaybıdır.

Kendini bilmezlik, ne dediğini bilmemektir ki İslam bunu istemiyor.

Sufi yorumcuların ve savunucuların sıkışınca sığındıkları bir iddia var:

- “Siz bunları anlayamıyorsunuz. Ruhları olgunlaşmamış olanlar bunları anlayamaz.”

Aşk kavramı sanatta, edebiyatta kullanılır ve insan güzeli güzelliği ifade eder.

Zaten sanatta abartma vardır.

Dinde estetik, sanat, güzel duygu terennümleri elbette bulunur.

Fakat gerçeklerin abartıya veya mecaza mağlup ve mahkûm olması söz konusu olmamalıdır. İlim adamlarının müşterek kanaatlerine katılarak diyoruz ki:

Kavramlar ve kastedilenler doğru anlaşılır, yerlerine isabetli hususlar konulursa dinin doğru dürüst anlaşılması kolaylaşır.

Veli kavramında kastedilenlerin insana ait koruma, korunma anlamının ötesinde, Allah olduğu bilinirse; şeyh, tarikat, tekke gibi diğer kavramların ne olup ne olmadığı bilinmiş olur.

Peygamber haber veren nebi olarak yeterlidir.

O’nun öğretisinde ve örnekliğinde yol (din) üzerinde ahlaklı kişi örnekleri ilim adamları terbiyeciler olabilir. Fakat bunlar peygamberin paralelinde değil izindedirler.

Peygamber vahyi getirmiş, özgür irademize teklif ve tavsiyede bulunmuş, doğru yolu seçmemizi istemiştir. Peygamber gaybı bilmez.

“Allah’tan başka hiç kimse gaybı bilemez”(Neml-65; En’am-50; Araf-188).

"GAYBI BİLME İDDİASI DİNDE TAHRİFATTIR”

Bir kimse gizli bilgileri bildiğini iddia ediyorsa, olacakları söylemeye kalkıyorsa hemen gayb ayetlerini göz önünde bulundurmalıdır.

Gaybın bilinmeyeceği ile ilgili ayetlerin anlamını saptırarak "Allah bildirmedikçe bilinmez, bildirdikleri kimseler bilir” gibi keyfi yorumlar yapmak isteyenler olmuştur.

Ancak bunların Kur’an bakımından hiçbir geçerliliği yoktur.

Vahiyler bile gayb âleminden bir parçadır.

Peygamberlere bildirilen bir kısımdır.

Onlar bunun dışındakileri bilmezler.

Yorum zorlamaları ve saptırmaları ile veli, ermiş, kutup, şeyh gibi uyduruk unvan sahiplerinin gaybı bilebileceklerini, olacakları haber vermelerini ve olayların seyrini değiştirebileceklerinin iddia edilmesi muazzez İslam dinini tahriften başka bir anlama gelmez.

Aydınlık yola girmedikçe yolumuz karanlık olur.

Görev aydınlara düşmektedir.

Unutmamalı ki bir meseleye aydın, bilgiyle ve samimiyetle sahip çıkmadıkça o işten hayır gelmez.

…12 Şubat 2024

https://www.odatv4.com/guncel/ilahiyatin-duayen-hocalarindan-bildiri-islamda-murit-seyh-gavs-tekke-ve-dergah-yoktur-120027516

 

8 Şubat 2024 Perşembe

Dine Dayalı Bir Yönetim Biçimi

Dine Dayalı Bir Yönetim Biçimi Olan

'Teokrasi' Nedir, Günümüzde Hangi Ülkelerde Var?

Din ve devlet işlerinin ayrılmadığı ve hatta direkt iç içe olduğu bir yönetim biçimi olan teokrasi, yüzlerce yıl boyunca pek çok devletin temel yönetim şekli olmuştur.

Günümüzde bile teokrasi ile yönetilen ülkeler olsa da laiklik anlayışının yayılması nedeniyle artık tarihe karıştığını söylemek mümkün.

İnsanlık olarak günümüzden binlerce yıl önce ilk şehir devletlerini kurduk.

Kurmak kolay ya sonrası?

Bu devletleri bir şekilde kontrol etmek için liderlerin belirli yönetim şekilleri uygulamaları gerekiyor. ‘Hadi gel de oy ver.’ diyemeyeceklerine göre daha çok tek lider odaklı yönetim biçimleri geliştirildi. 'Liderimiz aynı zamanda din işlerini de halletsin bari' dediğimiz noktada ise teokrasi ortaya çıktı.

Tabii bu teokratik yönetimlerde yani teokrasi yönetim biçiminde lideri direkt olarak tanrı kabul edenler de oldu ama özellikle tek tanrılı dinler ile birlikte bu düşünce ortadan kalktı. 

Lider, tanrı olmasa bile onun bir vekili kabul edildi.

Liderin çevresindekiler de o vekile uyan ve bürokratik kimliklerinin yanı sıra dinî kimlikleri olan insanlardı.

Bugün teokrasi ile yönetilen ülkeler olsa bile bu yönetim biçimi geçmişte kalmıştır.

Kısaca tanımlayarak başlayalım;

Teokrasi nedir?

En temel tanımıyla teokrasi, dine dayalı bir yönetim biçimidir. 

Bu yönetim biçimindeki yöneticiler de genel olarak din adamlarıdır.

Devletin siyasi otoritesi aynı zamanda din otoritesidir.

Yani din ve devlet işlerinin ayrılmadığı, aksine direkt olarak iç içe olduğu yönetim biçimi teokrasidir.

Teokrasi kelimesi Antik Yunan döneminden bize miras kaldı:

Teokrasi kelimesi, Antik Yunan dilindeki 'Theokratia' kelimesinden türemiştir ve tanrı düzeni anlamına gelir. 

Tabii bu temel anlam sonraki kullanımlarında değişiklik göstermiştir. 

17. yüzyılda Tevrat’ta geçen anlamında yani ilahi esin altındaki papazların hükümeti şeklinde kullanılan teokrasi, 19. yüzyıldan itibaren dine dayalı sivil güç anlamında kullanılmıştır.

Teokratik kelimesi ise dilimize Fransızcadan geçmiştir. 

Teokrasi tarihi, devletlerin tarihi kadar eski:

Girişte de bahsettiğimiz gibi devletleri yönetmek için belirli bir güç gerekir. 

Eski medeniyetlerde bu gücün sırrının ilahi güç olduğu düşünülüyordu. 

Devletin yöneticisi tanrı, yönetici sınıfı ise bu tanrı için çalışan görevliler olarak görülüyordu.

Tek tanrılı dinlerden sonra ise lider, tanrının vekili haline gelmiştir.

Sümerlere bakacak olursak şehir devletinin liderinin baş rahip olduğunu, yönetici sınıfın ise diğer rahiplerden oluştuğunu görürüz. 

Antik Mısır’da firavun tanrının ta kendisi, yönetici sınıf ise onun rahipleriydi.

Orta Çağ dönemi Avrupa ülkelerinde krallar tanrı değillerdi ancak tanrının görevlisi olduğunu iddia eden Katolik Kilisesi direkt olarak yönetimin içinde yer alıyordu.

İlk İslam devletinde Hz. Muhammed Allah’ın elçisi olarak aynı zamanda devlet başkanıydı. 

Sonraki yöneticiler ise elçinin vekili yani halife olarak görev yaptılar. 

Bu gelenek yüzlerce yıl boyunca sürdü.

Halifelik Osmanlı Devleti’ne geçtiği zaman da bu gelenek devam etti.

Bu açıdan Osmanlı’nın da teokratik bir devlet olduğunu söyleyebiliriz ancak sonraki yıllarda hukuk kuralları değişikliğe uğramıştır. 

Geniş açıdan dünya tarihine bakacak olursak 17. yüzyıla kadar neredeyse her devletin bir şekilde teokratik olduğunu söyleyebiliriz. 

Reform hareketleri ile Avrupa’da bu durum değişmeye başladı ve Fransız İhtilali ile değişim hızlandı. Bu değişimin tüm dünyaya yayılması ile birlikte laiklik anlayışı da devlet yönetiminde baskın hale geldi.

Teokratik yönetimlerin bazı temel özellikleri vardır:

·       Hukuk kuralları dine dayalıdır. 

·       Kurallar ilahi bir güçten geldiği için tartışmaya kapalıdır.

·       Tek bir dinin ve o dinin bir mezhebinin egemenliği vardır. 

·       Otoriter bir devlet yapısı vardır. 

·       Dini yorumlama yetkisi yalnızca devletin elindedir.

·       Çoğulcu anlayış yoktur.

·       Sıkı dinî yasaklar vardır.

·       Eşitlik ilkesi çoğu zaman yoktur.

·       Farklı inanca sahip kişilere farklı uygulamalar yapılabilir.

Bugünün dünyasından baktığımız zaman teokrasi ile yönetilen ülkelerin bildiğimiz anlamdaki özgürlüklerden arındırılmış olduğunu görüyoruz. 

Çünkü devletin hukuk başta olmak üzere tüm kuralları, dinî kurallar çerçevesinde düzenlenmiştir.

Dinî kuralları koyan da ilahi bir güç olduğu için kimsenin eleştirme, yorumlama ya da değiştirme gibi bir hakkı söz konusu değildir.

Elbette bu durumun farklı örneklerini de görmek mümkün. 

Dinî kuralları yorumlama yetkisi yalnızca devletin elindedir. 

Bu nedenle o devletin yöneticileri o dini istedikleri gibi eğip bükerler.

Özellikle Orta Çağ döneminin Avrupa ülkelerinde bu durum açık bir şekilde yaşanmıştır. 

Teokrasi ile monarşi iç içe geçmiş kavramlardır:

Monarşi, çoğu zaman seçim yapılmadan bir kişinin devletin başına geçtiği ve yönettiği bir yönetim biçimidir. 

O kişi öldüğü zaman saltanat sistemine uygun olarak yerine onun akrabalarından bir tanesi geçer.

Tarihsel sürece baktığımız zaman neredeyse her monarşinin aynı zamanda teokratik olduğunu görürüz.

Teokratik monarşi adı verilen bu sistemin altında aslında oldukça mantıklı bir neden var.

Bir gün uyanıyorsunuz ve devletin başında başka biri var. 

O kişinin başa geçmesini sorgulamamanız için de onun tanrısal güçlere sahip olduğuna ya da tanrının bir vekili olduğuna inanmanız gerekir.

İstisnalar olsa da monarşi yönetim biçimi çoğu zaman teokratik olmuştur. 

Tüm Gücün Tek Elde Toplandığı Yönetim Biçimi 'Monarşi' Nedir,

Günümüzde Hangi Ülkelerde Var?

Günümüzde teokrasi ile yönetilen ülkeler var mı?

Bu soruya resmî bir yanıt vermek gerekirse günümüzde Vatikan, Suudi Arabistan, Afganistan ve İran teokrasi ile yönetilmektedir diyebiliriz.

Çünkü bu ülkelerde başa geçen liderler ve yönetici sınıf aynı zamanda dinî otoriteyi oluşturur.

Tanrısal güçlere sahip olduklarını ya da tanrının elçisi olduklarını söylemiyorlar ama din hakkında herkesten çok şey bildiklerini söylüyorlar. 

Eğer bu soruya resmî olmayan bir yanıt vermek gerekirse teokrasi ile yönetilen ülkelerin sayısının çok daha fazla olduğunu söyleyebiliriz. 

Çünkü gelişmiş bir demokrasi anlayışı ya da güçlü bir hukuk sistemi olmayan tüm ülkelerde aslında geleneksel dinî anlayış her zaman baskındır. 

Yani eğer bir hukuk kuralı uluslararası kabullere ya da evrensel hukuk sistemine uygun değilse belli ki başka bir şeye uygundur.

Bu şey de genel olarak o ülkenin dinî anlayışıdır.

Bunun örneklerini görmek için az gelişmiş ülkelere bakmanıza gerek yok. 

Amerika Birleşik Devletleri’nde uygulanan bazı eyalet yasalarını incelediğiniz zaman bile çağ dışı örnekler görmek mümkün.

Tabii bunların gerçek dinî kurallara ne kadar uyduğu da ayrı bir tartışma konusu.

Dine dayalı bir yönetim biçimi olan teokrasi nedir, özellikleri nelerdir, hâlâ böyle yönetilen ülkeler var mı gibi merak edilen soruları yanıtladık.

Bu konuyu belki de tek bir cümle ile yorumlamak en doğrusu olacak;

‘Sizin dininiz size, benim dinim banadır.’

.          Umut Yakar—

12 Ekim 2023 Perşembe, 10:55

https://www.webtekno.com/teokrasi-nedir-h137721.html

 

3 Şubat 2024 Cumartesi

TEOKRATİK DESPOTİZM VE SEKÜLARİZM

 .  - Teokratİk despotİzm ve sekülarİzm     .

Din, tarih boyunca her zaman yönetme, sömürme ve hakimiyet aracı olarak kullanılmıştır.

Din adına yönetme iddiası, aslında Tanrı veya ilahlar adına  yönetme iddiasıdır.

En yüksek ve kutsal varlık olarak  görülen Tanrı veya tanrılar adına yönettiklerini ve tahakküm ettiklerini söyleyen  yöneticiler, ilahi ve kutsal emirlere uygun olarak insanları en doğru şekilde yönettiklerini  söylemektedirler.

Teokraside din ve inanç, her şeyin başı, ortası ve sonu olarak kullanılmaktadır.
Teokraside her ne kadar  tanrı veya tanrılar adına idare ettiklerini iddia eden yöneticiler olsa da, aslında teokrasi, insanın insanı yönettiği despotik bir sistemdir.

Teokraside, hiçbir şekilde Tanrı veya kutsal yoktur.

Hiçbir yönetim şekli veya rejimi, ilahi , kutsal veya tanrısal değildir.

Bütün teokratik yönetim biçimleri ve rejimleri, insana rağmen  insanın, insan tarafından yönetilmesi ve sömürülmesi anlayışına göre kurgulanmışlardır.

Tanrı adına yönetme veya  ilahi kanunlarla yönetme iddiasının hiçbir gerçekliği yoktur.
Tanrı adına yönetme iddiası taşıyan bütün despotik yönetimlerin en nefret ettiği şey, din ve devlet işlerinin  birbirinden ayrılmasıdır.

Teokratik despotizm, din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılması gerektiğini, dinin  devlet ve siyaset  olamayacağını söyleyen modern seküler ve laiklik anlayışa şiddetle karşı çıkmaktadır.

Teokratik despotizm, laiklik ve sekülarizmi  dinsizlik olarak  sunmakta ve  onları şeytanlaştırmaktadır.

Teokratik despotizmin laikliğe ve despotizme karşı çıkışının nedeni, dini değil, siyasidir. 

Din kullanılarak tanrı veya tanrılar adına bir grubun, insanlığa hükmetmesine karşı çıkan  ve insanların kendi hür iradeleriyle kendi yönetimlerini oluşturmaları gerektiğini savunan laikliğe ve demokrasiye karşı çıkan teokratik despotizm, laikliği ve demokrasiyi ötekileştirmekte, şeytanlaştırmakta ve nefret objesi haline getirmektedir.

Teokratik despotizm yanlılarının, hakimiyetlerini tehlikede gördükleri anlarda "din elden gidiyor" diye toplumları kışkırtmalarının arkasında  "hakimiyetlerinin" elden gitmesi vardır.

Dinin elden gitmesi diye bir şey yoktur.

Din elden gidiyor yaygarasından anlaşılması gereken şey, hakimiyetin, servetin ve sömürünün elden gitmesinden ve zayıflamasından duyulan  korku ve  panik  anlaşılmalıdır.

Teokratik despotizme göre din, ahlak ve maneviyat değil, siyaset, servet ve hakimiyettir.
Teokratik despotizm,  çoğulculuğa karşıdır.

Her türlü insani ve sosyal çeşitliliği  ortadan kaldırmayı ve toplumu kendi totaliter ideolojisi  çerçevesinde  biçimlendirmeyi amaçlayan  teokratik despotizm, farklı olan her türlü etnisiteyi, kültürü, mezhebi ve inancı   ötekileştirir ve onların gayrı meşru olduğunu söyler.

Din, dil, ırk, mezhep, cinsiyet ve kabile gibi aidiyetlerinden bağımsız olarak bütün insanların eşit ve özgür  olduğunu  kabul etmeyen teokratik despotizm,  toplumu sürekli  hiyerarşik kategorilere ayırmaktadır.

Din-devlet ayrılığını kabul etmeyen ve insani çoğulculuğu  reddeden  teokratik despotizm, barış içinde  bütün farklılıkların  bir arada ve birlikte yaşamasının bütün imkanlarını  ortadan kaldırmaktadır.

Teokratik despotizmin olduğu bir yerde, bir olarak çok olmak, çok olarak bir olmak mümkün değildir.

Teokratik despotizm, barışçıl, çoğulcu ve seküler nitelikte onurlu ve özgür yaşamanın imkanlarını ortadan kaldıran otoriter ve totaliter bir anlayıştır.

Teokratik despotizm,  gerçek dışı ütopyalar  kurgulamaktadır.

Hilafet devleti  din adına  kurgulanan despotizmin  en popüler versiyonlarından biridir.

Günümüzde teokratik despotizm  kurma hayali kuranlar, tarih boyunca  hilafet olarak kurulan rejimlerin  hepsinin saltanat olduğu gerçeğini unutmaktadırlar.

Hiçbir din, bir devletin nasıl yönetileceğine dair bir rejim ortaya koymamıştır. 

Tarihte hiçbir yönetim, ilahi yönetim biçimiyle yönetilmediği gibi, hiçbir yöneticide ilahi yönetici olmamıştır.

Teokratik despotizmde adalete, eşitliğe, çoğulculuğa, özgürlüğe ve barışa dayalı bir yönetim oluşturmak mümkün değildir.

Din devleti kurmak için yapılan teşebbüslerin ve denemelerin hepsi, toplumlarına yıkım, sefalet ve esaret getirmişlerdir.

Adalete, özgürlüğe, çoğulculuğa, barışa  ve  eşitliğe dayalı bir rejim, ancak seküler ve özgürlükçü bir demokrasinin  kurulmasıyla gerçekleşebilir.

İnsanlar, değişik inançlara sahip olabilirler ve inançlarına uygun bir  hayat yaşayabilirler.

Teokrasi ve din, aynı şey değildir.

Din, kişinin  inancına uygun  manevi ve ahlaki bir  hayat yaşamasıdır.

Teokratik despotizm ise  kişilere ve toplumlara, "Tanrı adına"  yönetme davası  güdenlere teslim olmayı ve mahkum olmayı dayatmaktadır.

Din ve teokrasi ayırımının yapılması, din karşıtlığı değildir.

Özgür, seküler ve demokratik bir toplumda yaşamak için din ve teokrasi ayırımının yapılması gerekmektedir.

.   Prof.Dr. Bilal Sambur, 26 Ekim 2022

.   Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Öğretim Üyesi

https://turkish.aawsat.com/home/article/3951906/profdr-bilal-sambur/teokratik-despotizm-ve-sek%C3%BClarizm


14 Ocak 2024 Pazar

ÇAĞI ISKALAMAK

   ÇAĞI ISKALAMAK              .

Birey olayları anlayamadığı zaman düşünce sitemine,

Bir yama yapar ve ona inanır.

Bu yamayı doğru sanır.

++

Bir yıl evveldi.

İstanbul’daki önemli bir üniversiteden birine

Beni söyleşiye davet ettiler.

Konu Beyoğlu idi.

Ben de gençlere Beyoğlu kültürünü anlattım.

1970’lerde Beyoğlu’nda her akşam 20 tiyatro perde açıyordu.

Tiyatro’ya gitmek bir kültürdü.

Giyinmesi, kuşanması, oturması, kalkması,

Salona zamanında girmesi bir eğitimdi.

Bugün Beyoğlu’nda tiyatro kalmadı.

İstanbul’da konser, sergi, kitap, etkinlikler yok oluyor diye anlattım.

Sorular kısmında bir öğrenci bana şunu anlattı:

“Siz yaşlı kuşaktasınız. Günümüzde Netflix, video, internet var.

Tiyatro çağdışı kaldı. Kültür olarak geride değiliz.”

“ İnternet’i bulan ülke hangisi?

Netflix’i kuran ülke hangisi.?”

“Amerika.”

“ Bu teknolojileri bulan ülkenin New York şehrinde,

Her akşam kaç tiyatro perde açıyor? Hiçbir fikrin var mı?

Brodway’de bilet almak için kaç gün bekleniyor.”

“Bilmiyordum.”

“Londra’daki tiyatro sayısını bir öğren.

Tiyatro 3.000 bin yıldır var.

Önümüzdeki 3.000 bin yıl yine var olacak.

İnsan olduğu yerde tiyatro devam eder.”

Bu genç arkadaşımı dünyayı bilmeden,

Düşünce sistemine yama yapmıştı.

Çağı ıskalamak işte bu.

++

Dün okurlardan gelen cevapları okudum.

“Internet çıktı. Artık her şey internette var.

Kitabın dönemi bitti.”

İşte kafaya yama yapmak bu.

İnternette hazır kısa bilgi bulursun.

Ama kitap okuyamazsın.

Kitap başka şeydir.

Ben günde 12 saat araştırma yapıyorum.

Eğer internette her şey varsa ben niye her kitabım için

40-50 kitap satın alıp okuyorum?

++

Avrupa’da yılda kaç kitap basılıyor, fikri olan var mı?

İşin mizah yönü şu.

Avrupa’da kitap sayıları artıyor. Düşmüyor.

İngiltere’de yıllık satılan kitap adedi: 763 milyon adet

Fransa’da yıllık satılan kitap adedi: 609 milyon adet.

İsteyene tüm Avrupa ülkelerinin sayılarını vereyim.

++

Şimdi gelelim zurnanın zırt dediği yere.

72 yaşındayım bu saatten sonra tanınsam ne olur,

Tanınmasam ne olur?

Kitaplarım fazla satsa ne yazar?

Tren zaten kalkmış gitmiş.

Peki sorun ne?

++

Bastığımız zemin altımızdan kayıp gidiyor.

Ampul öncesinde Türkiye dünyadaki,

Tüm sıralamalarda 40-60 arasında dolaşıyordu.

Vasat bir ülkeydik.

Dünyada bugün 130-150 sıralara indik.

Şimdi batan bir ülkeyiz.

Dünya bizi zaten batmış görüyor.

++

Neden?

Sorun okumamak.

Öğrenmemek.

Araştırmamak.

Sorgulamamak.

Verilene razı olmak.

Uyutulmayı kabullenmek.

Çağı ıskalamak bu.

Benim yapabileceğim bir şey yok.

.   Turan Akıncı, 14.01.2024

TÜRKİYE HAYALİ

Hedefteki üniter, laik Cumhuriyet: .   ABD'NİN YENİ TÜRKİYE HAYALİ   . .    Samuel Huntington, “ Medeniyetler Çatışması ” adlı kitab...