27 Mart 2022 Pazar

AKIL ve ZİHİN ÇAPI

AKIL ve ZİHİN ÇAPI

Doğal ve Beşeri Akıl

Doğal akıl, Tanrı vergisidir ama beşeri akıl tanrı vergisi değildir. 

İnsanın kendisinin ürünüdür.

O nedenle hiçbir bebek, doğuştan beşeri akla sahip doğmaz.

Sonradan ona bu akıl, eğitimle monte edilir.

Yani insan, beşeri aklını üretirse bu akla sahip olur.

Üretmezse bu akla sahip olamaz.

Beşeri akıl, insanın anlamsal yani manasal yapısıdır.

Neden biz bir tane icat yapamıyoruz da elin oğlu binlerce icat yapabiliyor? Halbuki onlarda da bizde de doğal akıl var.

Çünkü biz, icatları yapan beşeri aklı kullanmıyoruz.

Niçin?

Çünkü biz "beşeri düşünme" işlemi yapmıyoruz.

Beşeri Akıl

Osmanlı’nın ve Müslümanların geride kalmalarının bir sürü sebeplerini keşfetmeye çalışmakla vakit israf etmek yerine, bugün ne yapmamız gerektiğine odaklanmak gerekir.

İleride bizim de bu düşünmeyi yapmadığımızı tarih yazacaktır.

Osmanlı’nın çöküşünün tek temel nedeni vardı.

O da; o devirlerde insanlığın yaptığı ve icatları üreten beşeri sistemli düşünme işlemini yapmamasıdır.

Çağımız; düşünme ve akılcı düşünme çağıdır.

Var olmak istiyorsak toplum olarak bu düşünmeye ulaşmamız ve onu yapmamız şarttır.

Başka her şey boş iştir.

Toplumunu seven, bu konuda toplumuna yardımcı olmalıdır.

Akılcı düşünemeyenlere yaşam yoktur artık bu yeryüzünde.

O nedenle Beşeri aklın ne olduğunu ve nasıl çalıştığını bilmek gerekir.

İşte biz, bunu yapmaya ve öğretmeye çalışıyoruz.

Bunu yapmak zor bir iştir.

Ve biz toplum olarak zor işlerden kaçarız.

Bu iş, zihinsel düşünme işidir.

Hadi yapalım!

Neden yapmıyoruz?

Yapmaya ne gerek var ki!

Bunu yapmadan da ülkeyi yemek imkanı varken neden yapalım ki, denmemelidir.

Çünkü halk olarak herkes bunun faturasını ödüyor ve ödeyecektir.

Bugün bile milletimizin karnını doyuramaz olduk.

Aslında canlıların ve insanların beyinlerinde akıl ve zihin diye bir lob yoktur.

Ama canlıların akıl ve zihin dediğimiz aygıtın işlevini gören mekanizmaları vardır.

Akıl, düşünme işlemini yapan aygıt ve mekanizmadır.

Akıl, düşünme komütatörüdür.

Felsefede akıl; soyut düşünme, anlama, kavrama, soyutlama ve hükme varma yetisidir.

Bir fikirden başka bir fikir üretmedir.

Aslında beşeri akıl, soru sormaktır.

Zihin, o soruyu cevaplama işlemidir.

Fikir ve bilgi soyut şeylerdir. 

Manevi demek; manasal yani anlamsal demektir. İlahi olan demek değildir.

“İnsan; insani fikir ve bilgi ürününden ibarettir.”

AKIL ÇAPI NEDİR

Akıl çapı; olgu, obje ve olaylar hakkındaki bilgi, fikir, algılama ve düşünebilme miktarıdır.

Kişi, ne kadar çok boyutu ve katmanı biliyor, soruyor ve algılayabiliyorsa akıl çapı o kadar geniştir demektir.

Bir insanın akıl çapı ne kadar ise o kadar insandır.

 “İnsan demek; anlamak ve algılamaktır.”

Bir şeyi anlamak önemlidir.

Ama onu algılamak daha önemlidir.

Çünkü algılamak bir şeyi kavramak ve o şeyle oluşmaktır.

Bir şeyi algılamak ve onunla oluşmak ancak onun üzerinde düşünme işlemi yaparak zihinsel boğuşmakla olur.

Duyumdan anlamaya, oradan algıya, algıdan kavramaya gidilmelidir.

Hafızayı Geliştirmek

Hafıza, bilginin depolandığı yerdir.

Bilgi öğrenmek hafızayı geliştirir.

Yeni ürün; aklın, bilgi üzerinde düşünerek zihni kullanmasıyla üretilir.

Bilgileri boşuna ezberlemek önemli değildir.

Hafızanın gelişmesi, aklı ve zihni geliştirmez.

Öğrendiğimiz bilgilerin üzerinde düşünmek aklı ve zihni geliştirir.

İşte bize lazım olan da bu düşünmedir.

Sadece hafızanın gelişmesi, ağzın çok çalışmasına yarar. İnsanı boşboğaz, geveze yapar.

“İlim Çin’de de olsa alın,” söylemi yerine “ilmi sen üret,” söylemine geçmek gerekir.

Aklın ve Zihnin Çapını Genişletmek

Mevcudun ilerisine geçmek, öncelikle aklın ve zihnin mevcut çapını genişletmekle mümkündür. Mevcut akıl çapı ile mevcudun ilerisine geçilemez.

Aklın ve zihnin çapı bir tek işlemle genişler.

O da; okumak ve üzerinde sistemli düşünme yapmaktır.

O nedenle ne kadar çok okuma ve düşünme yapılırsa akıl çapı o kadar çok genişler.

Düşünme işlemi yapmak, beyin moleküllerinin, hücrelerinin ve nöronlarının birbirleriyle bağ kurmasına ve etkileşime girmesini sağlar.

İşte beynin gelişmesi de budur.

“İcatlar yapanlar; günde on saat okuyor ve üzerinde on saat düşünüyor.”

Biyolojik akıl somut düşünür.

Bedenimizin kendisi zaten somut düşünmeyi yapar.

Bizim ona müdahalemize gerek yoktur.

Ama beşeri akıl soyut düşünür.

Beşeri soyut düşünmeyi bizim yapmamız gerekir.

Biz yapmazsak ona sahip olamayız.

Düşünme yapılmadıkça var olan düşünme kaynağı tüketilir.

Anlamını anlamadan yapılan dinlemeler, düşünmeyi durdurur.

Fakat anlamaya çalışmaya zorlanmak, düşünmeyi en yoğun kullanmayı sağlar.

Çünkü bu durumda beyin nöronları birbirleriyle çapraz kontak kurarlar.

Nasıl ki mesela ananas meyvesini yemedikçe, onun tadı hakkında farkında olup akıl yürütemeyeceksek, sorgulamaksızın yeni bir boyutun farkında olamayacağız.

Düşünmenin Yapılışı

Beşeri düşünme soyut düşünmedir.

Soyut düşünme işlemi, olabildiğince çok sayıda soru sormak ve cevap bulmak için akıl yürütmektir. Savunma beyni büzüştürür, sorgulama beyni akışkan yapar.

Neden-Sonuç

Düşünme, soru sorularak yapılır.

İngilizce Akıl, “reason” yani “neden”, akıl yürütme ise; “reasoning” yani “nedenleme” demek olması boşuna değildir.

Beyni geliştiren en önemli usul, neden-sonuç ilişkili düşünmedir.

Neden-sonuç ilişkili yapılmayan hiçbir şeyin değeri yoktur.

Kuru kuruya öğrenmek ya da kabul etmek, beyni öldüren şeydir.

Sorular

Düşünme, basitçe şu üç soru sorularak yapılır:

- Bu nedir? Bu neden böyledir? Bu nasıl böyle oluyor?

Akıl çapını genişletmek için, karşılaşılan her şeye bu basit soruları sorup üzerinde düşünmek yeterlidir.

Göreceksiniz bunu yapınca daha çok öğrenmek isteyeceksiniz.

Çünkü öğrendiğiniz şeyden ve öğrenmekten zevk alacaksınız.

Hayata bakışınız değişecektir.

İnsanlığın aklı, beş milyon yıldır, düşünme işlemi yapanlar sayesinde sürekli gelişmiş ve bugünkü icatları yapabilir çapa ulaşmıştır.

Bugünkü akıl çapına insanlık, diktatör ve tiran hükümdarların, düşünürleri ve bilim adamlarını öldürerek, kitap ve kütüphane yakarak geldi.

 “Kıl ile akıl arasında bir harf kadar fark var.

Doğallığı aşamayan kişi, bu bir harfi aşıp kılcılıktan akılcılığa ulaşamaz.”

Evet insanlık, bugüne düşünme yaparak gelmiştir.

Filozof ve matematik bilimadamı Theon, 2500 yıl önce, kızı Kadın filozof Hypatia (MÖ 415-370)’ya şöyle der: 

- “Herkes düşünme hakkını elinde tutmalıdır. Yanlış düşünmek bile, hiç düşünmemekten iyidir.”

Beyin

Beyin, kimyasal yapısı gereği, kaydettiği bilgilerden yeni bilgiler üretir.

Sinir uçları olan nöronların birbirleriyle kontak kurmasıyla çalışır ve bilgi üretir.

Beyne ne kadar çok çeşitli bilgi verilirse beyin, o kadar çok kontak kurar ve o kadar çok bilgi üretir.

Doğal beyin bunu basit şekilde ve tek boyutlu yapar.

Çünkü beş duyu organlarıyla aldığı maddi verilerle doğrudan yapmaktadır.

Tek boyutlu düşünenler, "animal" düşünüyor demektir.

İnsan, maddi olanların yanı sıra maddi olmayan anlamsal yani manevi verileri de beynine vermektedir.

Böylece insan beyni, diğer canlıların yapamadığı çok boyutlu çapraz düşünme yaparak yeni karmaşık bilgiler üretmektedir.

Ne kadar çok anlam verilirse beyin, o kadar çok düşünür ve yeni çok boyutlu bilgi üretir.

İşte aklın ve zihnin çapını belirleyen bu durumdur.

Beyin ve Zeka

Beynin büyüklüğü ve zekanın çokluğu pek önemli değildir.

Çünkü bunlar kendiliğinden fikir ve bilgi üretmezler.

Fikir ve bilgi, çok okumak ve çok düşünerek beyni olabildiğince çok kullanmakla üretilir.

Mesela filozoflar ve icatları yapan bilim insanları pek zeki kişiler değildirler.

Ama çok okuyan ve çok düşünen kişilerdir.

Teorik fizikçilerin teorisine göre; insanların beyin boyutu, zihinsel işlemlerde bir farklılık yaratmıyor.

Örneğin Einstein’ın beyni 1.210 gram idi, ortalamadan bir hayli düşük.

İnsan beyni ortalama 1.5 kilo ağırlığındadır.

Filin beyni, insanın beyninden dokuz kat büyüktür.

Düz Kontak ve Çapraz Kontak Beyin

Çalışma açısından beyin iki çeşittir.

Biri düz kontak, diğeri çapraz kontak beyindir.

Doğal beyin, tek tip maddi somut veri aldığından monolektik düşünür ve düz kontak çalışır. Sadece insan, beynine fikir ve bilgi gibi soyut veriler verdiğinden, beynini çapraz kontakla çalıştırır.

Bedenin sinir sistemi bile sıcak ve soğuk gibi zıt verilerle çalışmaya programlıdır.

Sadece soğuk veri verilen beyin, bir süre sonra sıcak veriyi algılamaz olur.

Tek tip okuma yapmak, beyinde milyarlarca nöronların birbiriyle kontak kurarak çalışmasına neden olur.

Bu okuma, beyni düz kontak çalıştırır.

Zıt şeyler okumak ve diyalektik düşünme yapmak, insan beyninin sinir uçlarının trilyonlara varan kontak yaparak çalışmasına neden olur.

Bu diyalektik düşünme, beyni çapraz kontak çalıştırır.

Bilgiler üzerinde çapraz, zıt ve karmaşık düşünme işlemi yapmak gerekir.

Bizim, toplumsal olarak tarihimizde diyalektik düşünme yaptığımıza dair kayıtlar da, eserler de yoktur.

Ama daha önemlisi bugün bile diyalektik düşünme, üniversitelerimizde bile yapılmıyor.

Neden icat yapamadığımızın nedeni böylece ortaya çıkmış oluyor.

İcatları yapan kişilerin ülkelerinin eğitim sisteminin her kademesinde diyalektik düşünme yapılıyor.

Dolayısıyla milyarlarca kontak yaparak çalışan beyin, trilyonlarca kontak yaparak çalışan beyin ile baş edemez.

İşte bu nedenle insanları sadece dinsel ya da sadece din dışı kitaplar okumaya zorlayanlar, insanlarına aynı en büyük kötülüğü yaparlar.

Çünkü her iki yol da, insanların düz kontak beyin olarak kalmalarına neden olur.

Sürekli aynı fikirde kalmakla övünmenin nedeni, işte bu tek boyutlu doğal somut düşünmektir.

Anne ve Babalar

Çocuğunu seven her anne ve babanın, öncelikle kendi akıl çaplarını genişletmeleri gerekir.

Çünkü aklın gelişmesinden, önce çocuklar yararlanacaklardır.

Şimdi bir düşünün, akıl çapı dar kalmış ana-babanın çocukları, akıl çapı geniş olan ailelere göre dezavantajlı başlıyorlar hayata.

Akıl çapı dar olan bir toplumun çocukları da akıl çapı daha geniş olan diğer toplumlara göre dezavantajlı oluyorlar.

Onlarla nasıl baş edecekler ve rekabet edecekler?

Çocuklarınızın akıl çapını genişletmesini eğitim kurumlarından beklemeyin.

Oralarda bu iş yapılmıyor ve bu işi yapacak kişiler de yoktur.

Onun için görev ana babaya düşmektedir.

Şimdi eğer kişi, kendisi özel çaba harcamadıysa profesör de olsa, beş yaşında çocuk iken ailesinden edindiği akıl çapı değişmiyor.

Felsefe Kitabı Okuma

Okuyacağımız her kitap, aklımızı ve zihnimizi geliştiren kitap olmalıdır.

Boşuna okuma yapmamak gerekir.

Mesela roman okuyacaksak, duygularımızı tatmin etmek için okumamak gerekir.

Önce edebiyat felsefesi, şiir felsefesi ya da dil felsefesi kitabı okumak gerekir.

Böylece hem okuyacağımız roman ya da şiir kitabında ne arayacağımızı biliriz hem de o kitaptaki fikirler üzerinde nasıl düşünme yapacağımızı biliriz.

Kitapçıya gidin.

Felsefe bölümüne geçin.

İlgi duyduğunuz konuda ya da herhangi bir konuda bir tane felsefi kitap, sadece bir tane kitap alın.

Birden çok kitap almayın.

Ama bu kitabı on kez okumayı kabul edin.

Bu kitabı bir kere, sıradan okuma ile okuyun.

İkinci de daha yavaş okuyun.

Üçüncüde kitaptaki fikirleri anlamaya çalışın.

Kitapta geçen her kelimeye internetten bakarak anlamını öğrenin.

Bildiğiniz kelimenin dahi anlamına bakın.

Daha önce bildiğiniz anlamları bir kenara bırakın.

Dördüncüde filozofun nasıl felsefe yaptığına dikkat ederek okuyun.

Daha sonra kitabın içindeki konulardan ilgi duyduğunuzu okuyun.

Beşincide okuduğunuzun üzerinde düşünün.

- Böyle düşünme ile kitabı birkaç kere okuyun.

Bu işlemi bir kez yapmak, zor olan işin yapılmasını sağlayacak ve ondan sonra okuma ve düşünme işi kolaylaşacaktır.

Göreceksiniz ki farkında olmadan çok gelişmiş olacaksınız.

Zihniniz gelişecek, akıl çapınız genişleyecek, kelime ve ifade kalıplarınız gelişecek.

Ve siz, daha önceki siz olmaktan çıkacak gelişmiş bir kişi olacaksınız.

Daha önce sorduğunuz soruları sormaz olacaksınız.

Daha önce sorduğunuz cevapları kendiniz bulacaksınız.

Gördüğünüz bütün olgu, obje ve olayları anlayacaksınız.

Anlamlandıracaksınız.

Her şeyden ve hayattan zevk alacaksınız.

Sonuç

İslam dünyası ve Türkiye, çağımızın akıl çapına ulaşamadığı sürece, insanlık çizgisinin bugünkü kesiti tarafından insanlığın gelişmesine bir engel ve düşman olarak görülmeye devam edecektir. Çünkü insanlıkla uyumsuz görülecektir.

Bir an önce insanlık çizgisinin bugünkü kesitine eklemlenmek şarttır.

Bu eklemlenme, önce sadece beşeri sistematik düşünme yapmakla ve sonra da çağımızın “akılcı ve bilimsel” düşünme biçimine ulaşmakla mümkündür.

İslam dünyasının ve Türkiye’nin asıl “beka” sorunu budur.

Çünkü bu uyumsuzlukta direnildiği sürece, insanlık, uyumsuzları elimine etmeye çalışacaktır. 

Bu sunduğum bilgiler benim bulduğum buluşlar değildir.

Benim yaptığım iş, sadece milletimiz adına bu bilgileri okumak, algılamak, özümsemek ve milletimizin olabildiğince her kesiminin anlayacağı dilde ifade etmektir

………Prof. Dr. Niyazi Kahveci

https://www.ulusaldemokrasienstitusu.org/1150-2/

23 Mart 2022 Çarşamba

Çin'de inanılmaz süper zengin büyüme

    Çin'de inanılmaz süper zengin büyüme                         

Çin'in teknoloji kurucuları geçtiğimiz yıl boyunca ağır kayıplar yaşadı. 

Ancak genel olarak, Halk Cumhuriyeti'nde her zamankinden daha fazla süper zengin insan var.

Batı için Forbes listesi ne ise, Çin için Hurun raporu odur. 

Tıpkı Forbes gibi Hurun dergisi de her yıl Halk Cumhuriyeti'nde büyük ilgi gören küresel bir milyarder sıralaması yayınlıyor. 

Tıpkı Forbes gibi, Hurun da şu anki dünyanın en zengin adamı sıralamasında 205 milyar ABD dolarını aşan tahmini servetiyle Tesla'nın kurucusu Elon Musk'ı seçti.

Daha da ilginç olanı, Hurun'un en zengin Çinliler hakkında sağladığı bilgilerdir. 

En son Hurun istatistikleri, Pekin'in teknolojik çöküşünün Çinli milyarderleri geçen yıl süper zenginler arasında nasıl büyük kaybedenler haline getirdiğini gösteriyor. 

Çin liderliği, zorlu yeni kurallarla endüstriyi çökerttiğinden, Çin teknoloji hisseleri 2021'de yaklaşık 1 trilyon dolar değer kaybetti.

Bu çöküşün Çinli teknoloji devlerinin servetleri üzerinde önemli bir etkisi oldu. 

Alibaba'nın kurucusu Jack Ma en büyük kaybedenler arasındaydı. 

Mevcut Hurun listesinde 37 milyar dolar olduğu tahmin edilen servetinin yaklaşık üçte birini kaybetti. 

İnternet devi Tencent'in kurucusu Pony Ma, 52 milyar dolarlık servetini de aynı miktarda kaybetti. 

Doğrudan Alibaba rakibi Pinduoduo'nun kurucusu Huang Zheng, servetinin yüzde 72'sini kağıt üzerinde kaybetti ve hala 19 milyar dolar değerindeydi.

Hurun'a göre, geçen yıl küresel milyarderler arasında en büyük on kaybedenden dokuzu Çin'den geldi. 

Aksi takdirde, sadece Facebook patronu Mark Zuckerberg bu olumsuz listeye girdi.

Ancak Hurun analizi sadece Çin'de kimin düşüşte olduğu hakkında bilgi vermekle kalmıyor, aynı zamanda yükselen yıldızlar arasında hangi şirket ve sektörlerin olduğu hakkında da bilgi veriyor. 

Bazı teknoloji devleri Pekin'in gözünden düşmüş olabilir, diğerleri ise nüfuz kazanıyor. 

Çin liderliği, örneğin, Halk Cumhuriyeti'nin elektrikli arabalar ve pil teknolojilerinde dünya pazar liderleri üretmesi gerektiği gerçeğini gizlemiyor.
Devasa devlet yardımı sayesinde, son yıllarda bazı insanları çok zengin yapan devasa yeni endüstriler büyüdü. 

Örneğin, elektrikli otomobil aküsü üreticisi CATL'nin kurucusu Zeng Yuqun. Zeng'in serveti, CATL'nin yükselen hisse fiyatı sayesinde geçen yıl yüzde 56 artarak 52 milyar dolara ulaştı. 

Bu yılki Hurun milyarder sıralamasında yedi CATL kurucu ortağı ve yöneticisi var.

Çin liderliğinin stratejik olarak önemli gördüğü diğer endüstriler de benzer şekilde faydalandı. 

Çinli milyarderler arasında yüzde olarak en fazla kazananlardan biri, güneş enerjisi şirketi Trina Solar'ın kurucusu Gao Jifan. 

Bir yıl içinde servetini yüzde 227 artırarak 8,5 milyar dolara çıkardı. 

Bazı ilaç girişimcileri ve çip endüstrisindeki girişimciler de güçlü kazanımlar elde etti.

Genel olarak, Çin'in teknoloji kurucularının savunmaya geçtiğini gösteriyor. 

Ancak bu eğilim Çin'deki milyarder sayısında bir azalmaya yol açmadı. 

Aksine: Hurun'a göre 75 yeni milyarderle Halk Cumhuriyeti, geçen yıl diğer tüm ülkelerden daha fazla yeni süper zengin kaydetti. 

Yeni zenginler listesinde 1.133 dolar ile Çin, 716 milyarder ile ABD'nin çok önünde yer alıyor.

İlk kez, Çin şehirleri çoğu milyarder sakini için en üstteki üç konumu da işgal etti. 

Hurun'a göre Pekin, 144 milyarder ile listenin başında, 121 ile Şanghay ve 113 ile Shenzhen'in önünde yer alıyor. 110 milyarderiyle New York ilk kez dördüncü sırada yer alıyor.

Bununla birlikte, Amerika'nın milyarderleri, toplam servet açısından Çinlilerden daha iyi performans göstermeye devam ediyor. 

Çin'in süper zenginleri bu servetin yaklaşık yüzde 27'sine sahipken, dünyadaki bilinen tüm milyarderlerin toplam servetinin yaklaşık yüzde 32'sine sahipler.

Amerika Birleşik Devletleri, bireysel varlıkların büyüklüğü söz konusu olduğunda da hala en üstte. 

En zengin Çinli, içme suyu kralı Zhong Shanshan, tahmini 72 milyar dolar ile küresel sıralamada sadece 15. sırada yer alıyor. 

Ondan önce, alana Amerikalılar hakim.

.    23 Mart 2022 WirtschaftsWoche

Das erstaunliche Superreichen-Wachstum in China

https://www.wiwo.de/politik/ausland/reichtum-das-erstaunliche-superreichen-wachstum-in-china/28187806.html?social=instagram&utm_campaign=later-linkinbio-wirtschaftswoche&utm_content=later-25554403&utm_medium=social&utm_source=linkin.bio


21 Mart 2022 Pazartesi

NEVRUZ BAYRAMININ TÜRK TARİHİNDEKİ SEYRİ

    NEVRUZ BAYRAMININ TÜRK TARİHİNDEKİ SEYRİ              

Bayramlar, halkın gülüp eğlendiği, sevinç içinde geçirdiği özel günlerdir.

Dinî olduğu kadar, millî karakterler taşırlar.

İnsanlar bu özel günlerde barış ve kardeşlik duygularını pekiştirerek kaynaşırlar.

Dinî bayramlar insanları ruhî bakımdan en üst seviyelere çıkarırken, millî bayramlar da milletleri benlik ve kültürleri bakımından üst seviyelere çıkarır.

Türk tarihinin bilinen en eski bayramı olan ve yazılı kaynaklarda günümüze kadar 3000 yıllık geçmişi bulunan millî bayramımız NEVRUZ’dur.

Nevruz Farsça bir kelime olup“Yeni gün” anlamına gelmektedir.

Yeni gün baharın geliş günü ve Türklerde takvim başlangıcı olan yıl başıdır.

Orta Asya bozkırlarında çetin tabiat şartlarında yaşayan Türkler, şiddetli geçen kışın, yerini yavaş yavaş bahara bırakmasını bir bahar bayramı olarak kutlamaktadırlar.

Bu bayram günü, bilinen en eski Türk takvimi olan On İki Hayvanlı takvimde 21 marta rast gelmektedir.

Nevruzun doğuşu ile ilgili olarak Ebul Gazi Bahadır Han’ın “Türk Şeceresi” adlı eserindeki kayıt bu bayramın kaynağını aydınlatmaktadır.

Buna göre Nevruz’un başlangıcı Türk Ergenekon Destanı’na kadar inmektedir.

Bu destana göre; Türkler düşman saldırılarına maruz kalmış ve hepsi kılıçtan geçirilmiştir.

Göktürk Hanı İl-Han’ın oğlu Kıyan ile yeğeni Tukus bu düşman istilâsından aileleri ile birlikte kurtulmayı başararak kaçmışlardır. Bolluk ve bereketli bir bölgeye gelip yerleşmişler ve burada çoğalmışlardır. Bu verimli yere Ergenekon adını koymuşlardır.

Ergenekon’da 400 yıl kaldıktan sonra bu bölge kendilerine artık yetmez olmuş ve buradan dışarı çıkmak, yeni yerler aramak ihtiyacını duymuşlardır.

Demir madeni yüklü olan dağın demir cevherini eriterek Ergenekon’dan çıkmayı başarmışlardır.

O günden beri bu günü Türkler bayram sayarlar.

Bir parça demiri ateşe salıp kızdırırlar.

Önce kağan bir kıskaçla tutup örse koyar, çekiçle döver.

Ondan sonra beyler de aynı şeyi tekrarlarlar.

Bunu mukaddes bilirler ve böylece şükretmiş olurlar.

Bu bakımdan 21 mart, nasıl tabiatın kıştan kurtulduğu günün başlangıcı ise, Türklerin istiklâllerini ilân ettikleri gün olarak da kabul edilmiştir ve bayram olarak kutlanmaktadır.

Türk tarihinde bu iki gelişmenin tarihi 21 mart gününe tekabül ettiği için bu çifte bayram Nevruz Bayramı olarak kutlanmaktadır.

Nevruz geleneği halkın bir eğlenme, neşelenme günü olduğu kadar eski Türk devletleri düzeninde de önemli bir gündür.

Büyük Selçuklu Devleti zamanında İslâmiyet’in kabulünden sonra kullanılan Hicrî takvim yeterli görülmeyerek eski Türk takvimine benzer sultan Melikşah zamanında “Takvim-i celali” adıyla yılbaşı günü 21 mart olan takvim yapılmış ve malî işlerde uzun süre kullanılmıştır.

Diğer Türk devleti olan Akkoyunlularda Uzun Hasan tarafından düzenlenen ve adını verdiği “Hasan Padişah Kanunları”nda 21 mart takvim başlangıcıdır ve vergi toplama dönemi olarak Nevruz geleneği kuvvetli olarak yaşamaktadır.

Aynı durum Karakoyunlu hükümdarı Cihan Şah’ın şair olması ve şiirlerinde bu eğlencelere yer vermesi, bu devlette de Nevruz geleneğinin varlığını kanıtlamaktadır.

Türklerin XI. yüzyıl ve XII. yüzyılın önemli kaynaklarında da Nevruz kutlamalarına ve şenliklerine sıkça rastlanmaktadır.

XI. yüzyılın önemli ismi El Biruni Nevruzdan söz etmiş ve Türklerin yanı sıra bütün Ön Asya topluluklarında geleneklerden bahsederek Türklerin Nevruz geleneğine çok önem verdiğinden söz eder.

Kaşgarlı Mahmut ise “Divan-ı Lügat-it Türk” adlı eserinde Nevruzu yılbaşı başlangıcı olarak kabul eder ve bu güne “bayram” ismini verir.

Anadolu’da Osmanlı ailesini çıkarmış olan Kayı Boyu’na mensup Karakeçili aşireti mensuplarının 21 mart tarihinde Ertuğrul gazinin türbesi etrafında toplandıkları, burada bayram  ile şenlikler yaptıkları, at yarıştırdıkları, cirit ve güreş sporları düzenlediklerini görüyoruz ki bunlar Nevruz gelenekleri içerisindedir.

Ona “Yörük bayramı” adını verirlerdi.

Karakeçeli yörükler tarafından en geniş şekilde uygulanan bir bayram olduğu için olayın Ertuğrul Gazi’nin türbesinin etrafında gerçekleştirilmiş olmasının bir başka anlamı vardır.

Bu gün hâlâ Doğu Anadolu,Güney Doğu Anadolu ve Azerbaycan’da Nevruz geleneklerinden bazıları olan atalarının ölülerini ziyaret etmek, dualar okumak ve onlar için hayırlar yapmak biçimindeki gelenek sürdürülmektedir. 

Osmanlı Devletinde sarayda 21 mart Nevruz bayramı büyük bir coşku ile kutlanırdı.

Bugüne “Sultan Nevruzu” adı verilirdi.

O güne özgü macunlar yani mesir macunu yapılır ve halka dağıtılırdı.

Devlet erkânı kendi arasında hediyeleşirdi. Bu hediyelere “Nevruziye” adı verilmekteydi.

Gerek divan şairleri, gerekse halk şairleri aynı şekilde Nevruziye adı verilen kasideler, şiirler yazardı. Türk edebiyat tarihi incelendiğinde hemen hemen her divan şairimizin, halk şairimizin ve her Bektaşi şairimizin Nevruziye yazdıklarına şahit olunmaktadır.

Osmanlılarda Nevruz hazırlıkları 21 mart tarihinden 3-4 gün önceden başlatılır 21 mart günü doğrudan Osmanlı padişahlarının katıldığı törenler yapılırdı.

21 mart günü padişahın Nevruz tebriklerini kabul ettiği, sultan tarafından kutlanan gün olması dolayısı ile bugüne Nevruzu Sultani adı verilmiştir.

Nevruz, Cumhuriyetin ilk yıllarında da resmî bayram olarak büyük törenlerle kutlanmıştır.

1925 yılında Ankara’da Nevruz münasebeti ile Mustafa Kemal Paşa’nın huzurunda yapılan bir resmî geçitte askerî kıt’alar başlarında “gök sancaklar, al sancaklar” olduğu hâlde yürümüştür.

1926 yılından itibaren Milâdî takvimin kabulü ile Nevruz yılbaşı olmaktan çıkmıştır.

Bugüne baktığımızda; Kazak, Kırgız,Özbek, Türkmen ve Azeri Türklerinde; Tataristan’da, Gagavuzlar’da, Türkiye Türklerinde,Irak,İran ve Suriye  ve Balkan Türklerinde Nevruz geleneği çok canlı bir şekilde yaşatılır.

Türk dünyasında baharın gelişi Nevruz adı altında en eski tarihden beri kutlanmaktadır.

Bu nedenle Nevruz biz Türklerin tarihinin, edebiyatının, örfünün, geleneklerinin bir parçası olmuştur.

Bunu da yukarıda açıklamış olduğumuz tarihsel gelişim kanıtlamaktadır.

Nevruzun Türk topluluklarında çok şeyler ifade ettiğini görmekteyiz;

a)İnsanlar arasında sevgiyi ve saygıyı artırır.

b)Dargınlıkları unutturur, kardeşliği hatırlatır.

c)Birlik ve beraberliği sağlar.

d)Bolluk ve bereketin habercisidir.

Nevruz adı Türkler arasında değişik isimler olarak günümüze kadar gelmiştir. “mart dokuzu, sultan nevruz, sultan nevriz, navruz, Manisa mesir günü...”

Özellikle mesir macunu yapımı, bu Nevruz kutlamalarının bir parçası olarak çeşitli bitkilerin karıştırılarak macun hâline getirilmesi ile yapılır ki, günümüzde çok canlı bir gelenektir.

Gene Türklerde Nevruz adı kişi adı olarak kullanıldığı gibi soy adı olarak da kullanılır.

Türklerden başka hiçbir toplulukta olmayan bu adet Nevruzun mahiyetini ve gerçek sahibini belirleyecek kadar önemlidir.

Kırgızlar da Navrız soyu, Azerilerde Nevruz uşağı boy adı, Özbeklerde Nevruz sultan adlı hükümdarın varlığı bunun açık misalleridir.

Gene Türk dünyasında baharın müjdecisi çiçeklerden birincisi olan kardelen çiçeğine “Nevruz çiçeği” adı verilmiştir.

Görüldüğü gibi Nevruz tüm Türk coğrafyasında yaşayan,Türkleri birbirine kenetleyen, bağlayan, kaynaştıran bir millî örfler, adetler, gelenekler bütünüdür.

Nevruz berekettir, Nevruz sevgidir.

Bu bereket ve sevgi bağının hepimizi birbirimize bağlamasını, aziz vatanımızın ve milletimizin bölünmez birliğinin en güzel bir sembolü olmasını diliyorum ve hepinizin Nevruzunu kutluyorum...

.    Ali YAZGI*

Kaynaklar

Türk Dünyası Dergisi Yıl 5 Sayı 12.

Tarih ve etnografyası açısından Nevruz Boğaziçi İlmi Araştırmaları servisi

Türk millî kültüründe Nevruz Yard.Doç. Zeynel Abidin Makas.

 (*) Fatsa Lisesi Tarih Öğretmeni/ORDU

TÜRKİYE HAYALİ

Hedefteki üniter, laik Cumhuriyet: .   ABD'NİN YENİ TÜRKİYE HAYALİ   . .    Samuel Huntington, “ Medeniyetler Çatışması ” adlı kitab...