9 Aralık 2022 Cuma

İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi

  İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi

.  Birleşmiş Milletler Genel Kurulu İnsanlık topluluğunun bütün bireyleriyle kuruluşlarının bu bildirgeyi her zaman göz önünde tutarak eğitim ve öğretim yoluyla bu hak ve özgürlüklere saygıyı geliştirmeye, giderek artan ulusal ve uluslararası önlemlerle gerek üye devletlerin halkları ve gerekse bu devletlerin yönetimi altındaki ülkeler halkları arasında bu hakların dünyaca etkin olarak tanınmasını ve uygulanmasını sağlamaya çaba göstermeleri amacıyla tüm halklar ve uluslar için ortak ideal ölçüleri belirleyen bu İnsan Hakları Evrensel Bildirgesini ilan eder.

Madde 1

Bütün insanlar özgür, onur ve haklar bakımından eşit doğarlar. Akıl ve vicdana sahiptirler, birbirlerine karşı kardeşlik anlayışıyla davranmalıdırlar.

Madde 2

Herkes, ırk, renk, cinsiyet, dil, din, siyasal veya başka bir görüş, ulusal veya sosyal köken, mülkiyet, doğuş veya herhangi başka bir ayrım gözetmeksizin bu Bildirge ile ilan olunan bütün haklardan ve bütün özgürlüklerden yararlanabilir. Ayrıca, ister bağımsız olsun, ister vesayet altında veya özerk olmayan ya da başka bir egemenlik kısıtlamasına bağlı ülke yurttaşı olsun, bir kimse hakkında, uyruğunda bulunduğu devlet veya ülkenin siyasal, hukuksal veya uluslararası statüsü bakımından hiçbir ayrım gözetilmeyecektir.

Madde 3

Yaşamak, özgürlük ve kişi güvenliği herkesin hakkıdır.

Madde 4

Hiç kimse kölelik veya kulluk altında bulundurulamaz, kölelik ve köle ticareti her türlü biçimde yasaktır.

Madde 5

Hiç kimseye işkence yapılamaz, zalimce, insanlık dışı veya onur kırıcı davranışlarda bulunulamaz ve ceza verilemez.

Madde 6

Herkesin, her nerede olursa olsun, hukuksal kişiliğinin tanınması hakkı vardır.

Madde 7

 Herkes yasa önünde eşittir ve ayrım gözetilmeksizin yasanın korunmasından eşit olarak yararlanma hakkına sahiptir. Herkesin bu bildirgeye aykırı her türlü ayrım gözetici işleme karşı ve böyle işlemler için yapılacak her türlü kışkırtmaya karşı eşit korunma hakkı vardır.

Madde 8

Herkesin anayasa yada yasayla tanınmış temel haklarını çiğneyen eylemlere karşı yetkili ulusal mahkemeler eliyle etkin bir yargı yoluna başvurma hakkı vardır.

Madde 9

Hiç kimse keyfi olarak yakalanamaz, tutuklanamaz ve sürgün edilemez.

Madde 10

Herkesin, hak ve yükümlülükleri belirlenirken ve kendisine bir suç yüklenirken, tam bir şekilde davasının bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından hakça ve açık olarak görülmesini istemeye hakkı vardır.

Madde 11

 

      1. Kendisine bir suç yüklenen herkes, savunması için gerekli olan tüm güvencelerin tanındığıık bir yargılama sonunda, yasaya göre suçlu olduğu saptanmadıkça, suçsuz sayılır.

      2. Hiç kimse işlendiği sırada ulusal yada uluslararası hukuka göre bir suç oluşturmayan herhangi bir eylem veya ihmalden dolayı suçlu sayılamaz. Kimseye suçun işlendiği sırada uygulanabilecek olan cezadan daha ağır bir ceza verilemez.

Madde 12

Kimsenin özel yaşamına, ailesine konutuna ya da haberleşmesine keyfi olarak karışılamaz, şeref ve adına saldırılamaz. Herkesin bu gibi karışma ve saldırılara karşı yasa tarafından korunmaya hakkı vardır.

Madde 13

 

      1. Herkesin bir devletin toprakları üzerinde serbestçe dolaşma ve oturma hakkı vardır.

     2. Herkes , kendi ülkesi de dahil olmak üzere, herhangi bir ülkeden ayrılmak ve ülkesine yeniden dönmek hakkına sahiptir.

Madde 14

 

     1. Herkesin zulüm altında başka ülkelere sığınma ve sığınma olanaklarından yararlanma hakkı vardır.

     2. Gerçekten siyasal nitelik taşımayan suçlardan veya Birleşmiş Milletlerin amaç ve ülkelerine aykırı eylemlerden doğan kovuşturma durumunda bu haktan yararlanılamaz.

Madde 15

 

    1. Herkesin bir yurttaşlığa hakkı vardır.

    2. Hiç kimse keyfi olarak yurttaşlığından veya yurttaşlığını değiştirme hakkından yoksun bırakılamaz.

Madde 16

 

     1. Yetişkin her erkeğin ve kadının, ırk, yurttaşlık veya din bakımlarından herhangi bir kısıtlamaya uğramaksızın evlenme ve aile kurmaya hakkı vardır.

    2. Evlenme sözleşmesi, ancak evleneceklerin özgür ve tam iradeleriyle yapılır.

    3. Aile, toplumun, doğal ve temel unsurudur, toplum ve devlet tarafından korunur.

Madde 17

 

    1. Herkesin tek başına veya başkalarıyla ortaklaşa mülkiyet hakkı

vardır.

    2. Hiç kimse keyfi olarak mülkiyetinden yoksun bırakılamaz.

Madde 18

Her şahsın fikir, vicdan ve din hürriyetine hakkı vardır; bu hak, din veya kanaat değiştirmek hürriyetini, dinini veya kanaatini tek başına veya topluca, açık olarak veya özel surette, öğretim, tatbikat, ibadet ve âyinlerle izhar etmek hürriyetini gerektirir.

Madde 19

Herkesin düşünce ve anlatım özgürlüğüne hakkı vardır. Bu hak düşüncelerinden dolayı rahatsız edilmemek, ülke sınırları söz konusu olmaksızın, bilgi ve düşünceleri her yoldan araştırmak, elde etmek ve yaymak hakkını gerekli kılar.

Madde 20

    1. Herkesin silahsız ve saldırısız toplanma, dernek kurma ve derneğe katılma özgürlüğü vardır.

    2. Hiç kimse bir derneğe girmeye zorlanamaz.

Madde 21

    1. Herkes, doğrudan veya serbestçe seçilmiş temsilciler aracılığı ile ülkesinin yönetimine katılma hakkına sahiptir.

    2. Herkesin ülkesinin kamu hizmetlerinden eşit olarak yararlanma hakkı vardır.

    3. Halkın iradesi hükümet otoritesinin temelidir. Bu irade, gizli veya serbestliği sağlayacak benzeri bir yöntemle genel ve eşit oy verme yoluyla yapılacak ve belirli aralıklarla tekrarlanacak dürüst seçimlerle belirlenir.

Madde 22

Herkesin, toplumun bir üyesi olarak, sosyal güvenliğe hakkı vardır. Ulusal çabalarla ve uluslararası işbirliği yoluyla ve her devletin örgütlenmesine ve kaynaklarına göre, herkes onur ve kişiliğinin serbestçe gelişim için gerekli olan ekonomik, sosyal ve kültürel haklarının gerçekleştirilmesi hakkına sahiptir.

Madde 23

 

    1. Herkesin çalışma, işini serbestçe seçme, adaletli ve elverişli koşullarda çalışma ve işsizliğe karşı korunma hakkı vardır.

    2. Herkesin, herhangi bir ayrım gözetmeksizin, eşit iş için eşit ücrete hakkı vardır.

    3. Herkesin kendisi ve ailesi için insan onuruna yaraşır ve gerekirse her türlü sosyal koruma önlemleriyle desteklenmiş bir yaşam sağlayacak adil ve elverişli bir ücrete hakkı vardır.

    4. Herkesin çıkarını korumak için sendika kurma veya sendikaya üye olma hakkı vardır.

Madde 24

Herkesin dinlenmeye, eğlenmeye, özellikle çalışma süresinin makul ölçüde sınırlandırılmasına ve belirli dönemlerde ücretli izne çıkmaya hakkı vardır.

Madde 25

 

    1. Herkesin kendisinin ve ailesinin sağlık ve refahı için beslenme, giyim, konut ve tıbbi bakım hakkı vardır. Herkes, işsizlik, hastalık, sakatlık, dulluk, yaşlılık ve kendi iradesi dışındaki koşullardan doğan geçim sıkıntısı durumunda güvenlik hakkına sahiptir.

    2. Anaların ve çocukların özel bakım ve yardım görme hakları vardır. Bütün çocuklar, evlilik içi veya evlilik dışı doğmuş olsunlar, aynı sosyal güvenceden yararlanırlar.

Madde 26

 

    1. Herkes eğitim hakkına sahiptir. Eğitim, en azından ilk ve temel eğitim aşamasında parasızdır. İlköğretim zorunludur. Teknik ve mesleksel eğitim herkese açıktır. Yüksek öğretim, yeteneklerine göre herkese tam bir eşitlikle açık olmalıdır.

    2. Eğitim insan kişiliğini tam geliştirmeye ve insan haklarıyla temel özgürlüklere saygıyı güçlendirmeye yönelik olmalıdır. Eğitim, bütün uluslar, ırklar ve dinsel topluluklar arasında anlayış, hoşgörü ve dostluğu özendirmeli ve Birleşmiş Milletlerin barışı koruma yolundaki çalışmalarını geliştirmelidir.

   3. Çocuklara verilecek eğitimin türünü seçmek, öncelikle ana ve babanın hakkıdır.

Madde 27

 

   1. Herkes toplumun kültürel yaşamına serbestçe katılma, güzel sanatlardan yararlanma, bilimsel gelişmeye katılma ve bundan yararlanma hakkına sahiptir.

   2. Herkesin yaratıcısı olduğu bilim, edebiyat ve sanat ürünlerinden doğan maddi ve manevi çıkarlarının korunmasına hakkı vardır.

Madde 28

Herkesin bu Bildirgede öngörülen hak ve özgürlüklerin gerçekleşeceği bir toplumsal ve uluslararası düzene hakkı vardır.

Madde 29

 

   1. Herkesin, kişiliğinin serbestçe ve tam gelişmesine olanak veren topluma karşı ödevleri vardır.

   2. Herkes haklarını kullanırken ve özgürlüklerinden yararlanırken, başkalarının hak ve özgürlüklerinin tanınması ve bunlara saygı gösterilmesinin sağlanması ve demokratik bir toplumda genel ahlak ve kamu düzeniyle genel refahın gereklerinin karşılanması amacıyla yalnız yasayla belirlenmiş sınırlamalara bağlı olur.

   3. Bu hak ve özgürlükler hiçbir koşulda Birleşmiş Milletlerin amaç ve ilkelerine aykırı olarak kullanılamaz.

Madde 30

Bu bildirgenin hiçbir kuralı, herhangi bir devlet, topluluk veya kişiye, burada açıklanan hak ve özgürlüklerden herhangi birinin yok edilmesini amaçlayan bir girişimde veya eylemde bulunma hakkını verir biçimde yorumlanamaz.

 https://www.danistay.gov.tr/upload/insanhaklarievrenselbeyannamesi.pdf



29 Kasım 2022 Salı

METAMFETAMİN

 -  METAMFETAMİN NEDİR?

Metamfetamin Bağımlılığı Tedavisi Nasıl Yapılır?

Sigara, alkol ve madde kullanımı kişilerin sağlığını doğrudan tehdit eden önemli zararlı alışkanlıklar arasında yer alır.

Keyif veren özelliğe sahip olmaları nedeniyle psikolojik olarak pozitif pekiştirme ile bağımlılık yaratan bu alışkanlıklar, vücutta çeşitli dokularda geri dönüşümü olmayan tahribatlara yol açarak hayatı tehdit edebilecek önemli sağlık sorunlarına neden olabilir.

Günümüzde madde bağımlılığı açısından önemli görülen tehlikeli maddelerden biri de metamfetamindir.

Metamfetamin Nedir?

Metamfetamin uyuşturucu maddeleri arasında stimülan olarak da bilinen, sinir sistemindeki hücreleri uyararak etki gösteren bağımlılık yapıcı maddelerden biridir.

Genel olarak hap formunda bulunabildiği gibi toz formunda da bulunur.

Toplumda kristal, buz, meth, ice gibi isimlerle anılan metamfetamin, kişinin psikolojik duygu durumunda ani yükselmelere yol açabildiği gibi etkisinin sönmesiyle birlikte kişide depresyon veya uykusuzluk gibi psikolojik koşullara neden olabilir.

Bu anlamda keyif verici etkisinin devamlılığını sağlamak adına pozitif pekiştirme etkisiyle bağımlılık yaratabilir.

Metamfetamin Nasıl Etki Gösterir?

Metamfetamin beyinde yer alan sinir hücrelerinin yüzeyindeki birtakım reseptörlere bağlanarak hücrelerde normalden daha fazla uyarı gelişmesine neden olur.

Bunun sonucunda beynin psikolojik durumunu belirleyen bölgeleri, haz merkezleri ve görsel alanlar gibi farklı bölgelerde uyarı artışı ile aşağıdaki klinik belirtiler gelişir:

·       Yüksek derecede heyecan veya adrenalin, zindelik ve enerji hissi

·       Yüksek derecede özgüven veya cesaret

·       Öfori ya da aşırı derece mutluluk, coşkunluk hissi

·       Künt duygu durum veya çevredeki olaylara aldırmazlık hali

·       Paranoya, sanrı veya halüsinasyon gibi psikotik belirtiler

·       Artmış cinsel istek

·       Kırılgan duygu durum veya ajitasyon, belirli olaylara aşırı tepki verme

·       Konuşkanlıkta, sosyallikte artış

·       Davranışlarda aşırılık ve olduğundan farklı davranış kalıpları sergileme

·       Kan basıncında ve kalp hızında artış

·       Vücut sıcaklığında artış

·       İştah kaybı

Metamfetamin Bağımlılığı Nedir?

Vücudun biyokimyası gereği, beyin hücrelerinin metamfetamine maruz kalmasıyla hücreler uyarı sayısını düzenlemek için maddenin bağlandığı reseptörlerin sayısını azaltır.

Buna bağlı olarak kişi, önceki kullanımlarda aldığı haz verici etkileri aynı düzeyde alabilmek için daha yüksek dozda madde kullanımına ihtiyaç duyar.

Tolerans olarak bilinen bu etki nedeniyle, kişi kronik kullanımda her seferinde daha fazla dozda madde kullanmak zorunda kalır ve zamanla madde bağımlılığı gelişir.

Yine benzer şekilde, madde kullanımını takiben metamfetaminin vücuttaki dozunun madde atılımına bağlı olarak azalmasıyla kişide çekilme belirtileri olarak da bilinen rahatsız edici semptomlar ortaya çıkar.

.    Bu semptomlar aşağıdaki gibi özetlenebilir:

·       Kaygı, huzursuzluk veya depresyon gibi psikolojik belirtiler

·       Gözlerde kızarma, yaşarma, tahriş hissi

·       Duygu durumda düşüklük, duygulanımda azalma, çevreye ilgisizlik

·       Uyku bozuklukları veya uykusuzluk

·       Halsizlik, yorgunluk

·       Sosyal yönden çekilme, motivasyonda azalma, iş performansında düşme

·       Cinsel istekte azalma

·       Paranoya

·       İştahta artış

Kişi, madde çekilmesine bağlı gelişen bu negatif belirtilerin ortaya çıkmasını engellemek adına madde kullanımına devam eder ve bağımlılığını artırır.

Bahsedilen fiziksel bağımlılığın dışında, kişinin madde kullanımıyla haz verici duygular tecrübe etmesi, psikolojik olarak aynı duyguları sık sık yaşama isteğini pekiştirerek aynı davranışı sık sık tekrarlamaya iter.

Psikolojik bağımlılık olarak da bilinen bu durum, fiziksel bağımlılıktan farklı olarak psikolojik temelli mekanizmalar üzerinden ortaya çıkar.

Psikolojik bağımlılık süreci, kişiyi fiziksel olarak da madde kullanımına bağımlı hale getirir.

Metamfetamin kullanımı sonucunda kişinin başta kalp-damar ve böbrek sağlığı olmak üzere, nörolojik ve psikolojik yönden sağlık durumu ciddi anlamda olumsuz etkilenir.

Madde kullanımı ile kan basıncında veya kalp hızında yaşanan ani yükselmeler, genç yaştaki kişilerde kalp krizi gibi kalp-damar sorunlarını tetikleyebilir.

Ayrıca, karaciğer ve böbrek fonksiyonlarını bozarak hayatı tehdit edebilecek durumların gelişmesiyle sonuçlanabilir.

Ani duygu durum değişiklikleri nedeniyle kişiler intihara yatkın hale gelebilir, iş ve sosyal hayatları ciddi anlamda olumsuz etkilenebilir.

Metamfetamin Bağımlılığının Tedavisinde Neler Yapılır?

Metamfetamin ve benzeri uyuşturucu madde bağımlılıklarının tedavisinde esas nokta, kişinin sosyal yönden desteklenmesi ve bağımlılığın giderilmesine yönelik motive edilmesidir.

Kişi gerekli hallerde ek ilaç tedavilerinin de kullanımı ile madde kullanımından uzaklaştırılır veya doz yönünden sınırlandırılarak madde kullanımı terk edilir.

Kullanımın bırakılmasına bağlı gelişen çekilme semptomlarına yönelik ilaç tedavileri verilebilir. Psikolojik sorunların giderilmesinde psikoterapi, psikiyatrik ilaçlar, sosyal yönden çevresinin bilinçlendirilmesi ve kişinin desteklenmesi idame tedavide oldukça önemlidir.

https://www.medicana.com.tr/saglik-rehberi-detay/15714/metamfetamin-nedir-metamfetamin-bagimliligi-tedavisi-nasil-yapilir


 

24 Kasım 2022 Perşembe

MİLLET MEKTEPLERİ VE PİYASA EKONOMİSİ

 -  MİLLET MEKTEPLERİ VE PİYASA EKONOMİSİ

-   24 Kasım Özel   -

Başta Gazi Paşa olmak üzere tüm öğretmenlerimizi minnet ve saygıyla anıyoruz..

Ve bu toz duman arasında görevini layığıyla yapan öğretmenlerimize sevgilerimizi yolluyoruz.. 

Bugün 24 Kasım ÖĞRETMENLER GÜNÜ...

Neden?

Çünkü bu milletin başöğretmeni Mustafa Kemal Atatürk 24 kasım 1928'de MİLLET MEKTEPLERİNİ açmıştı.   

Seçkin sınıf dışında halkın nasiplenemediği eğitimi halka yayma seferberliğine girişmişti.

O ve büyük bir eğitim ordusu bu seferberlikten alınlarının akıyla çıktılar. 

Bu seferberliğe başladıklarında bu topraklarda okuma yazma oranı erkeklerde yüzde 7, kadınlarda binde 4'tü.

Gazi Paşa için en önemli ordu, eğitim ordusuydu.

“İrfan ordusu” , diyordu “en az diğer ordu kadar önemlidir.” 

.    24 mart 1923'te Kütahya lisesindeki konuşmada söylediklerini aktaralım. 

.    Bakın okuyorum:

.  Memleketimizi, toplumumuzu gerçek hedefe, gerçek mutluluğa ulaştırmak için iki orduya ihtiyaç vardır.

Biri vatanın hayatını kurtaran asker ordusu, diğeri memleketin geleceğini yoğuran irfan ordusudur.

Bir millet, irfan ordusuna sahip olmadıkça savaş meydanlarında ne kadar parlak zaferler elde ederse etsin, o zaferin köklü sonuçlar vermesini sağlayamaz”.

İşte böyle demişti.

.  1928’den 1938’de vefatına kadar on yıl süren bir seferberliğe imza attılar.

İşte bu günü fırsat bilerek ve o çok kıymetli öğretmenlerimizin anısına geçmişten bugüne bir özet yapalım istedim. 

Böylece o seferberlikte bir nefer olan babamı da yad edeceğim.

Babam önce Balkan Savaşı’nda, Çanakkale Savaşı’nda, sonra Kurtuluş Savaşı’nda cephedeydi. Atatürk’ün söz ettiği her iki orduda da sonuna kadar savaşanlardan biriydi.  

1923’te 30 yaşında bir beden eğitimi öğretmeniydi.

Cumhuriyetin kuruluş yıllarında hiçbir karşılık beklemeden kendisi ve genç Türkçe öğretmeni eşi Sıdıka Avar, Çocuk Esirgeme Kurumu’nda, Gazi Eğitim Enstitüsü’nde, İzmir Hapishanesi’nde, Ankara’da , Eskişehir’de vatana millete faydalı sağlam kafalı sağlam vücutlu evlâtlar yetiştirmek için çırpındılar.

.   Ama Mustafa Kemal Atatürk’ün vefatıyla her şey değişmeye başladı.   

Tanzimatçı yönetimler onun bıraktıklarını tuzla buz ediyorlardı

Babamın günlükleri ve aldığı notlar açıkça gösteriyor ki, Lozan’da batılı devletlerin direttiği ‘uzman’lar o günlerde gelecek için sinsi bir hazırlık içindeydiler.

Özellikle eğitim alanına tebelleştiler.

.  Genç Cumhuriyet’in eğitim seferberliğine sızmak için büyük gayret gösteriyorlar, bilgi paylaşımı adı altında istihbarat faaliyeti yürütüyorlar, halkla teması olan sağlık personeline ve özellikle öğretmenlere yaklaşıyorlardı.

.   Babam güncesinde, spor salonları ve oyun alanları inşaasına Amerikalı ‘uzman’ların ‘yardım’ bahanesiyle (!) nasıl burunlarını soktuklarını anlatıyor.

.   Her fırsatı değerlendirmek için ellerinden geleni yapıyorlardı. 

.   Batı kültürüne hayran yönetimler BAŞÖĞRETMENİMİZİN özenle kurduğu MİLLİ EĞİTİM temelini yok ettiler. 

.   Eğitimi de eğitmeni de eğitileni de mahveden anlaşmalar bir bir imzalandı.

Ardından da Arap/ Amerikan kültürü hayranları tarafından geride kalan ne varsa tarikatçılığa peşkeş çekildi.

En acıklı gelişme 1947'de Amerika'yla yapılan sömürü anlaşması akabinde gelen eğitim anlaşmalarıdır.

1949'da Türk milli eğitimi Amerikalılara teslim edilmiştir: 

. Anlaşmanın ilk maddesinde 

- “Türkiye'de Birleşik devletler Eğitim Komisyonu adı altında bir komisyon kurulacaktır.

Ve bu komisyonun finansmanı Türkiye Cumhuriyeti devleti tarafından karşılanacaktır denmektedir. 

Anlaşma 5. Maddesi çok çarpıcıdır. 

Eğitim komisyonunda 4 Türk vatandaşı ve 4 Amerikan vatandaşı bulunacaktır.

Amerikan büyükelçisi ise bu komisyonun fahri başkanı olacak ve herhangi bir konuda oylar eşit çıkarsa kararı büyükelçi verecektir.

Zamanın dışişleri bakanı Fatin Rüştü Zorlu 2-3 yıl sonra uluslararası bir toplantıda gelinen durumu özetlemiştir: 

.   İşte 1952 NATO toplantısındaki cümleleri okuyorum:

- Natocu ülkelere hitap ediyor: 

.  “Karşınızda kayıtsız şartsız işbirliği zihniyetiyle hareket etmeyi ilke edinen bir türkiye var!”

.   Böyle bir duruş Amerikalı uzmanların işini çok kolaylaştırmıştı. 

.   Türkiyedeki tüm önemli üst düzey kadrolar Amerikalılaştırılmıştı. 

Uzmanlardan biri Richard Podol bu dönüşüme indoktrinizasyon diyor.

1965 yılında yazdığı raporu size aktaracağım... 

Uluslararası Kalkınma Örgütü) uzmanı olan Podol, raporunda “Türk idarecileri eğiteceğiz ve tüm davranış kalıplarını değiştireceğiz!” demişti.

.   Şöyle devam ediyor: 

- “Yirmi yıldan fazla bir zamandır Türkiye’de faaliyette bulunan Amerikan yardım programı meyvelerini vermeye başladı” . 

“Bakanlık ve Kamu iktisadi teşebbüslerinde AMERİKAN EĞİTİMİ görmemiş bir Türk kalmadı”   

“Türk idarecilerini çok daha geniş çapta indoktrine etmek yani beyinlerini yıkamak gerekir.

.  Burada özellikle orta kademe yöneticiler üzerinde durmak gereklidir.

Amaç, bunlara yeni davranışlar kazandırmaktır.

Çünkü bu grup yakın gelecekte yüksek sorumluluk mevkilerine geçecektir!”

Çalışmalarının oldukça kısa bir zamanda bu ölçüde  sonuç vereceğini o bile tahmin edememiştir bence.

.   Çok kısa bir zaman içinde gerek Amerika gerekse Avrupalı uzmanlar eliyle Türk Milli eğitimi milli olmaktan çıkarıldı. 

.   Eğitimci yazar Mahiye Morgül Milli Eğitimde Emperyalist kuşatma adlı kitabında tüm detaylarıyla bu çalışmaları anlatır.

Meraklısına duyuralım buradan ...

.  İşin başında YÖK vardır. Yüksek Öğretim Kurumu...

YÖK içinde Dünya Bankası temsilciliği bulunur. Süreci onlar yönetir.  

.   Girdikleri her ülkede eğitimin ideolojik kılıfını, Amerikalı Gardner adlı yazarın "Çoklu Zekâ Kuramı'nı dayatarak oluştururlar. 

.   Bu ideolojik kılıfın özü şudur:

- Eğitim piyasa kurallarına göre düzenlenecektir.

Beynin parçalı olduğu zırvası “Çoklu zeka” vesaire dayatması bununla ilgilidir. 

.  Eğitim fakültelerinde verilen dersler ve öğretmen adaylarının Gardner mantığıyla yetiştirilmesi bu birimden yönlendirilir.

.  Okulların serbest piyasa ekonomisine kazandırılmasını hedefleyen Çoklu Zekâ Kuramı öğretmen adaylarına ders olarak okutulur.

.  Genç öğretmenler bu mantıkla yetiştirilir.

.   Eğitim fakültelerinde yapılan doktora ve yüksek lisans tezleri,Gardner’in kuramıyla başlatılmazsa onay alamaz.

Tezler, besmeleyle başlar gibi “Gardner diyor ki zeka sekiz parçalıdır; ...” cümlesiyle başlar.

.   İkinci çok dikkatle izlememiz gereken konu yine Dünya Bankası'nın önerdiği SPAN, COLBRO gibi şirketlerle çalışma zorunluluğumuzdur. 

.  Bu danışmanlık şirketleri Talim ve Terbiye Kurulu'na tam yetkili olarak danışmanlık verirler. Kimin isteğiyle?

Dünya bankası desteğiyle.

Şirketlerin parası Dünya Bankası tarafından ödenir ve bu para 20 yıl vadeli borç hanemize yazılır.

.  Bugünkü Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk 2003-2006 döneminde Talim Terbiye'nin başına getirildiğinde SPAN eğitim danışmanlık şirketiyle çalışmaktaydı. O zaman öğretmenlerimize dayatılan eğitim şeması PİYASAYA GÖRE EĞİTİM MODELİ olarak özetlenmişti.

Şöyle diyordu Talim Terbiye başkanı: 

“Artık eğitimi piyasa belirleyecek Eğitim piyasanın ihtiyacına göre düzenlenecek piyasaya göre eğitim modeline geçiyoruz.”

.   2005 yılında 6 ilde 100 pilot okulda uygulamaya geçildi.

Müfredat hafifletildi, harften başlayan okuma-yazma öğretimine geçildi.

Süreç içinde eğitimciler aptala çevrildi.

.  Özetle en önemli varlıklarımız öğretmenlerimiz gizli bir el tarafından Batı istihbaratının maşaları haline getirildi!

.  Talim ve Terbiye Kurulu’nun üstünde tam yetkili olarak çalışan SPAN Danışmanlık Şirketi eğitimde değişim programını yürüttü .

.   CarlBro adındaki Danimarka Şirketi değişim programına teknik hizmet verdi. 

.   SPAN ve CarlBro adlı bu şirketlere bu iş YÖK tarafından ihaleyle verilmişti.

.   Bu kadarla kalsa iyi .

.   İlköğretimden üniversiteye kadar tüm okullar proje bazında mali destek almak üzere tek tek Avrupa Birliği’ne bağlanmıştır. Yine 2005’te okullara bir resmi yazı yollandı : 

.   Buna göre AB Eğitim Programlarında yer almaları emrediliyordu.   

.   Neydi bu programlar?

İsimlere dikkatinizi çekiyorum:  

Mesela Sokrates Programı.

Bu program altında alt çalışma birimleri.

Mesela Erasmuş, Minerva, Comenius. 

.   Özetle Avrupa Birliği veya Amerikan şirketleri ulusal müfredatları proje karşılığında para vererek kırmaktadır. .  

.   Şöyle ki; proje sahibi Başbakanlık Devlet Planlama Teşkilatındaki Avrupa Birliği Eğitim ve Gençlik Programları Merkezine başvurur, onay ister.

.  AB, onay alan projeye mali destek verir.

Yani “AB’nin istediği etkinliği yapan okul paraya kavuşur.

Eğitim yuvaları şirketleşir.

Ulusal müfredat yok edilir ve öğretmenlerimiz şirket çalışanına dönüşür!

Çok acı ama gerçek bu...

.   Bir de PİSA raporları var. Bunlara da kısaca değinmek gerekir. 

.   PİSA raporları ülkemizdeki müfredat değişikliğine psikolojik destek için gündeme getirilmektedir.

Pisa raporuna göre pek beğenilen Amerikan sistemi 28. Sırada Almanlar ise oldukça gerilerdedir. 

.   PISA sonuçlarına göre çocukları on-onbir yaşındayken kabiliyetlerine göre ayıran Alman sistemi kökten yanlış. Zayıflara en kötü davranan sistem...”

.   ABD’nin Vaşington eyaletiyle Türk hükümeti arasında yapılan anlaşmaya göre bu eyaletin matematik öğretmeni açığı Türkiye’den karşılanacaktır.

(13 Mart 2005, Ulusal Kanal Ana Haberleri).

.   Şimdilik 15 matematik öğretmeni gönderilecekmiş.

.   Tablo oldukça düşündürücüdür.

ABD’nin, yani bize örnek gösterilen ülkenin eğitim sistemi öğretmen açığı vermektedir.

En zengin eyaletlerden biri olan Amerika'daki eğitim sistemi bize dayatılan sistemdir ve Washington varoşlarındaki okuldan mezun çocuk iki ile ikiyi toplayamadan  diplomalı olur.

.   Çünkü «her çocuk bir alanda başarılı olur» denilmektedir; öğrenci asgari başarı için bile zorlanmaz, istemiyorsa öğrenmek zorunda değildir. 

.   Bize dayatılan modelin ne olduğunu anlamak için ABD eğitim sistemine bakmak yeterlidir.

.  ABD’de temel eğitim zorunlu değil:

- ABD’de 30 milyon okuma yazma bilmeyen, 50 milyon okuduğunu anlamayan insan yaşamaktadır.

Sadece Los Angeles şehrinde 50 bin çocuk çeşitli nedenlerle okula gitmemektedir.

Temel eğitim herkese eşit ve parasız olmaktan çıkartılınca kendiliğinden zorunlu olmaktan da çıkmıştır.

Bizde de böyle olması istenmektedir.

Paran varsa eğitim hakkın var olacaktır.

.  Öğretmenlik mesleği mahvedilmiştir.

2005’den beri sözleşmeli  denen yani hiçbir hakkı hukuku olmayan bir grup öğretmenin hayatları karartılmıştır. 

.  Bu arada günü anmaya babamı da yad ederek başlamıştım. 

.  Babam cumhuriyetin ilk beden eğitimi öğretmenlerinden biriydi.

Dünya Bankası emirleriyle artık çocuklarımız için beden eğitimi de resim de seçmeli!

2005 itibariyle bu da becerildi! 

.   Önce bazı derslerin tanımı “özel bilgi, beceri ve yetenek isteyen dersler” haline getirildi.

Sonra malum ‘seçmeli’ oldular…

.   İlköğretim okullarından  ÖZEL BİLGİ, BECERİ ve YETENEK istediği gerekçesiyle Beden Eğitimi, Resim-İş, Müzik, Din Kültürü ve Ahlâk Bilgisi dersleri kaldırıldı .

.   Bunlar yerine ne getirildi biliyor musunuz? 

Kulüp Faaliyetlerine ve Sivil Toplum örgütlerinin faaliyetlerine katılım! 

.   Yani kısacası isteyen varsa gider parasını verir  resim yapar, spor yapar, müzik aleti çalar, bireysel olarak parayla bu gibi konularda kendini geliştirir, parası yoksa hava alır. 

.  E başta söylendi :

Bu piyasa ekonomisi ve piyasa eğitimi!

Her şey piyasa için !

.  Üniversitelerin bahçelerindeki teknokentler neden diye sormuyor musunuz?

.  Okulundan zor bela mezun olmaya çalışan, diploması bile artık yetmeyen, yanı sıra bilmem kaç tane sertifika da almak için para biriktiren, hırpalanmış örselenmiş çocuklarımız piyasanın  çarklarına daha yakın olsunlar diye …

.  Bu da bir devran ve bu da ge-çe-cek..

.  Yeter ki bilgilenmeye devam edelim.

.  Bize nasıl bir dünya çizdiklerini bilirsek planları yırtmak kolay olur.

Ilık sudaki kurbağa olmayı reddedenlerin sayısı çoğaldıkça çözüm de ufukta belirecektir.. 

.  Başta Gazi Paşa olmak üzere tüm öğretmenlerimizi minnet ve saygıyla anıyoruz..

Ve bu toz duman arasında görevini layığıyla yapan öğretmenlerimize sevgilerimizi yolluyoruz.. 

.  Bence yakın gelecekte bir kez daha MİLLET MEKTEPLERİnde buluşacağız..

.    Banu AVAR, 24 Kasım 2020       .


 

22 Ekim 2022 Cumartesi

Yeni Bir Dil Öğrendiğimizde

 Yeni Bir Dil Öğrendiğimizde

Beynimizde Gerçekleşen Sıra Dışı Değişiklikler

Yeni bir dil öğrenmek ile ilgili yapılan araştırmalarda, dil öğrenmenin beyni değiştirebileceği ve de hafızayı ve zekayı artırabileceği kanıtlanmıştı.

Bunların yanında Alzaymır hastalığını da 4-5 yıl kadar geciktirebileceğine dair kanıtlar bulunuyor.

İnternetin bulunuşu ile beraber dil öğrenmek daha da önemli bir hale geldi. Farklı ülkelerden insanlarla iletişime geçmek için artık o ülkeye gitmeye gerek kalmadı, bir tık yetiyor buna. 

Dünya bu şekilde gelişip, ülkeler bizim için birer kasaba haline gelince, özellikle son yıllarda yabancı dil öğrenmeye artan ilgiyle beraber bu alanda yapılan araştırmaların sayısı da arttı.

Söz konusu araştırmalar daha çok iki dilli insanlar üzerinde yapılıyor.

Yapılan bu araştırmalarda, yeni bir dil öğrenmenin ve iki dilli olmanın beyinde bazı değişikliklere yola açtığı öne sürülüyor.

İnsanın duygu, düşünce ve davranışlarının insan beyni üzerinde olan etkisi uzun zamandır psikoloji camiası tarafından biliniyordu fakat dilin iddia edilen bu etkisi yeni ortaya çıktı diyebiliriz.

Dil öğrenmek beynimizi değiştiriyor mu?

Araştırmalar dil öğrenmenin beyindeki nöroplastisiteyi etkileyerek beyni de etkilediğini gösteriyor.

Nöroplastisite, beynin uyaranlara, davranışsal deneyimlere veya bilişsel taleplere yanıt olarak yapısal değişikliklere uğrama yeteneğidir.

Yani aslında gerçekten öğrendiğimiz dil, beynimizi değiştiriyor olabilir.

Değişen beyin ile beraber düşüncelerimiz, dünyaya bakış açımız, olaylara yaklaşımımız da değişebilir.

Aslında ruh sağlımızı da etkiliyor olabilir.

Çünkü psikolojide bir terapi çeşidi olan ve psikologlar ile psikiyatristlerin sık sık kullandığı Bilişsel Davranışçı Terapi'ye (BDT) göre "Çoğu zaman olaylar değil olaylara bakış açımız bizi incitir." 

Dil öğrenmek zekayı artırır mı?

2012 yılında yapılan bir çalışmada ise, özellikle gri madde yoğunluğundaki değişikliklere bakılarak, prefrontal ve temporal kortekslerdeki yapısal değişiklikler ölçüldü. Gri madde, nöronların hücre gövdelerinden oluşur ve bu alan genellikle zeka, dikkat, hafıza ve dil işleme ile ilişkilidir. Bu araştırmaların ulaştığı sonuç dil öğrenmenin gri maddeyi artırabileceği yöndeydi. Sonuç gri madde artıyorsa dikkat, hafıza ve zeka da artıyor olabilir.

Dil öğrenmek beynin bilişsel işlevlerini artırıyor olabilir.

Ann Neurol, 2014 yılında, dil öğrenmenin ve iki dilli olmanın etkileri üzerine olan araştırmasını yayınladı.

Araştırma 853 katılımcıyla (410 kadın, 443 erkek) yapılmıştı.

Bu katılımcılar 1947 yılında 11 yaşındayken test edildikten sonra 2008-2010 yıllarında tekrar test edilip bilişsel işlevleri incelendi. 

Araştırmanın sonucuna göre iki dilli olmanın, dili yetişkinlik yıllarında öğrenmek de dahil, beynin bilişsel işlevleri üzerinde olumlu etkisi var. Alzaymır ve dil öğrenme arasındaki ilişki de yıllardır merak edilen konulardan biriydi.

Bu araştırmaya göre Alzaymır başlangıcı üzerinde de olumlu etkileri var.

Yaş ilerledikçe beyinde kurulan bağlantı sayısı azalıyor.

Özgecan Bakırlı, iki dilli olmanın beyin üzerindeki etkilerini incelediği bir araştırmasında yukarıdaki görselle beraber şu bilgileri aktarır: 

"Bu gösterimlerden ilki 0-2 yaş arasındaki, ikincisi 2-ergenlik dönemi arasındaki, üçüncüsü ise yetişkinlikteki oluşumları ifade etmektedir.

Burada da görüldüğü gibi, bireyin yaşı ilerledikçe bireyin beynindeki dil öğrenmede beyin hücreleri birbiriyle daha az bağlantı kurmaktadır."

Araştırmaların özeti: Dil öğrenmek beynimize iyi geliyor.

Araştırmaların sonuçlarını şu şekilde özetleyebiliriz:

·     Dil öğrenmek, beyne iyi geliyor.

·     Dil öğrenmek, beyindeki gri maddeyi artırıyor.

·     Dil öğrenmek, beyindeki nöroplastisiteyi artırıyor.

·     Dil öğrenmek, beyindeki aktif bağlantı sayısını artırıyor.

·     Dil öğrenmek, Alzaymıra iyi geliyor.

·     Dil öğrenmek, bilişsel işlevlere iyi geliyor.

 

Sümeyra Güden

https://www.webtekno.com/yeni-bir-dil-ogrendiginizde-beyninize-neler-oluyor-h123492.html?

 

 

TÜRKİYE HAYALİ

Hedefteki üniter, laik Cumhuriyet: .   ABD'NİN YENİ TÜRKİYE HAYALİ   . .    Samuel Huntington, “ Medeniyetler Çatışması ” adlı kitab...