21 Mart 2022 Pazartesi

NEVRUZ BAYRAMININ TÜRK TARİHİNDEKİ SEYRİ

    NEVRUZ BAYRAMININ TÜRK TARİHİNDEKİ SEYRİ              

Bayramlar, halkın gülüp eğlendiği, sevinç içinde geçirdiği özel günlerdir.

Dinî olduğu kadar, millî karakterler taşırlar.

İnsanlar bu özel günlerde barış ve kardeşlik duygularını pekiştirerek kaynaşırlar.

Dinî bayramlar insanları ruhî bakımdan en üst seviyelere çıkarırken, millî bayramlar da milletleri benlik ve kültürleri bakımından üst seviyelere çıkarır.

Türk tarihinin bilinen en eski bayramı olan ve yazılı kaynaklarda günümüze kadar 3000 yıllık geçmişi bulunan millî bayramımız NEVRUZ’dur.

Nevruz Farsça bir kelime olup“Yeni gün” anlamına gelmektedir.

Yeni gün baharın geliş günü ve Türklerde takvim başlangıcı olan yıl başıdır.

Orta Asya bozkırlarında çetin tabiat şartlarında yaşayan Türkler, şiddetli geçen kışın, yerini yavaş yavaş bahara bırakmasını bir bahar bayramı olarak kutlamaktadırlar.

Bu bayram günü, bilinen en eski Türk takvimi olan On İki Hayvanlı takvimde 21 marta rast gelmektedir.

Nevruzun doğuşu ile ilgili olarak Ebul Gazi Bahadır Han’ın “Türk Şeceresi” adlı eserindeki kayıt bu bayramın kaynağını aydınlatmaktadır.

Buna göre Nevruz’un başlangıcı Türk Ergenekon Destanı’na kadar inmektedir.

Bu destana göre; Türkler düşman saldırılarına maruz kalmış ve hepsi kılıçtan geçirilmiştir.

Göktürk Hanı İl-Han’ın oğlu Kıyan ile yeğeni Tukus bu düşman istilâsından aileleri ile birlikte kurtulmayı başararak kaçmışlardır. Bolluk ve bereketli bir bölgeye gelip yerleşmişler ve burada çoğalmışlardır. Bu verimli yere Ergenekon adını koymuşlardır.

Ergenekon’da 400 yıl kaldıktan sonra bu bölge kendilerine artık yetmez olmuş ve buradan dışarı çıkmak, yeni yerler aramak ihtiyacını duymuşlardır.

Demir madeni yüklü olan dağın demir cevherini eriterek Ergenekon’dan çıkmayı başarmışlardır.

O günden beri bu günü Türkler bayram sayarlar.

Bir parça demiri ateşe salıp kızdırırlar.

Önce kağan bir kıskaçla tutup örse koyar, çekiçle döver.

Ondan sonra beyler de aynı şeyi tekrarlarlar.

Bunu mukaddes bilirler ve böylece şükretmiş olurlar.

Bu bakımdan 21 mart, nasıl tabiatın kıştan kurtulduğu günün başlangıcı ise, Türklerin istiklâllerini ilân ettikleri gün olarak da kabul edilmiştir ve bayram olarak kutlanmaktadır.

Türk tarihinde bu iki gelişmenin tarihi 21 mart gününe tekabül ettiği için bu çifte bayram Nevruz Bayramı olarak kutlanmaktadır.

Nevruz geleneği halkın bir eğlenme, neşelenme günü olduğu kadar eski Türk devletleri düzeninde de önemli bir gündür.

Büyük Selçuklu Devleti zamanında İslâmiyet’in kabulünden sonra kullanılan Hicrî takvim yeterli görülmeyerek eski Türk takvimine benzer sultan Melikşah zamanında “Takvim-i celali” adıyla yılbaşı günü 21 mart olan takvim yapılmış ve malî işlerde uzun süre kullanılmıştır.

Diğer Türk devleti olan Akkoyunlularda Uzun Hasan tarafından düzenlenen ve adını verdiği “Hasan Padişah Kanunları”nda 21 mart takvim başlangıcıdır ve vergi toplama dönemi olarak Nevruz geleneği kuvvetli olarak yaşamaktadır.

Aynı durum Karakoyunlu hükümdarı Cihan Şah’ın şair olması ve şiirlerinde bu eğlencelere yer vermesi, bu devlette de Nevruz geleneğinin varlığını kanıtlamaktadır.

Türklerin XI. yüzyıl ve XII. yüzyılın önemli kaynaklarında da Nevruz kutlamalarına ve şenliklerine sıkça rastlanmaktadır.

XI. yüzyılın önemli ismi El Biruni Nevruzdan söz etmiş ve Türklerin yanı sıra bütün Ön Asya topluluklarında geleneklerden bahsederek Türklerin Nevruz geleneğine çok önem verdiğinden söz eder.

Kaşgarlı Mahmut ise “Divan-ı Lügat-it Türk” adlı eserinde Nevruzu yılbaşı başlangıcı olarak kabul eder ve bu güne “bayram” ismini verir.

Anadolu’da Osmanlı ailesini çıkarmış olan Kayı Boyu’na mensup Karakeçili aşireti mensuplarının 21 mart tarihinde Ertuğrul gazinin türbesi etrafında toplandıkları, burada bayram  ile şenlikler yaptıkları, at yarıştırdıkları, cirit ve güreş sporları düzenlediklerini görüyoruz ki bunlar Nevruz gelenekleri içerisindedir.

Ona “Yörük bayramı” adını verirlerdi.

Karakeçeli yörükler tarafından en geniş şekilde uygulanan bir bayram olduğu için olayın Ertuğrul Gazi’nin türbesinin etrafında gerçekleştirilmiş olmasının bir başka anlamı vardır.

Bu gün hâlâ Doğu Anadolu,Güney Doğu Anadolu ve Azerbaycan’da Nevruz geleneklerinden bazıları olan atalarının ölülerini ziyaret etmek, dualar okumak ve onlar için hayırlar yapmak biçimindeki gelenek sürdürülmektedir. 

Osmanlı Devletinde sarayda 21 mart Nevruz bayramı büyük bir coşku ile kutlanırdı.

Bugüne “Sultan Nevruzu” adı verilirdi.

O güne özgü macunlar yani mesir macunu yapılır ve halka dağıtılırdı.

Devlet erkânı kendi arasında hediyeleşirdi. Bu hediyelere “Nevruziye” adı verilmekteydi.

Gerek divan şairleri, gerekse halk şairleri aynı şekilde Nevruziye adı verilen kasideler, şiirler yazardı. Türk edebiyat tarihi incelendiğinde hemen hemen her divan şairimizin, halk şairimizin ve her Bektaşi şairimizin Nevruziye yazdıklarına şahit olunmaktadır.

Osmanlılarda Nevruz hazırlıkları 21 mart tarihinden 3-4 gün önceden başlatılır 21 mart günü doğrudan Osmanlı padişahlarının katıldığı törenler yapılırdı.

21 mart günü padişahın Nevruz tebriklerini kabul ettiği, sultan tarafından kutlanan gün olması dolayısı ile bugüne Nevruzu Sultani adı verilmiştir.

Nevruz, Cumhuriyetin ilk yıllarında da resmî bayram olarak büyük törenlerle kutlanmıştır.

1925 yılında Ankara’da Nevruz münasebeti ile Mustafa Kemal Paşa’nın huzurunda yapılan bir resmî geçitte askerî kıt’alar başlarında “gök sancaklar, al sancaklar” olduğu hâlde yürümüştür.

1926 yılından itibaren Milâdî takvimin kabulü ile Nevruz yılbaşı olmaktan çıkmıştır.

Bugüne baktığımızda; Kazak, Kırgız,Özbek, Türkmen ve Azeri Türklerinde; Tataristan’da, Gagavuzlar’da, Türkiye Türklerinde,Irak,İran ve Suriye  ve Balkan Türklerinde Nevruz geleneği çok canlı bir şekilde yaşatılır.

Türk dünyasında baharın gelişi Nevruz adı altında en eski tarihden beri kutlanmaktadır.

Bu nedenle Nevruz biz Türklerin tarihinin, edebiyatının, örfünün, geleneklerinin bir parçası olmuştur.

Bunu da yukarıda açıklamış olduğumuz tarihsel gelişim kanıtlamaktadır.

Nevruzun Türk topluluklarında çok şeyler ifade ettiğini görmekteyiz;

a)İnsanlar arasında sevgiyi ve saygıyı artırır.

b)Dargınlıkları unutturur, kardeşliği hatırlatır.

c)Birlik ve beraberliği sağlar.

d)Bolluk ve bereketin habercisidir.

Nevruz adı Türkler arasında değişik isimler olarak günümüze kadar gelmiştir. “mart dokuzu, sultan nevruz, sultan nevriz, navruz, Manisa mesir günü...”

Özellikle mesir macunu yapımı, bu Nevruz kutlamalarının bir parçası olarak çeşitli bitkilerin karıştırılarak macun hâline getirilmesi ile yapılır ki, günümüzde çok canlı bir gelenektir.

Gene Türklerde Nevruz adı kişi adı olarak kullanıldığı gibi soy adı olarak da kullanılır.

Türklerden başka hiçbir toplulukta olmayan bu adet Nevruzun mahiyetini ve gerçek sahibini belirleyecek kadar önemlidir.

Kırgızlar da Navrız soyu, Azerilerde Nevruz uşağı boy adı, Özbeklerde Nevruz sultan adlı hükümdarın varlığı bunun açık misalleridir.

Gene Türk dünyasında baharın müjdecisi çiçeklerden birincisi olan kardelen çiçeğine “Nevruz çiçeği” adı verilmiştir.

Görüldüğü gibi Nevruz tüm Türk coğrafyasında yaşayan,Türkleri birbirine kenetleyen, bağlayan, kaynaştıran bir millî örfler, adetler, gelenekler bütünüdür.

Nevruz berekettir, Nevruz sevgidir.

Bu bereket ve sevgi bağının hepimizi birbirimize bağlamasını, aziz vatanımızın ve milletimizin bölünmez birliğinin en güzel bir sembolü olmasını diliyorum ve hepinizin Nevruzunu kutluyorum...

.    Ali YAZGI*

Kaynaklar

Türk Dünyası Dergisi Yıl 5 Sayı 12.

Tarih ve etnografyası açısından Nevruz Boğaziçi İlmi Araştırmaları servisi

Türk millî kültüründe Nevruz Yard.Doç. Zeynel Abidin Makas.

 (*) Fatsa Lisesi Tarih Öğretmeni/ORDU

17 Şubat 2022 Perşembe

Algı Yönetimi ve Zihin Kontrolü

 Algı Yönetimi ve Zihin Kontrolünün 10 Temel Tekniği

·       İnsanoğlunun kitleler üzerinde güç sahibi olma isteği var olduğundan beri insan davranışları üzerine çalışmalar yapan kişiler tarafından büyük kalabalıklar küçük, elit bir grubun isteklerine boyun eğsin diye kitlelerin zihinlerini kontrol altına almaya dönük çalışmalar yapılagelmiştir.

·       Zihin kontrolünün fiziki ve bilimsel bir boyut kazanmasıyla, bugün tehlikeli bir aşamaya girmiş bulunmaktayız.

·       Çünkü teknokratik diktatörlüklerin kullanımına hazır ve bütün dünyayı etkileyecek araçların farkına varmazsak, bu tehlikeli aşama daimi bir durum olma riskini taşıyor.

·       Modern çağda yapılan zihin kontrolünün hem teknolojik hem de psikolojik bir boyutu bulunduğunu söyleyen Uzman Klinik Psikolog ve Hipnoz Uzmanı Mehmet Başkak, günümüzde yaygın olarak kullanılan 10 zihin kontrolü tekniğini açıkladı.

EĞİTİM: 

·       Uzun zamana yayılan fakat kalıcı etkiye sahip olmazsa olmaz bir yöntemdir.

·       Bu nedenle liderler, diktatörler, rejimler eğitim sistemleriyle oynar ve körpe zihinleri kendilerine bağlayan ve yıllar süren bir eğitime mecbur ederler.

·       Eğitim, kitlesel hipnoz için kullanılan en belirgin ve açık yöntem olmanın yanında aynı zamanda en sinsi yöntemdir.

·       Gücü elinde tutma ve kitlelere tek başına bir ömür hükmetme niyetinde olan her yöneticinin en büyük hayali zaten doğal olarak zihinleri etkiye açık çocukları eğitmektir.

·       Bu nedenle, tarih boyunca eğitim dikta rejimlerin kullandığı en önemli zihin kontrolü araçlarından biri olmuştur.

·       Ülkemizde sürekli değişen, sürekli vazgeçilen eğitim uygulamaları gençliğin zihinsel gelişimini olumsuz etkilemiş ve etkilenen nesillerde ciddi bir değer kaybı yaşanmasına neden olmuştur.

·       Ülkemizin bağımsızlığı ve menfaatleri için eğitim istikrarlı bir yapıya oturtulmalıdır.

REKLAM VE PROPAGANDA: 

·       1930’lardan beri ABD kitlelerin zihnini kendi amaçları doğrultusunda etkilemek ve yönlendirmek üzere ciddi yatırımlar ve çalışmalar yapmaktadır.

·       Sigmund Freud’un bilinçdışı bağlamında, insan davranışlarına özgü keşiflerini kitle hipnozu bilgisine dönüştüren yeğeni Edward Bernays kitle hipnozunun kurumsal başlatıcısı olup ABD’nin bir devlet politikası olarak “propaganda yahut halkla ilişkiler” adı altında kitle hipnozuyla zihin kontrolünü sistematize etmesinin de öncülerindendir.

·       Modern propagandanın öncüsü olarak anılan, kitle psikolojisi ve ikna yöntemlerini kurumlar ve siyasal organizasyonların ihtiyaçlarını karşılamak için kullanmış halkla ilişkiler uzmanı Edward Bernays, bir istek ve arzuyu ihtiyaca çevirmek amacıyla kişinin benliğiyle ilgili algısını hedef almak için tasarlanmış tüketim kültürünün mucidi olarak kabul edilir.

·       Burada öncelikli amaç bazı ürünleri insanların ihtiyacı haline getirmekti, mesela sigara gibi.

·       Ama Bernays 1928 yılında yayımlanan “Propaganda” isimli kitabında, “propaganda hükümetin görünmeyen yürütme organıdır” demişti.

·       Bu çok açık bir şekilde modern polis devletlerinde ve sözde terörle mücadele kapsamında giderek artan vatandaşların birbirlerini ispiyonlaması vakalarında görülebilir.

·       Medyanın artan gücüyle birlikte hükümetler, medyayı bir propaganda/ zihinleri kontrol etme aracı olarak kullanmaya başladılar.

·       Medya kitle hipnozuyla zihinleri manipüle etmenin en önemli sistemidir bugün.

·       Şimdi görsel medya, yazılı medya, sosyal medyada, sinema sektörü ve kablolu TV kanallarının hepsi aynı anda farklı kaynaklardan geldiği için gerçeğin sesi olduğu düşünülen bütüncül bir mesajı izleyiciye aktarmak için sorunsuz bir şekilde çalışıyorlar.

·       Hipnoz bilimi açısından ifade edecek olursak ‘mesaj’dan anlaşılması gereken ‘telkin’dir.

·       Birisi o ana ‘mesajı’ okumaya alıştığında, o mesajın aslında her yerde olduğunun farkına varacak ve ciddi bir olasılıkla ister istemez belirli bir süre içerisinde bu, kabule dönüşebilecektir.

·       Burada subliminal mesajlardan bahsetmiyoruz bile.

ÖNGÖRÜCÜ PROGRAMLAMA: 

·       Görsel ya da basılı yayınlarla çok önceden insanları belirli olaylara hazırlama projelerinden bahsediyorum.

·       11 Eylül saldırılarının, çok daha önceleri İkiz Kuleler’in infilakını gösteren görsellerin sinemada, afişlerde, çizgi filmlerde tesadüfen(!) yer alması gibi…

·       Birçok kişi hala öngörücü programlamanın gerçekte olmadığını iddia etmektedir.

·       Öngörücü planlamanın kökleri aslında, o koca ekranın toplumun nereye gittiğine dair insana iyi bir fikir verdiği ağırlıklı olarak elitist olan Hollywood’a dayanıyor.

·       Sadece ihtimal dışı ya da bilim kurgu olduğunu düşündüğünüz kitaplar ve filmlere şöyle bir dönüp bakın ve sonra da bugünkü topluma bir bakın.

·       Küresel elit güçler, üçüncü dünya ülkeleri için planladıkları sömürü planlarının aşamalarını önceden romanlarla, filmlerle parça parça belirli bir düzende yayarak kitlelerin bilinçaltına ön telkinler gönderebiliyor.

·       Bu sebeple yayınların, filmlerin bu bakış açısıyla da iyi taranması ve okunması gerekiyor.

·       Devlete ilgili birimleri oluşturmaları anlamında çok iş düşüyor.

SPOR, SİYASET VE DİN: 

·       Bazıları dinin hatta siyasetin bir zihin kontrol yöntemi olarak sporla yan yana zikredilmesinden rahatsız olabilirler.

·       Bu üç alan, algı yönetimi için altın madeni gibidir.

·       Kitle hipnozu ile kalabalıklar üzerinde uygulanan algı yönetimi için yüzlerce insan görevlendirebilir, milyarlarca dolar yatırım yapabilir.

·       Bu üç alanda da ana tema aynıdır: böl ve fethet.

·       Kullanılan teknikler oldukça basittir:

·       İnsanlardaki hayatta kalmak için doğal olarak var olan karşısındakiyle işbirliği yapma eğilimine ket vurmak ve onlara üstün gelme ve kazanmaya dayalı takımlar ya da gruplar oluşturmalarını öğretmek.

·       Spor her zaman için insanlardaki kabilesel eğilimleri önemsiz bir olay içinde toplayan temel bir dikkat dağıtma aracı oldu.

·       Öyle ki, modern Amerika’da spor taraftarlığı öyle gülünç boyutlara ulaştı ki mesela insanlar şehirlerini terk eden ünlü bir sporcuyla ilgili protesto düzenleyebiliyorlar ama buna karşılık mesela özgürlük gibi insani konular önemsiz görülüp kulak arkası edilebiliyor.

·       Siyaset kolay kontrol altına alınabilen muhalefet ve tamamen sağ-sol paradigmasından oluşan bir şey, dinse neredeyse tarihteki bütün savaşların perde arkasındaki ortaya çıkış sebebi.

·       Ülkemiz üzerine yürütülen psikolojik savaş operasyonlarında küresel güçler, ideolojik ayrımları, mezhep çatışmalarını, çok defa kullanmışlar ve kullanmaya da devam etmektedirler.

·       Bir psikolojik savaş yöntemi olarak yıllara yayılan algı yönetimiyle, saydıklarımıza ek olarak cemaatlerin manipüle edilmesi de eklenmiştir.

·       Cemaatlerin, bir süredir batılı güçlerin ülkemiz üzerinde yürüttüğü kitle hipnozunun nesnesi durumuna getirildiği artık açıkça bilinmektedir.

·       Bu tehdit hala devam etmekte ve cemaatler mevcut durumlarıyla küresel algı yönetiminin oyuncağı haline getirilmeye çalışılmakta ve toplumda bu yolla yarılma, güvensizlik, korku kültürü, düşmanlık ve ihanet tohumları ekilmeye çalışılmaktadır.

YİYECEKLER, SU VE HAVA: 

·       Yiyeceklerdeki katkı maddeleri, toksinler ve gıdalardaki diğer sağlığa zararlı maddeler beynin kimyasını öyle bir değiştiriyor ki, kişide hissizlik ve çevresinde olup bitenlere karşı ilgisizlik başlıyor. İçme suyundaki floridin IQ’yu düşürdüğü bilimsel olarak kanıtlandı.

·       Aspartam ve Mono Sodyum Glutamat (MSG)’taki beyin hücreleri ölene kadar onları uyaran ekstoksinler…

·       Bu sağlığa zararlı maddeleri içeren fast food türü gıdalara insanların erişimi artık kolaylaştığı için, bu gıdalar aktif bir yaşam tarzı sürmek için herhangi bir motivasyonu olmayan ve dikkat eksikliği yaşayan bir toplum meydana getirdi.

UYUŞTURUCULAR, İLAÇLAR: 

·       İllegal uyuşturucular zaten beyni kör ediyor, bunlar bir tarafa; nerdeyse her insanın biraz farklı bir huyu için ilaç içirecekler.

·       Küresel güç odağı elitlerin hizmetindeki ilaç sektörü insanların beynine boca edercesine kullanılmak üzere beyin kimyasalları üretip duruyor.

·       Bunlar bağımlılık yapan herhangi bir madde olabilir, zihin kontrolcülerinin görevi sizin bir şeye bağımlı olmanızı sağlamaktır.

·       Modern zihin kontrol yöntemlerinin önemli bir kolu da psikiyatri üzerinden çalışıyor.

·       Batıdan sorgulanmadan ithal edilen psikiyatri yaklaşımları tüm insanları, potansiyellerine göre değil, hastalıklarına göre tanımlamayı ve doğru-yanlış hastalıklarla etiketlemeyi hedefler.

·       Tıp alanındaki, ilaç sektörü tiranlığının güç kazanmasıyla şimdi bu durum öyle aşırı boyutlara vardı ki, neredeyse herkesin bir çeşit rahatsızlığı var, ve nerdeyse herkese verilecek bir ilaç var, özellikle de herhangi bir otoriteyi sorgulayan kişilerin.

·       Ülkemizde de ilaç kullanımı maalesef alınan tedbirlere rağmen kontrolsüz.

·       Antidepresanlar reçetesiz satın alınabiliyor…

·       Beyin kimyasıyla oynamak ve gereksiz ilaç kullanımına mahkum etmek, bu yönüyle küresel güç odaklarına hizmet eden kar amaçlı ilaç sektörünün yürüttüğü bir yasal uyuşturucu faaliyeti denilse yerdir.

·       Kitlesel zihin kontrolüne hizmet eder, tepkisiz, uyuşturulmuş ve kimyasala bağımlı kalabalıklar…

ASKERİ DÜZEN: 

·       Askeriyenin zihin kontrolünün test alanı olarak uzun bir geçmişi var.

·       Belki de askerler zihni en kolay şekle girebilen ve etkiye açık olan kişiler çünkü bu kişiler belli bir hiyerarşi ve kontrol içinde hareket ediyorlar ve kendilerine bir görev verildiğinde onu hiç sorgulamadan, tam bir itaat duygusu içinde yerine getirmeleri gerekiyor.

·       Otorite altındaki her kişi emre koşulsuz itaat eder.

·       Yani sorgulamadan direkt kabul eder, tam bir hipnoz halidir aslında bu.

·       15 Temmuz darbe girişiminde hiçbir şeyden haberi olmayan erlerin televizyonlardaki görüntülerini hatırlayın:

·       Karşılarında halkı gördükleri halde hala kendini tatbikatta sananlar, sırf üstü emir verdiği için kendi halkına ateş açanlar, komutanın emrine uyduğunu sanarken ihanetin içine düşenler…

·       Askeri ortamlar sorgulamadan itaatin en keskin yaşandığı ortamlardır.

·       Bu anlamda askeri düzen bir nevi kurumsal zihin kontrolü, kurumsal hipnoz sistemiyle çalışır.

·       Bu yüzden askeriye gibi, güvenlikle ilgili hiyerarşik yapılar çok hassas.

·       Ve devletin bu yapıları ciddi bir stratejiyle oluşturması ve kontrol mekanizmalarını çok çevik hale getirmesi olmazsa olmaz bir durumdur.

ELEKTROMANYETİK SPEKTRUM: 

·       Tv izleyen, bilgisayar karşısında oturan, elinde cep telefonu olan herkes elektromanyetik şiddete ve işgale maruz kalıyor.

·       Hepimiz günlük hayatta işimize yarayan modern cihazların kullanımı nedeniyle elektromanyetik dalgalar tarafından kuşatılmış durumdayız ve bu dalgaların da direkt olarak beyin fonksiyonları üzerinde bir etkisi olduğu bilimsel araştırmalarca kanıtlanmış durumda.

·       Saatlerce elektronik cihazlardan yayılan elektromanyetik dalgalara maruz kalanların zihinsel işleyişi hayatın akışı içinden çıkıp sanal bir zemine oturuyor, küntleşen zombi beyinlere dönüşüyor uzunca süreler elektronik şiddete maruz kalanlar.

·       Günlük hayattaki bu durumun dışında; neler olabileceğinin dolaylı bir işareti olarak, bir araştırmacı, beyne bağladığı kablolarla beynin elektromanyetik alanını değiştirerek beyinde bazı görüntülerin canlanmasını sağlayabiliyor.

·       İçinde yaşadığımız modern dünyada zihne sirayet eden birçok yönteme ek olarak, cihazlar üzerinden zihin-değiştirici dalgalarla da kuşatılmış durumdayız.

·       Mesela baz istasyonları gelecekte insanların zihinlerine direkt etki etmek amacıyla da kullanılabilir.

TELEVİZYON VE BİLGİSAYAR: 

·       Uzaktan kumandayla erişebildiğiniz TV’de programlanan her şeyin belli bir mühendislik hesabı içinde hazırlanmış olması bile yeterince kötü.

·       Televizyon tam bir hipnoz kutusudur ve kitleleri programlarıyla, reklamlarıyla bir tüketim nesnesine ve evcil sürülere dönüştürür.

·       Kitle hipnozunun en önemli araçlarındandır.

·       TV öyle bir şey ki sizi gerçek manada uyutuyor ve böylelikle psiko-sosyal bir silah haline geliyor.

·       Evet televizyon psiko-sosyal bir silahtır ve programları oluşturanlara hizmet eder.

·       Bilgisayarların video oyunları ve sosyal ağlar yoluyla insan beynini sürekli bilgi bombardımanına tutması kişilerde bir nevi dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğuna sebep oluyor.

·       Video oyunları üzerine yapılan bir araştırma uzun saatler bu oyunları oynamanın beyne giden kan akışını azalttığı ve duygusal kontrolü zor hale getirdiğini gösteriyor.

·       Dahası, gerçek hayattaki savaşa benzeyen oyunlar ya da polislik oyunları kişinin gerçeklikle bağının kopmasına sebep oluyor.

NANOBOTLAR: 

·       Bilim kurgu filmlerindeki nanobotlar yolda.

·       Beyne direkt müdahaleyi amaçlayan bu sistemler, zaten noro-mühendislik adı altında pazarlanıyor.

·       Bu yolla direkt beyin kontrolü biraz karmaşık ve henüz kanıtlanmamış olsa da bu bir kere başarıldığında, mesela mutsuz bir insanı bir düğmeye basarak anında mutlu etmek mümkün olacak.

·       Nanobotlar bu süreci beyindeki molekülleri tek tek sararak otomatik bir düzleme taşıyorlar.

·       Daha da kötüsü, bu minik akıllı robotlar kendi kendilerini kopyalayabiliyor.

·       İnsan sormadan edemiyor bu cin bir kez lambadan çıktığında tekrar oraya nasıl konabilecek?

·       Nanobotların muhtemel kullanıma girme tarihi, 2020’nin ilk yılları olarak öngörülüyor.

 **********************************************************************************

https://www.kariyerimdergisi.com/algi-yonetimi-ve-zihin-kontrolunun-10-temel-teknigi/

 

13 Şubat 2022 Pazar

Almanya’da Cumhurbaşkanlığı Seçimi

 Almanya’da Cumhurbaşkanlığı Seçimi:

Partili midir, sarayda mı oturur, maaşı ne kadar?

Almanya’da bugün cumhurbaşkanlığı seçimi yapılacak.

Federal vekiller ile eyaletlerin yolladığı delegelerin belirleyeceği seçim nasıl yapılıyor, cumhurbaşkanı ne kadar maaş alır, sarayda mı oturur, partili midir?

Almanya'da bugün cumhurbaşkanlığı seçimi yapılacak. 

Ülkede devletin en üst düzey temsilcisi, başka bir deyişle "1 Numarası" olarak yasada yer alan cumhurbaşkanı nasıl seçiliyor ve halen bu görevi yürüten Frank-Walter Steinmeier'in yeniden seçilmesi mümkün mü?

Son sorudan başlamak gerekirse; Evet, halen bu görevde bulunan eski Dışişleri Bakanı Frank-Walter Steinmeier'in seçilmesine kesin gözüyle bakılıyor, nitekim Sosyal Demokrat Parti kökenli Steinmeier'in adaylığı pek çok parti tarafından da destekleniyor.

Geçen sonbaharda yapılan seçimlerle muhalefete düşen Hristiyan Demokrat Birlik (CDU) ve onun kardeş partisi Hristiyan Sosyal Birlik (CSU) bile Steinmeier'i desteklediklerini açıkladılar.

Böylece Frank-Walter Steinmeier, hükümette olan Sosyal Demokrat Parti (SPD), Yeşiller ve Hür Demokrat Parti (FDP) ile ana muhalefeti oluşturan Hristiyan Birlik (CDU ve CSU) ittifakı tarafından destekleniyor.

Dolayısıyla da seçimlerin favorisi.

Zira SPD'nin 391, Yeşiller'in 233, FDP'nin 154, Hristiyan Birlik ittifakını oluşturan CDU ve CSU'nun da 445 delegesi bulunduğu dikkate alınırsa Steinmeier'in ikinci görev dönemi için salt çoğunluğu sağlaması kesin görünüyor.

AfD'nin CDU'lu aday göstermesi ortalığı karıştırdı

Bir işçi aileden gelen Steinmeier hukuk okudu ve cumhurbaşkanlığı öncesinde müsteşarlıktan dışişleri bakanlığına çok sayıda görevde bulundu.

Ancak Steinmeier tek aday değil.

Son seçimlerde parlamentoya girmeyi kıl payı başaran Sol Parti, yine geleneğini bozmadı ve bu sefer de yoksullukla mücadeledeki çalışmalarıyla tanınan bir hak savunucusunu, hekim Gerhard Trabert'i aday gösterdiğini açıkladı.

En çok tartışmaya neden olan isim ise İslam ve göç karşıtı, sağ popülist Almanya İçin Alternatif (AfD) partisinin adayı oldu.

Nitekim AfD bu sefer taktiksel bir adım attı ve kendi partisinden bir siyasetçiyi değil, Hristiyan Demokrat Birlik'ten (CDU) Max Otte'yi aday gösterdi.

AfD, son yıllarda sağ popülist ve aşırı sağcı söylemleri ile dikkat çeken CDU'lu Otte'yi aday göstererek, muhalefete düşen, Merkel'in partisi CDU'yu sadece yıpratmakla kalmadı, bir nevi alay da etmiş oldu.

ABD ve Alman vatandaşı olan Otte'nin aday gösterilmeden önce AfD'ye en az 30 bin euro bağış yaptığı da ortaya çıktı.

CDU, Otte'nin partiden ihracı için soruşturma başlatırken, tedbir amacıyla onun sonucunu beklemeden üyeliğini geçici olarak da iptal etti.

Bir diğer aday da Hür Seçmenler'in (Freie Wähler) gösterdiği kadın astrofizikçi Stefanie Gebauer.

Adaylardan hangisi ilk iki turda salt çoğunluğu sağlarsa seçilmiş oluyor.

Her iki turda da salt çoğunluğun sağlanamaması halinde basit çoğunluğu elde eden aday cumhurbaşkanı seçiliyor.

Cumhurbaşkanı partili mi?

Almanya'da cumhurbaşkanlığı için partiler kendi sıralarından kıdemli ve saygın siyasetçileri aday gösterdiği gibi siyaset dışındaki alanlarda başarılı olan ve kabul gören şahsiyetleri de aday yapabiliyor.

Cumhurbaşkanı da beş yıllık bir dönem için federal vekiller ile eyalet parlamentolarına önerilen siyasetçi veya sivil delegelerden oluşan bir seçiciler kurulu tarafından seçiliyor.

Yasal düzenlemeler cumhurbaşkanının partili olmasını yasaklamıyor.

Ancak şimdiye kadar bu görevi üstlenen ve parti kökenli olan cumhurbaşkanları görev süresince tarafsızlık ilkesi gereği parti üyeliklerini dondurmayı tercih etti.

Cumhurbaşkanına ilişkin Almanya Anayasası'nın 55'nci maddesinde ise onun federal veya eyaletler düzeyinde hükümet üyesi olmaması, kamu tüzel kişiliğine sahip yasa koyucu bir organda yer almaması, cumhurbaşkanlığı dışında başka hiçbir yerden maaş almaması, bir ticarethane işletmemesi, bir yerde maaşlı çalışmaması, bir şirketin yönetim veya denetim kurullarında yer almaması şart koşuluyor.

Cumhurbaşkanı sarayda mı oturur?

Almanya'da cumhurbaşkanlığının ofis olarak kullandığı iki yerleşkesi bulunmakta.

Berlin'de Bellevue Sarayı'nı en son 1999'da cumhurbaşkanlık süresi biten, Hristiyan Birlik ittifakı kökenli Roman Herzog konut olarak kullandı.

Ona müteakip cumhurbaşkanı seçilen, Türkiye kökenlilerin de değer verdiği politikacı Sosyal Demokrat Johannes Rau döneminden bu yana cumhurbaşkanlığı yerleşkesi konut olarak kullanılmıyor.

Resmi yerleşke olan Bellevue Sarayı sadece resmi temaslar, kabuller, toplantılar ve ofis amaçlı kullanılıyor.

Cumhurbaşkanı ise Berlin'in kent sınırında bulunan bir konutta kalıyor.

Cumhurbaşkanı'nın Berlin'deki yerleşkesi Bellevue Sarayı'nın yanı sıra Bonn'da da bir resmi yerleşkesi var, eski başkentteki yerleşkenin adı Hammerschmidt Villası.

Her iki saray da yıllın belli dönemlerinde halkın ziyaretine açılıyor ve hatta orada çalışanların da katılımıyla rehberli geziler düzenleniyor.

Almanya Cumhurbaşkanı ne kadar maaş alıyor?

Almanya'da 2020'de belirlenen hazine bütçesine göre ülkenin en üst düzey memuru olan cumhurbaşkanı yılda yaklaşık 254 bin euro brüt maaş alıyor.

Personel ve benzeri giderleri için de cumhurbaşkanına yıllık 78 bin euro ilave gider bütçesi ayrılıyor.

Görevi sonrasında veya sağlık sebepleriyle görev süresini tamamlamadan cumhurbaşkanlığından ayrılması halinde de yıllık gelirini almayı sürdürüyor, ilave masrafları için ayrılan 78 bin euro hariç.

Cumhurbaşkanının maaşı her türlü vergiye tabi olup net maaş olarak belirlenmiyor.

Cumhurbaşkanını kim seçiyor?

Almanya'da cumhurbaşkanı doğrudan halk tarafından seçilmiyor.

Federal Meclis'te yer alan milletvekilleri ile yine onların sayısı kadar 16 eyalet parlamentosuna önerilen ve belirlenen delegelerden oluşan bir kurul cumhurbaşkanını seçiyor.

Federal Meclis son seçimlerle de büyüyerek 736 vekil sayısına ulaştı.

Bir o kadar da eyaletler tarafından belirlenen delege olduğu göz önünde bulundurulursa cumhurbaşkanını seçecek toplam delegeler kurulu bin 472 kişiden oluşuyor.

Eyaletlerin belirlediği ve cumhurbaşkanını seçmek üzere Berlin'e gönderilen delegeler arasında aktif veya emekli siyasetçiler olduğu gibi sanatçılar, bilim insanları, yazarlar, müzisyenler, sporcular veya işçiler de olabiliyor.

Bu sefer örneğin eski seçim bölgesi tarafından cumhurbaşkanını seçmek üzere delege olarak belirlenen eski Başbakan Angela Merkel de seçiciler kurulunda yer alacak.

Onun dışında yazar Saša Stanišić, oyuncu Fritzi Haberlandt, astronot Alexander Gerst, piyanist Igor Levit, tanınmış virologlar Sandra Ciesek ile Christian Drosten da var.

Almanya'da cumhurbaşkanını seçecek kurula vekiller ve partiler Türkiye kökenli kişi ve şahsiyetleri de delege olarak öneriyor ve gönderiyor.

Önceki Cumhurbaşkanı Joachim Gauck'un seçici kuruluna örneğin Solingen'de 1993 senesinde ırkçıların düzenlediği kundaklamada beş aile üyesini kaybeden Mevlüde Genç giderek oy kullanmıştı.

Pazar günü yapılacak seçimlerde ise Federal Meclis'e farklı partilerden giren 18 Türkiye kökenli vekile ilaveten, eyalet parlamentolarında yer alan bazı Türkiye kökenli vekiller de oy kullanacak. Onlara ilaveten eyalet parlamentolarının önerisiyle seçilen delegeler arasında çok sayıda sivil de var.

Bunlar arasında 8'i Türkiye kökenli 10 kişiyi katleden aşırı sağcı terör örgütü NSU'nun ilk kurbanı çiçekçi Enver Şimşek'in kızı Semiya Şimşek ve Hanau'da bir ırkçının 2020'de düzenlediği ve dokuz göçmen kökenliyi katlettiği saldırıda oğlu Ferhat Unvar'ı kaybeden Serpil Temiz Unvar da var. İlaveten NSU mağdurlarının avukatlarından Mehmet Daimagüler ile kendisi de aşırı sağcı tehditlere maruz kalan Frankfurtlu avukat Seda Başay-Yıldız da delege.

Kültür sanat ve bilim alanlarından da başarılı kadınların seçici kurulda yer alacağı görülüyor. Korona aşısını geliştiren BioNTech'in kurucusu Dr. Özlem Türeci, ödüllü oyuncu Sibel Kekilli, Nürnberg Kliniği'nde yoğun bakımda çalışan bakıcı Ayşe Yeter ve daha pek çok Türkiye kökenli delege de cumhurbaşkanı seçimlerinde oy kullanacak.

Sayısı bin 472 olan delegeler pandemi koşulları nedeniyle bu sefer Federal Meclis'in büyük salonunda değil, yine meclise ait olan Paul Löbe Binası'nın farklı katlarına dağılarak oy kullanacaklar.

Elmas Topcu

Deutsche Welle Türkçe

13.02.2022

https://www.dw.com/tr/almanyada-cumhurba%C5%9Fkanl%C4%B1%C4%9F%C4%B1-se%C3%A7imi-partili-midir-sarayda-m%C4%B1-oturur-maa%C5%9F%C4%B1-ne-kadar/a-60743560

 

TÜRKİYE HAYALİ

Hedefteki üniter, laik Cumhuriyet: .   ABD'NİN YENİ TÜRKİYE HAYALİ   . .    Samuel Huntington, “ Medeniyetler Çatışması ” adlı kitab...