- NEPOTİZM (AKRABA KAYIRMACILIĞI)
22 Ağustos 2023 Salı
AKRABA KAYIRMACILIĞI
19 Ağustos 2023 Cumartesi
KÜÇÜK BURJUVALAR
. TÜRKİYE'DE TAM ANLAMIYLA VAR DİYEBİLECEĞİMİZ TEK GRUP "KÜÇÜK BURJUVALAR"DIR
"Türkiye hiçbir zaman kapitalizme tam olarak
geçemedi, hep ahbap çavuş kapitalizmi içerisinde bocaladı"
Kapitalizm,
üretim araçlarının mülkiyetinin özel kesimde olduğu ekonomik sistemin adıdır.
Ekonominin
üç temel sorunu olan kim için, kim tarafından ve ne miktarda üretim yapılacağı
sorularını kapitalist sitemde, sistemin özünü oluşturan piyasa mekanizması çözer.
Bu
sistemde devletin görevleri sınırlıdır.
Devlet
genellikle mal ya da hizmet üretmez, üretimin kalitesini denetler, kesintisiz
olmasını sağlamaya çalışır.
Kapitalizmin
temel unsuru olan piyasa mekanizmasının iyi işleyebilmesi yargının bağımsız
olmasına, devletin liyakat sahibi kişilerce yönetilmesine, iş sahiplerinin ve
devletle iş yapanların kayırılmamasına, yolsuzlukları gün yüzüne çıkarabilecek
denetim mekanizmalarının iyi kurulup işletilebilmesine bağlıdır.
Ahbap
çavuş kapitalizmi; kapitalizmin, bazı unsurlarının eksik olması sonucu ortaya
çıkmış bir çeşididir.
Bu
sistemde yargı bağımsız değildir, yönetimin güdümündedir.
Devlet
liyakat sahibi kişilerin yönetiminde değil iktidar sahiplerinin yakınlığına
dayalı kimselerce yönetilmektedir.
Devletle
iş yapanlar karşılıklı çıkar paylaşımları içindedir o nedenle kayırma esası
geçerlidir.
Yolsuzlukları
gün yüzüne çıkaracak mekanizmalar yoktur ya da zayıftır.
Kapitalizm
üç temel sınıfa dayanır: Aristokrasi, burjuvazi ve işçi sınıfı.
Aristokrasi,
ekonomik, toplumsal ve siyasal gücün soylular sınıfının elinde bulunduğu
yönetim biçimidir.
Günümüzde
artık böyle bir yönetim şekli kalmadığı için sözcük daha çok "soylular
sınıfı" (aristokratlar) anlamında kullanılmaktadır.
Aristokrasi,
kapitalizme feodalizmden miras kalmıştır.
Feodal
düzen, malikâne ve toprak sahibi lordlarla onların malikânelerinin bulunduğu
topraklarda çalışıp, tarımsal üretim yapan serflerden oluşurdu.
Serfler,
lorda ait topraklarda ürettikleri tarımsal üründen lorda belirli bir pay verir,
ürünün gerisini kendileri alırdı.
Feodal
sistem zaman içinde tasfiye olurken lordlar, toprakları küçülmüş olan
malikânelerinde yaşamaya devam ettiler.
Aristokrasinin
temeli böyle ortaya çıktı.
Bugün
günümüzde eski zenginlik ve gücü kalan aristokrat aileler ancak sanayi ya da
ticaretle uğraşmaya başlamış olanlardır.
Burjuvazi,
kentlerde yaşayan, köylü olmayan, aristokratlar sınıfına da dahil olmayan
kişilerin, ailelerin oluşturduğu toplum kesiminin genel adıdır.
Bu
sınıf, sosyal statüsünü ve gücünü, eğitiminden, işveren konumundan ve
zenginliğinden alır.
Marksist
analizden hareket edersek asıl burjuva sınıfı "sanayi ve ticaretle uğraşan
varlıklı" ailelerdir.
Bir
de küçük burjuvalar vardır.
Bunlar
kentlerde doğup, büyüyen memurlar, yöneticiler gibi gruplardır.
Bu
iki grubun çıkarları zaman zaman birleşse de çoğu zaman çatışır.
İşçi
sınıfı, fabrikalarda, üretim birimlerinde çalışan emek sahipleridir.
Bazı
ülkelerde işçi sınıfı sendikalı olarak örgütlenmiş ve daha güçlü bir sınıf
haline gelmiştir.
Kapitalizmde
her üretim faktörü üretimden pay alır.
İşçi
de üretime kattığı emeğinin karşılığında ücret adı altında bir pay alır.
Sendikalar,
ücretlerin artırılması, işçi sınıfının haklarının artırılması için çalışırlar.
Aristokrasi,
bir ülkede kültür, sanat ve bilimin ilerlemesine destek olur.
Aristokratlar,
bu işlerle uğraşan kişilere, kurumlara maddi ve manevi destek sağlarlar.
Onları
korumaya alırlar, burs verirler, okuturlar.
Müzeler
açarlar, okullar kurarlar, okullara, bilim ve sanat kürsülerine destek
sağlarlar.
Burjuvazi
bir ülkede sanayinin, ticaretin gelişmesine, kalitenin artmasına, gerekli
yatırımların yapılmasına ön ayak olur.
Öte
yandan burjuvazi üretim birimlerinin sahibi olarak ülkede söz sahibi olur ve
ülkenin ekonomik, sosyal ve siyasal politikalarının yönlendirilmesinde etkin
rol oynar.
İşçi
sınıfı, eğer emeğinin karşılığında yeterli ücret alabiliyorsa üretime katkısını
en üst düzeye çıkarır.
Bir
de Marx’ın küçük burjuvalar dediği bir grup vardır.
Bu
grup; gelir düzeyi düşük ya da orta düzeyde olan kentli sınıfları tanımlar.
İşçi
sınıfı ile burjuvazi arasında yer alan esnaflar, zanaatkârlar, memurlar bu
grubun üyesi kabul edilir.
Türkiye’nin
durumu ilginçtir.
Aristokrasi,
Osmanlı’da da Cumhuriyet döneminde de olmamıştır.
Bunun
temel nedeni Osmanlı’da, batıda görülen feodal yapının olmamasıydı.
Her
ne kadar kendisine timar adı altında toprak verilmiş sınıf olsa da bunlar
hiçbir zaman kendi başlarına buyruk, Sultan karşısında güçlü yerel güçler
olamadılar.
O
nedenle bizde yerel yönetimler de güçlenemedi ve hep merkeze bağımlı kaldılar.
Dolayısıyla
feodal beylikten aristokrasiye geçiş olmadı.
Osmanlı’da
da Türkiye’de de burjuvazi, hiçbir zaman geniş sayıda bir sanayi ve ticaret
burjuvazisi düzeyine çıkamadı.
Daha
çok bir bölüm esnafın biraz daha üst düzey gelir elde etmesiyle sermaye sahibi
olmasına dayalı bir esnaf burjuvazisi düzeyinde kaldı.
Ya
devletten aldığı işlerle geçinmeye çalıştı ya da devletin dediklerinin dışına
çıkmamaya özen gösterdi.
O
nedenle burjuvazi, az sayıdaki istisnası dışında, bizde daha ileri bir
demokrasi için, eğitimde bilime dayalı bir yapı kurulması için, yargının
bağımsız olabilmesi için mücadele verecek bir bütünsel yaklaşıma ulaşamadı.
1960’lardan
başlayarak güçlenir gibi görünen işçi sınıfı ise güç anlamında, son 30 yılda
iyice geri gitti.
Bir
dönem sendikalar güçlenmişti, askeri darbelerin de etkisiyle güçlerini
yitirdiler ve bir daha eski güçlerine kavuşamadılar.
SGK
kayıtlarına göre bugün Türkiye’de sendikalı işçi sayısı toplam işçi sayısının
sadece yüzde 11’ini oluşturuyor.
Türkiye’de
tam anlamıyla var diyebileceğimiz grup "küçük burjuvaların"
oluşturduğu gruptur.
Küçük
burjuvalar, gelirinin etkilenmemesi için birçok şeyden vazgeçebilecek bir
sınıftır.
Ne
burjuvazi kadar güçlü ne de işçi sınıfı kadar devrimcidir.
Başka
nedenleri de var kuşkusuz ama bir yandan da bu sınıfsal eksikler nedeniyle
Türkiye hiçbir zaman kapitalizme tam olarak geçemedi, hep ahbap çavuş
kapitalizmi içerisinde bocaladı durdu.
- Mahfi Eğilmez* 09 Ağustos 2018
16 Ağustos 2023 Çarşamba
GENOMBİLİM
. - GENOMBİLİM .
“İnsan genomu ve ona ilişkin
bilgiler yaşamımızı değiştirecek…
Genombilim sadece teknolojik
sınırları değil, sosyal, hukuki ve etik sınırları da zorlayan ve hızla gelişen
bir alan.
Nitekim DNA dizileme teknikleri
öylesine hızlı evrim geçiriyor ki, son on yılda geliştirilen yöntemler şimdiden
eskimiş durumda.”
Genombilim kamuoyunda ilk kez İnsan Genom
Projesi’yle gündemleşti.
Dünyanın dört bir yanından
binlerce bilimcinin tam 13 yıl emek verdiği proje yaklaşık üç milyar dolara mal
oldu ve 2003 yılında başarıyla sona erdi.
Ortaya çıkan “harita” çok
önemli olmasına karşın, ancak başlangıç niteliğinde bir adımdı.
O günden bugüne binlerce
insanın genom dizilimi çıkarıldı.
Bugün bir kişinin genom
dizilimini çıkarmak sadece birkaç gün alıyor ve oldukça ucuzladı.
Gittikçe yaygınlaşan kişisel
genom dizilemeyle birlikte, kişiselleştirilmiş tıp çağı gelip kapımıza dayanmış
durumda.
Genombilim, diğer adıyla
genomik, dünyamızı hayal edemeyeceğimiz biçimlerde değiştireceğe benziyor.
Teknoloji odaklı olması
nedeniyle son yıllarda biyolojinin belki de en hızlı gelişen dalı olan genomik,
aslında epey geniş kapsamlı bir alan.
Son Sözü Genom
Söyler
“Yarımızdan çoğunun yaşamı,
içinde bulunduğumuz modern çevrede bizi riske atan genetik duyarlılıklara
bağlanabilen karmaşık yapılı bir hastalık nedeniyle son bulacak.”
Geçtiğimiz birkaç yüzyılda insanın ortalama ömür
süresi neredeyse iki katına çıktı.
Araştırmacılar tıp alanındaki
bilgi birikimi ve teknolojik gelişmeler sayesinde artık pek çok hastalığa çare
bulabilmekte.
Ne var ki, bir sevdiğimizin
kansere yakalandığı ya da bir aile büyüğünün Alzheimer’la boğuştuğu haberlerini
daha sık alır olduk.
Acaba bizi bu kadar çaresiz
bırakan hastalıkların altında yatan nedenler nelerdir?
Genetik yapımız mı bizi
kaçınılmaz olarak bu yola sürüklüyor?
Georgia Tech Üniversitesi’nden genetik profesörü
Greg Gibson, genomlarımız ile modern kültür arasındaki çatışmanın kronik
hastalıkların artmasındaki en önemli neden olduğunu öne sürüyor.
Bir başka deyişle mevcut
genetik yapımızla, hazır gıdalar, bol şekerli besinler ve hareketsiz yaşantı
gibi unsurlarla ördüğümüz yeni dünyamızda yaşamakta zorlanıyoruz.
Kanser, diyabet, astım, bağırsak hastalıkları,
Alzheimer ve hatta depresyon.
Tüm bu rahatsızlıklarla
genomumuzun bir ilişkisi olduğu kesin, ama örneğin, bir “kanser geninden”
bahsetmek de pek mümkün görünmüyor.
Aksine, hayli genç bir türün
bireyleri olarak sahip olduğumuz genomumuz bir bütün olarak, karşılaştığı
sorunlarla baş edemediğinde hastalıklar ön plana çıkıyor.
Prof. Gibson, çağımızın yaygın hastalıklarıyla
ilgili pek çok sorunun yanıtını Son Sözü Genom Söyler’de herkesin anlayacağı
bir dille veriyor.
https://www.iskultur.com.tr/son-sozu-genom-soyler-2.aspx
15 Ağustos 2023 Salı
GİZLİ TOPLULUKLAR
- GİZLİ TOPLULUKLAR
. İŞGÜZARLAR MI, KOMPLOCULAR MI?
Gizli topluluklar gizli
çalışırlar ve varlıklarının fark edilmesini istemezler. Hedefleri
nelerdir? Peki ya komplo teorileri?
İddiaya göre Papa'yı öldürmek, dünya hakimiyetini ele geçirmek ve
Fransız Devrimi'nden sorumlu olmak istiyorlardı - ve bunlar İlluminati
düzeninin sözde karanlık entrikalarından sadece birkaç örnek.
Gizli cemiyet bugüne kadar çok sayıda romana, uzun metrajlı filme
ve belgesele konu olmuştur.
Ve "aydınlanmış olanlar" hakkında hala efsaneler ve
komplo teorileri var, çünkü Latince "illuminati" kelimesinin anlamı
budur.
Dünya tarihindeki büyük olaylar söz konusu olduğunda neden her
zaman gizli toplumların pastada parmaklarının olduğu varsayılır?
Ve gerçek hedefleri nelerdir?
Değerler ve hedefler, gizli topluluğa bağlı olarak büyük ölçüde
değişebilir.
Göttingen Üniversitesi'nde Erken Modern Tarih ve Bilim Tarihi
Profesörü Marian Füssel, "Dini, politik ve ekonomik ve ezoterik dünya
görüşlerine kadar uzanıyor" diyor.
İlk gizli cemiyetler, mutlakıyetçi bir hükümete isyan eden veya en
azından kendilerini yasaklanmış bir davaya adamak isteyen cemaatler olarak
ortaya çıktı.
18. yüzyılın sonunda İlluminati özgür bilim ve aydınlanma
için çabalıyordu.
Füssel, "18. yüzyılda İngiltere'den başlayarak gizli
topluluklarda gerçek bir patlama oldu" diyor.
"Masonlar aslen inşaatçılar ve mimarlardı, ilk önce barlarda
bir araya gelerek siteler arasında tartışmak için."
Bugüne kadar idealleri özgürlük, eşitlik, kardeşlik, hoşgörü ve
insanlıktı - o zamanlar özellikle yaygın olan moda sözcükler değil.
Fikirlerini özgürce paylaşabilmek için arka odalarda, daha sonra
kendi odalarında ve evlerinde buluştular.
Masonluğun teşkilatı ve ritüelleri hakkında bugün oldukça fazla
şey bilinmektedir.
Ancak gizli topluluk bilgilerin dışarı sızmasını nasıl engelledi?
Marian Füssel, "Üyeler, sır olarak yemin edecekleri bir
yemin ederler" diye açıklıyor.
Genellikle farklı gizlilik seviyeleri vardır.
Yeni üyeler henüz her şeyi bilmiyor.
Ancak güvenilir olduklarını kanıtlamış olanlar daha derinden inisiye
edilir.
Masonlar gibi gizli topluluklar, belirli bilgileri yalnızca
belirli bir grup insan arasında dolaştırmaya çalışırlar.
Varlıklarını bile gizleyen gizli topluluklarda durum daha da
karmaşıktır.
Füssel, "Bir kuruluş gerçekten gizli kalmak istiyorsa, bu
neredeyse ancak yüz yüze iletişim yoluyla yapılabilir" dedi.
İlk teması kurarken dikkatli olmak özellikle önemlidir: diğer kişi
aslında aynı değerleri paylaşıyor mu?
Bazıları ayrıca şifreli mesajlar veya gizli karakterler kullandı.
İnternet çağı, güvenli iletişim açısından hiçbir şeyi
değiştirmedi.
Profesör Füssel, "Ancak, internetin yaygınlaşmasından bu yana
komplo teorileri yeni bir yükseliş yaşadı" diyor.
"O zaman bütün bir komplo çorbası genellikle birlikte
karıştırılır.
Birbirleriyle hiçbir ilgisi olmasını istemeyen gruplar arasındaki
bağlantılardan genellikle şüphelenilir."
Başta İlluminati olmak üzere bazı gizli toplulukların dünya
çapında güç kullandığı varsayıldı.
Ama bu bir abartı.
Marian Füssel, "İnsanların basit açıklamalara ihtiyacı var.
Ve bu örgütler faaliyetlerini gizli tuttukları için spekülasyona çok yer
açıyorlar" diyor.
Bugün dünya çapında kaç tane gizli örgütün var olup olmadığı ve
kaç tane olduğu da tamamen spekülasyon.
Tarih uzmanı, "Belki bunu 20 veya 30 yıl içinde
bileceğiz" diye tahminde bulunuyor.
Örnek 1: Masonlar
Masonlar, 18. yüzyılın başında inşaat ustaları ve mimarlar
loncalarından kuruldu.
Gizli topluluk Avrupa'ya yayıldı ve localar adı verilen yerel
gruplar halinde örgütlendi.
Özgürlük, eşitlik, kardeşlik, hoşgörü ve insanlık beş idealine
göre, tüm sosyal sınıflardan ve dini inançlardan insanları birleştirir.
Üyeler gizlilik yemini etse de, bazı Masonik ritüeller
bilinmektedir ve hatta birçok kütüphanede bulunabilir.
Önde gelen üyeler arasında bir dizi Amerikan başkanı, aynı zamanda
mimar Gustave Eiffel, Johann Wolfgang von Goethe ve Wolfgang Amadeus Mozart da
vardı.
Masonlar, aydınlanmış düşünce ve eylemleriyle, şu anda batı
dünyasında yaşadığımız gibi, açık bir topluma ve özgür bilime katkıda
bulundular.
Bugün, diğer şeylerin yanı sıra, hayır kurumlarıyla bağlantılı
olarak ortaya çıkıyorlar.
Bu yüzden ihtiyaç sahiplerinin ucuz gıda alabilecekleri birçok
gıda bankası düzenliyorlar.
Örnek 2: Illuminati
Gül Haçlıların en iyi öğrencilerini işe alacağından korkan filozof
Adam Weishaupt, 1776'da Ingolstadt'ta Illuminati'yi (Latince: "aydınlanmış
olanlar") kurdu.
Amacı, geleceğin akademisyenlerine kiliseyi eleştiren literatüre
erişim sağlamaktı.
Her şeyden önce, Illuminati bir tür entelektüel okuma
çemberiydi.
Bununla birlikte, gizli topluluk hızla büyüdü ve Adolf Freiherr
Knigge gibi önde gelen üyeleri de kendine çekti.
İlluminati zirvedeyken yaklaşık 1.500 üyeye sahipti.
Johann Wolfgang von Goethe de onlara katıldı - ama sözde sadece
onları keşfetmek için.
Tanındıktan sonra, tarikat nihayet 1785'te yasaklandı ve
parçalandı.
Gizli toplumu canlandırmak için tekrar tekrar girişimlerde
bulunuldu.
Ama başarı olmadan.
Örnek 3: Ku Klux Klan
Masonlar ve İlluminati ile karşılaştırıldığında, Ku Klux Klan
-kısaca KKK- herhangi bir demokratik, aydınlatıcı hedefi temsil etmiyor, ancak
Amerikan İç Savaşı'ndan sonra Amerika'da siyahların yeniden köleleştirilmesi
için şiddetle savaştı.
Maskeli, özellikle geceleri eski kölelere saldırdılar, evleri
yaktılar, şiddet uyguladılar, kaçırdılar ve öldürdüler.
KKK liderliği giderek artan bir şekilde kontrolü kaybetti, öyle ki
1871'de kendi kendini dağıttıktan sonra bile çok sayıda başka suikast
gerçekleştirildi.
1915'te Ku Klux Klan yeniden canlandı.
İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra ABD, özellikle Klan ile savaşmaya
başladı ve çok sayıda saldırı ve cinayeti çözdü.
Bugün Ku Klux Klan'ın birkaç bin takipçisi olduğu tahmin ediliyor
ve ABD Başkanı Barack Obama'nın seçilmesinden bu yana yeni bir akın yaşadı.
Marion
Martin
https://www.geo.de/geolino/mensch/4531-rtkl-geheimbuende-wichtigtuer-oder-verschwoerer
22 Temmuz 2023 Cumartesi
VUR BALTAYI YEŞİL AĞACIN BELİNE
- KUŞADASI’NDA VUR BALTAYI YEŞİL AĞACIN BELİNE!
Türkiye haritasına bakınca,
Aydın-Kuşadası’nın biçimi uzun burunlu bir kişinin, gür bir kaşla batıya doğru
bakışını andıran bir görüntüyü seçersiniz.
Kaş diye gördüğünüz, Kese dağı, Pamucak
alnı, Dilek Yarımadası burnu, Balat dudakları, Didim keçi sakallı çenesi gibi
görünür.
Kabaca Kuşadasının yüzölçmü 264 km²,
şeftali, zeytin ile mandalin bahçeleri kesilerek iki katlı yazlıklarla dolmuş
Karaova, Davutlar, Güzelçamlı ovalarının toplam alanı yaklaşık 1725 hektardır.
Bu alan içinde Davutlar düzü ile tarım alanının
yaklaşık 570 hektarı “Davutlar Ovası Tarımsal Alan Koruma Planı” içinde olup
yapılaşmaya kapalıdır.
Bu kararı kim aldıysa gönülden kutluyorum.
Birinci sınıf tarım alanı olan bu
düzlüklerde yazlıkların kapattığı yapılaşma alanı genişliği yaklaşık 870
hektardır.
1957 Yılından günümüze, düzdeki tarım
alanının toplam yaklaşık % 50 yapılaşmıştır.
Kalan %50 kısmının 570 hektarı kısmı koruma
altında olup, bu kısmın % 66 kapsamaktadır.
Neredeyse, Kalafat Dağı eteğinden başlayıp,
Kuşadası-Soğucak yolunun güney, güney-batısı, yol ile deniz aralığında, ayrıca
bir kilometre doğusundaki tepelerin tümü de yapılaşmıştır.
Kuşadası Belediyesinden alınan bilgilere
göre, Kuşadası köyleri içinde olmak üzere yaklaşık 4665 hektar tepelik alan
yerleşim ile yapılaşmaya açılmış, lüks konutlarla doldurulmuştur.
Kuşadası’nda yeşil doğa olarak elde kalan,
Kalafat Dağı ile Tüllüoğlu Tepe-Değirmendere arasında kalan binyıllar boyunca
depremlerin çökerttiği İğdecik Boğazıdır.
Ayrıca bunun doğuda süreği olan
Gökçealan(Burgaz) ile Kirazlı arası dünyanın en görkemli, korunmuş yeşil
alanıdır.
Elde kalan yeşillere bakarak, Kuşadası’nı
uçmaktan(cennetten) bir köşe derseniz küçümsemiş olursunuz.
Kalan yeşil alanda düzde zeytin, üzüm bağı,
incir, ceviz, şeftali, mandalin çiftlikleri, kırsal tepelerde menengiç ağaçları
var.
Güney-doğu Anadolu’da menengiç çalıları ile
fidanlarına Antep Fıstığı aşılanarak çok büyük kazanç elde ediliyor.
Bu yeşil alana kaçak güçek yapılan her yapı,
Kuşadası’nın bağrına sokulan bir hançerdir.
Kuşadası’na gelip de yeşiline bayılan her
yatırımcı, öncelikle yeşili kaldırıp üzerine betonarme yapıyı dikmektedir.
Bu işi yapan her kişi “Doğa Yağusudur (düşmanıdır)”.
Buna izin veren, ya da göz yuman her
yönetici “Suçu paylaşan” kişidir.
Dün, EKODOSD’dan Bahattin bey ile
Meteoroloji Müdürlüğünden Harita Müh. Derya Koçyiğit, İstanbul Orman
Fakültesinden emekli Prof. Dr. Hüseyin Cahit Şat, ile kızı Özyeğin
Üniversitesinden peyzaj mimarı Doç. Dr. Beyza hanım beni ivedi Orsen Sitesine
çağırdılar.
Kırmızı iki tekerime binip hızla Orsen’in,
dev gibi gölgelik kahvesine ulaştım.
Orsen, kıyıdaki Jangıl diye bilinen çay
bahçesinin hemencecik arkasında.
Genelde üç katlı yazlık evlerden oluşuyor.
Gölgeyi yapan, Kuşadası Belediyesinin
edincinde olan, tek gövdeli bir dişbudak ağacı.
25 metre genişliğinde saçağı olan dişbudak
ağacının altı yoğun bir gölge.
Gövdesi üç fidanın birbirine sarmaşıp
kaynaşmasından oluşmuş.
Çapı 25 metre. O sepserin gölge altında
aydınlar kitap okuyorlar, akşamları ise canlı müzikle yemek yeniliyor. Pideci
ile çay bahçesini işleten genç yönetici ağacı canı gibi koruyor.
Orsen yazlıkları 1980’li yıllarda yapılmış.
Ne var ki, ağacın arkasında yer alan
konutlar, ağacın saçakları nedeniyle denizi göremiyoruz diye sürekli yakınıyor.
“Kesin bu ağacı”
Bu ne gaddarlık!
İki kişi denizi görecek diye, her gün
gölgesinden en az 100 kişinin yıllar boyu yararlandığı, bir “anıt ağaç” olmuş
dişbudağı göz göre göre kesmek!
Bu ne acımasızlık!
Ayrıca kurutmak için ağacın köküne kezzap
döküldüğü de söyleniyor.
Bu ne yeşil düşmanlığı!
İşletmeci, yakınmaları durdurmak için taç
kesiminden iki kamyon dolusu kesim yapıyor.
Bu bir kıyımdır.
Oysa, ağaç temel altındaki suları
emdiğinden, depremde sıvılaşmayı önler, evleri göçmekten kurtarır.
Bunu defalarca televizyonlarda anlattım.
Mimar Sinan bile yaptığı tüm cami, saray,
han, köprü ile çarşıların çevrelerine su kuyusu açtırmış, ayrıca ağaçlar
dikerek depreme dayanıklı biçime dönüştürmüştür.
O dişbudak ağacı ivedilikle “anıt ağaç”
olarak onaylanıp, korum altına alınmalıdır.
Kısacası, Kuşadası’nda doğa korumacıları ile
çevreciler olmasa, içinde yapıların dolduğu kup kuru bir alana dönüşecek.
. Biz
nasıl böyle yeşilden nefret eden, değerlerimizi hiçe sayan bir ulusa dönüştük.
. 22
Temmuz 2023, Kuşadası
. Prof.
Dr. Övgün A. Ercan,
İTÜ Maden Fakültesi, Jeofizik Y. Müh.
*********************************************************************************************
20 Temmuz 2023 Perşembe
COUNCİL OF FOREİGN RELATİONS
- COUNCİL OF FOREİGN RELATİONS (CFR) NEDİR?
Herkese Merhaba…
Bu yazımızda
size ilginç ve bir o kadar sıra dışı bir konu hakkında bilgi vermeye
çalışacağım.
Council
of Foreign Relations (CFR) yada kısaca Dış İlişkiler Konseyi Yahudilerin dünya
ülkelerine ait politikaları kendi kontrolleri altında tutmak amacıyla Yahudi
asıllı Walter Lippman liderliğinde 29 Temmuz 1921’de
kurulan New York merkezli bir kuruluş olup kuruluşun ayrıca Washington’da bir
ofisi bulunmaktadır.
CFR
uluslararası ilişkiler alanında isim yapmış akademisyen ve araştırmacılardan
oluşan bir think-tank’i (kısaca Ar-Ge dediğimiz
araştırma geliştirme merkezi) de bünyesinde barındırmaktadır.
Konseyin
bugün finans, iletişim, akademi, istihbarat, teknoloji alanlarında etkin
konumlarda bulunan 4000 civarında üyesinin olduğu düşünülmektedir.
Özellikle
Amerika’daki istihbarat örgütleri üzerinde oldukça güçlüdür.
FBI,
CIA, DIA, DEA şefleri bu örgütün (yada kuruluşun) üyesidir.
Ayrıca,
dünyayı yöneten gizli örgütlerde ismi sıkça geçen Rockefeller ailesinin bir ferdi olan David Rockefeller, CFR’nin onursal başkanı olarak
kabul edilmektedir.
Konsey, çalışma grupları
oluşturmakta, kitap ve raporlar hazırlatmaktadır.
Konseyin
yayınladığı Foreign Affairs dergisi
alanının en etkili yayınlarından biri olarak bilinmektedir.
Bu
kuruluşun en ilginç yanı ise sadece Püriten kökenli
kişileri kabul etmesidir.
Püriten, 16. ve 17.
yüzyıllarda I. Elizabeth’in İngiliz Kilisesi’nde başlattığı reformist harekete
karşı çıkan, kendini “saflığı” aramak olarak tanımlayan bir Protestan doktrin
ve ibadet şeklidir.
CFR diğer adıyla Dış İlişkiler Konseyi “Dış Çember’deki” en büyük
kuruluştur.
Yalnızca
Amerika Birleşik Devletleri’nde doğan Püriten kökenli kişilerin kabul edildiği
teşkilat, devlet yetkilileri, sanayici ve avukat, hakim, profesör, doktor gibi
akademik kariyer sahiplerinden oluşur.
Komisyonun
belirlediği ülkenin dış politikasının uygulamasından sorumludur.
Bu
kuruluşun bütün maddi giderleri Yahudi J.P. Morgan
&Co.,Cornegie Vakfı,Rockefeller Ailesi ve öteki
Yahudi Wall Street bankerleri tarafından karşılanır.
Bu
çevrelerin yoğun destekleriyle “kuruluşundan” çok kısa bir süre sonra “dış
politikada” etkili rol oynamaya başlamıştır.
37 daimi
üyenin 10 tanesi Yahudi, diğerleri ise yüksek dereceli Mason’dur.
Alper Kaya
10 Temmuz 2016
Kaynak:
https://www.tech-worm.com/council-of-foreign-relations-cfr-nedir/
3 Temmuz 2023 Pazartesi
YAĞMA HASANIN BÖREĞİ
KUŞADASI’NDA,
YAĞMA HASANIN BÖREĞİ
Kuşadası,
Aydın ilinin Ege adalarını 20 kmlik körfeziyle, kuzeyde Kalafat Dağı, güneyde
Samson Dağı Dilek Ulusal Parkı kollarıyla kucakladığı yerdir.
Burası öyle
bir yer ki, Doğuda Tüllüoğlu Dağı, zeytinliklerle, incir bahçeleri,
kirazlıklar, bağlarla örülü Kirazlı, Soğucak, Yaylaköy, Caferli Tepelerini
arkasına almış, Türkiyenin en iri, en tatlı şeftali, mandalina bahçelerinin
döşeli olduğu sulak, verimli Karaovası bulunur.
1955 li
yılllarda denizin yararlarının ayırdına varan Aydınlılar, özellikle Nazillililer,
Sökeliler önce Kuşadası içindeki Kesedağ, Türkmen, Yatlimanı, sonraları
Pilavtepeye doğru yapılarını kondurarak, kentin içini çok katlı. yapılarla
doldurdurmuşlardır.
Sonra, 20 km
boyunca kumsalı olan en verimli topraklar olan Karaova da Türkiyenin en büyük
yazlığı olan Nazilli Dinlence Köyünü, Kadıkalesi denilen Anaia antik kentini,
sarıp içine alacak biçimde kondurmuşlardır.
Bunu
izleyenler öteki yatırımcılar, yazlıkçılarca doğanın bağrına her eklenen
yazlıkla Kuşadası’nı hançerleyerek, deniz kıyısındaki kumsaldan Yaylaköy,
Soğucak, Caferli tepelerine doğru diktikleri depreme dayanıksız iki, üç katlı
yazlık evlerle meyve, zeytin bahçelerine yayılmaya başlamışlardır.
Böylece,
Türkiyenin önde gelen göz bebeği tarım alanlarından Karaova şeftali bahçeleri,
betonarme yapı ormanına dönüşmüştür, dönüşmektedir.
Güneyde, Dİlek
Yarımadasının bağrında Davutlar ile Güzelçamlı kentleri her yıl genişleyerek
yemyeşil doğayı ak yapılarla ortadan kaldırmakta, ortalığı silip süpürmektedir.
Bununla
kalmamış, güney-doğudaki Ağaçlı köyünden doğru Söke, tepelerden doğru Kuşadası’na
çok katlı apartmanlarla sarkmaya başlamıştır.
Kuşadası ile
doğası her yandan tam bir kuşatma içinde yok edilmektedir.
Çevresine
yazlıkları kondurdukları, Tetis Denizinin son kalıntısı Kocagöl, kaşık gölüne
dönüşmüş, Yumurtatepe yanardağı taş ocakları ile yapıların saldırısına
uğramıştır.
Kişisel
kazancını, doğa güzelliklerini yok etmekten üstün gören, yeni yetme yapımcılar,
kalan yeşil ile doğa anıtlarına doğru diktikleri bol kazançlı betonarme yapılarıyla
saldırıya geçmişlerdir.
Yeter ki
arkana yaslanacağın, bir dayı, siyasi gücü al, yerelleri yaptığın bağışlarla
sustur, her işi kılıfına uydur, yapılaşma yasaklı yerlere bir koyup, yirmi
alacağın konutları kondur sat, çok çok geberircesine kazan, boğazına kadar
dolara boğul, yetmesin, bir daha bir daha, daha çok daha çok diyerek, çoğunuz
doğmadığınız, göçerek geldiğiniz bu eşsiz Kuşadası doğasını bir daha geri
gelmemecesine yok edin.
Şuna yanıyorum
ki, bu gibi çıkarcılara, kurdukları düzenle, işini kılıfına uydurarak sürdüren
bu yolsuz, yöntemsiz, özensiz, doğaya saygısız, talancı kişilere de başarılı iş
adamı densin, toplumdan saygı görsünler.
Sen, siz ey
doğa talancıları, çıkarcılar, yediğiniz halt için hiç sorgulanmayın, göğsünüzü
gere gere aramızda dolaşın.
Son olarak
Kirazlı yolu üzerinde ormanlar, zeytin bahçeleri yok edilerek çok katlı
apartmanlara dönüşürken, Kuşadası göbeğinde yeşil kalmış, deprem üreten ana
kırıklarıyla depremlerin savaş alanı olan yemyeşil Kalafat Dağı son yıllarda
türeyen özellikle Eviz Yapının ele geçirmesiyle lüks yapılaşma saldırısı
altındadır.
Duyuşuma göre
Kalafat Dağına yeni küme konutlar yapılacakmış.
Levhaları
dikilmiş, toprak kazıları sürdürülüyor.
Bu demektir
ki, 50 ile 80 bin kişi kente yamanacak.
Biz Kuşadası,
Davutlar, Güzelçamlı çevre korumacıları olarak, 26 Haziran 2023 pazartesi günü
11-13 arası, yaklaşık 25 kişi Kuşadası’nın sayın, genç başkanı Av. Ömer Günel
ile İbrahimaki de çok verimli bir toplantı yaptık.
Sayın Günel,
bizler gibi doğa, kültür ile sanat sever, korumacı düzgünlüğünden kuşkum
olmayan bir yerel bir yönetici.
Doğa korumacı
ile çevrecilerin tüm sorularını büyük bir sabır, olgunlukla yanıtladı.
Çıkan sonuç şu
ki, biz tüm kısıtlamaları koysak da, arkasına dayılarını, siyasi gücü alan her
girişimci Kuşadası’na talan etmeyi sürdürebiliyor.
Nasıl mı,
yapılaşmaya kapalı alan için kazanç sever girişimci, önce en üst yönetime
yanaşıyor, bakanlıktan 1/100,000 ilk haritayı çıkartarak yasaklı alanı
yapılaşmaya açtırıyor.
Bakanlık ABB
ye 1/5,000 ilk yapılaşma yayılımını düzenlemesini yapmasını buyuruyor.
Aydın
Büyükkent Belediyesi söyleneni yapıyor.
Sonra Kuşadası
yerel belediyeye 1/1,000 lik yerleşim yayılımını bitirmesi buyuruluyor.
Onlar da
verilen buyruklara uyarak tıpış, tıpış denilenleri, yasa, doğa ile
kısıtlamalara uygun olmasa da yapıyorlar.
Kısacası,
"Yağma Kuşadasının böreği".
Kılıfını
uydurursan, yasak, kısıtlama yok.
Sonra, dağda,
bağda, bayırda yollar açılıyor, yamaçta sekiler yapılıyor, ağaçlar kesiliyor ya
da taşınıyor, dağlar kürünüyor, kayalar patlatılıyor, bu doğa soygunu, bir avuç
işbirlikçinin çıkarı için sürdürülüyor.
Kim bunlar,
belli değil mi.
Adıyla sanıyla
belli.
Bunları yapan
kişilere "bey", "beyefendi" deniliyor.
Şimdi bir
deprem bilimci olarak, Kalafat Dağına bakıyorum.
Kuşadası
birinci derece deprem bölgesi.
Daha 2020 de
Sisam da M7,0 büyüklüğünde bir deprem oldu.
Ortalığı kırdı
geçirdi.
Kalafatdağı’ndan
ap açık geçtiği görülen, kırık aynaları deprem üreten kırıklardır.
Kalafatdağı’nı
paramparça eden kırıklar üzerine dikilmesi tasarlanan yapıların yapılmasına en
üst, üst ile alt yönetimler göz yumsa da bizler, "nasıl olsa atı alan
Üsküdar’ı geçmiş" diyerek öylece bakacak mıyız…
Kalafatdağı’nın
doğası göz göre göre yok edilirken öylece izleyecek, üzülecek, aramızda
irdeleyip, dedikodu yapmakla yetinecek miyiz.
Yarın deprem
olup da orada ev alanlarının canı kıyıldığında,
- "Deprem
takdiri ilahidir. Bu ölenlerin kaderidir. Onlar şehit oldu" diyecek siyasi
yöneticilerin peşinden mi gideceğiz?
Bu yalan, bu
talan ne zaman bitecek?
Yok edilen,
Kuşadası için yapılacak hiçbir şey yok mudur?
Yerel
yöneticilerin sorumluluğu yalnızca, durumu açıklamakla mı sınırlıdır.
Sen, ey bu
yazıyı okuyan yurttaşım.
- Sen ne
düşünüyorsun?
Yoksa Türkiye
talan edilirken, altımızdan halı gibi çekilen ülkemiz, kıyılarımız, doğamız,
doğal yaşamımız giderken, sana, bize hiç sorumluluk düşmüyor mu?
Yoksa
"çaresiziz" diyerek öyle miskin miskin oturmayı sürdürelim mi?
. 03.07.2023
. Prof Dr Övgün Ahmet Ercan,
İTÜ, Jeofizik
Yüksek Mühendisi,
Jeofizik Müh.
Odası Deprem Bilim Üyesi.
TÜRKİYE HAYALİ
Hedefteki üniter, laik Cumhuriyet: . ABD'NİN YENİ TÜRKİYE HAYALİ . . Samuel Huntington, “ Medeniyetler Çatışması ” adlı kitab...
-
16 Kişilik Tipi ve Özellikleri - MBTI . MBTI yani "Myers-Briggs Type Indicator" (Myers-Briggs Tip Göstergesi); Isabel...
-
- "Opus Dei" Nedir? . Günümüzde Benzer Örgütler Var Mıdır? . Günümüz Versiyonları! Fetullahçı terör örgütü fetönün ;...
-
Türkiye'nin Cemaat Tarihi Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi'nden Doç Dr. Cengiz Anık Türkiye'nin cemaat tarihini ...