13 Haziran 2024 Perşembe

Algı Yönetimi ve Zihin Kontrolü

 .  Algı Yönetimi ve Zihin Kontrolünün 10 Temel Tekniği

.   İnsanoğlunun "kitleler üzerinde güç sahibi olma isteği" var olduğundan beri insan davranışları üzerine çalışmalar yapan kişiler tarafından büyük kalabalıklar "küçük, elit bir grubun isteklerine boyun eğsin" diye kitlelerin "zihinlerini kontrol altına" almaya dönük çalışmalar yapıla gelmiştir.

.   Zihin kontrolünün fiziki ve bilimsel bir boyut kazanmasıyla, bugün tehlikeli bir aşamaya girmiş bulunmaktayız.

.   Çünkü teknokratik diktatörlüklerin kullanımına hazır ve bütün dünyayı etkileyecek araçların farkına varmazsak, bu tehlikeli aşama daimi bir durum olma riskini taşıyor.

EĞİTİM:

Uzun zamana yayılan fakat kalıcı etkiye sahip olmazsa olmaz bir yöntemdir.

Bu nedenle liderler, diktatörler, rejimler eğitim sistemleriyle oynar ve körpe zihinleri kendilerine bağlayan ve yıllar süren bir eğitime mecbur ederler.

Eğitim, kitlesel hipnoz için kullanılan en belirgin ve açık yöntem olmanın yanında aynı zamanda en sinsi yöntemdir.

Gücü elinde tutma ve kitlelere tek başına bir ömür hükmetme niyetinde olan her yöneticinin en büyük hayali zaten doğal olarak zihinleri etkiye açık çocukları eğitmektir.

Bu nedenle, tarih boyunca eğitim dikta rejimlerin kullandığı en önemli zihin kontrolü araçlarından biri olmuştur.

Ülkemizde sürekli değişen, sürekli vazgeçilen eğitim uygulamaları gençliğin zihinsel gelişimini olumsuz etkilemiş ve etkilenen nesillerde ciddi bir değer kaybı yaşanmasına neden olmuştur. Ülkemizin bağımsızlığı ve menfaatleri için eğitim istikrarlı bir yapıya oturtulmalıdır.

REKLAM VE PROPAGANDA:

1930’lardan beri ABD kitlelerin zihnini kendi amaçları doğrultusunda etkilemek ve yönlendirmek üzere ciddi yatırımlar ve çalışmalar yapmaktadır.

Sigmund Freud’un bilinçdışı bağlamında, insan davranışlarına özgü keşiflerini kitle hipnozu bilgisine dönüştüren yeğeni Edward Bernays kitle hipnozunun kurumsal başlatıcısı olup ABD’nin bir devlet politikası olarak “propaganda yahut halkla ilişkiler” adı altında kitle hipnozuyla zihin kontrolünü sistematize etmesinin de öncülerindendir.

Modern propagandanın öncüsü olarak anılan, kitle psikolojisi ve ikna yöntemlerini kurumlar ve siyasal organizasyonların ihtiyaçlarını karşılamak için kullanmış halkla ilişkiler uzmanı Edward Bernays, bir istek ve arzuyu ihtiyaca çevirmek amacıyla kişinin benliğiyle ilgili algısını hedef almak için tasarlanmış tüketim kültürünün mucidi olarak kabul edilir.

Burada öncelikli amaç bazı ürünleri insanların ihtiyacı haline getirmekti, mesela sigara gibi.

Ama Bernays 1928 yılında yayımlanan “Propaganda” isimli kitabında, “propaganda hükümetin görünmeyen yürütme organıdır” demişti.

Bu çok açık bir şekilde modern polis devletlerinde ve sözde terörle mücadele kapsamında giderek artan vatandaşların birbirlerini ispiyonlaması vakalarında görülebilir.

Medyanın artan gücüyle birlikte hükümetler, medyayı bir propaganda/ zihinleri kontrol etme aracı olarak kullanmaya başladılar.

Medya kitle hipnozuyla zihinleri manipüle etmenin en önemli sistemidir bugün.

Şimdi görsel medya, yazılı medya, sosyal medyada, sinema sektörü ve kablolu TV kanallarının hepsi aynı anda farklı kaynaklardan geldiği için gerçeğin sesi olduğu düşünülen bütüncül bir mesajı izleyiciye aktarmak için sorunsuz bir şekilde çalışıyorlar.

Hipnoz bilimi açısından ifade edecek olursak ‘mesaj’dan anlaşılması gereken ‘telkin’dir.

Birisi o ana ‘mesajı’ okumaya alıştığında, o mesajın aslında her yerde olduğunun farkına varacak ve ciddi bir olasılıkla ister istemez belirli bir süre içerisinde bu, kabule dönüşebilecektir. Burada "subliminal mesaj"lardan bahsetmiyoruz bile.

ÖNGÖRÜCÜ PROGRAMLAMA:

Görsel ya da basılı yayınlarla çok önceden insanları belirli olaylara hazırlama projelerinden bahsediyorum. 11 Eylül saldırılarının, çok daha önceleri İkiz Kuleler’in infilakını gösteren görsellerin sinemada, afişlerde, çizgi filmlerde tesadüfen(!) yer alması gibi…

Birçok kişi hala öngörücü programlamanın gerçekte olmadığını iddia etmektedir.

Öngörücü planlamanın kökleri aslında, o koca ekranın toplumun nereye gittiğine dair insana iyi bir fikir verdiği ağırlıklı olarak elitist olan Hollywood’a dayanıyor.

Sadece ihtimal dışı ya da bilim kurgu olduğunu düşündüğünüz kitaplar ve filmlere şöyle bir dönüp bakın ve sonra da bugünkü topluma bir bakın.

Küresel elit güçler, üçüncü dünya ülkeleri için planladıkları sömürü planlarının aşamalarını önceden romanlarla, filmlerle parça parça belirli bir düzende yayarak kitlelerin bilinçaltına ön telkinler gönderebiliyor.

Bu sebeple yayınların, filmlerin bu bakış açısıyla da iyi taranması ve okunması gerekiyor.

Devlete ilgili birimleri oluşturmaları anlamında çok iş düşüyor.

SPOR, SİYASET VE DİN:

Bazıları dinin hatta siyasetin bir zihin kontrol yöntemi olarak sporla yan yana zikredilmesinden rahatsız olabilirler.

Bu üç alan, algı yönetimi için altın madeni gibidir.

Kitle hipnozu ile kalabalıklar üzerinde uygulanan algı yönetimi için yüzlerce insan görevlendirebilir, milyarlarca dolar yatırım yapabilir.

Bu üç alanda da ana tema aynıdır: böl ve fethet.

Kullanılan teknikler oldukça basittir: İnsanlardaki hayatta kalmak için doğal olarak var olan karşısındakiyle işbirliği yapma eğilimine ket vurmak ve onlara üstün gelme ve kazanmaya dayalı takımlar ya da gruplar oluşturmalarını öğretmek.

Spor her zaman için insanlardaki kabilesel eğilimleri önemsiz bir olay içinde toplayan temel bir dikkat dağıtma aracı oldu.

Öyle ki, modern Amerika’da spor taraftarlığı öyle gülünç boyutlara ulaştı ki mesela insanlar şehirlerini terk eden ünlü bir sporcuyla ilgili protesto düzenleyebiliyorlar ama buna karşılık mesela özgürlük gibi insani konular önemsiz görülüp kulak arkası edilebiliyor.

Siyaset kolay kontrol altına alınabilen muhalefet ve tamamen sağ-sol paradigmasından oluşan bir şey, dinse neredeyse tarihteki bütün savaşların perde arkasındaki ortaya çıkış sebebi.

Ülkemiz üzerine yürütülen psikolojik savaş operasyonlarında küresel güçler, ideolojik ayrımları, mezhep çatışmalarını, çok defa kullanmışlar ve kullanmaya da devam etmektedirler.

Bir psikolojik savaş yöntemi olarak yıllara yayılan algı yönetimiyle, saydıklarımıza ek olarak cemaatlerin manipüle edilmesi de eklenmiştir.

Cemaatlerin, bir süredir batılı güçlerin ülkemiz üzerinde yürüttüğü kitle hipnozunun nesnesi durumuna getirildiği artık açıkça bilinmektedir.

Bu tehdit hala devam etmekte ve cemaatler mevcut durumlarıyla küresel algı yönetiminin oyuncağı haline getirilmeye çalışılmakta ve toplumda bu yolla yarılma, güvensizlik, korku kültürü, düşmanlık ve ihanet tohumları ekilmeye çalışılmaktadır.

YİYECEKLER, SU VE HAVA:

Yiyeceklerdeki katkı maddeleri, toksinler ve gıdalardaki diğer sağlığa zararlı maddeler beynin kimyasını öyle bir değiştiriyor ki, kişide hissizlik ve çevresinde olup bitenlere karşı ilgisizlik başlıyor.

İçme suyundaki floridin IQ’yu düşürdüğü bilimsel olarak kanıtlandı.

Aspartam ve Mono Sodyum Glutamat (MSG)’taki beyin hücreleri ölene kadar onları uyaran ekstoksinler…

Bu sağlığa zararlı maddeleri içeren fast food türü gıdalara insanların erişimi artık kolaylaştığı için, bu gıdalar aktif bir yaşam tarzı sürmek için herhangi bir motivasyonu olmayan ve dikkat eksikliği yaşayan bir toplum meydana getirdi.

UYUŞTURUCULAR, İLAÇLAR:

İllegal uyuşturucular zaten beyni kör ediyor, bunlar bir tarafa; nerdeyse her insanın biraz farklı bir huyu için ilaç içirecekler.

Küresel güç odağı elitlerin hizmetindeki ilaç sektörü insanların beynine boca edercesine kullanılmak üzere beyin kimyasalları üretip duruyor.

Bunlar bağımlılık yapan herhangi bir madde olabilir, zihin kontrolcülerinin görevi sizin bir şeye bağımlı olmanızı sağlamaktır.

Modern zihin kontrol yöntemlerinin önemli bir kolu da psikiyatri üzerinden çalışıyor.

Batıdan sorgulanmadan ithal edilen psikiyatri yaklaşımları tüm insanları, potansiyellerine göre değil, hastalıklarına göre tanımlamayı ve doğru-yanlış hastalıklarla etiketlemeyi hedefler.

Tıp alanındaki, ilaç sektörü tiranlığının güç kazanmasıyla şimdi bu durum öyle aşırı boyutlara vardı ki, neredeyse herkesin bir çeşit rahatsızlığı var, ve nerdeyse herkese verilecek bir ilaç var, özellikle de herhangi bir otoriteyi sorgulayan kişilerin.

Ülkemizde de ilaç kullanımı maalesef alınan tedbirlere rağmen kontrolsüz.

Antidepresanlar reçetesiz satın alınabiliyor…

Beyin kimyasıyla oynamak ve gereksiz ilaç kullanımına mahkum etmek, bu yönüyle küresel güç odaklarına hizmet eden kar amaçlı ilaç sektörünün yürüttüğü bir yasal uyuşturucu faaliyeti denilse yerdir.

Kitlesel zihin kontrolüne hizmet eder, tepkisiz, uyuşturulmuş ve kimyasala bağımlı kalabalıklar…

ASKERİ DÜZEN:

Askeriyenin zihin kontrolünün test alanı olarak uzun bir geçmişi var.

Belki de askerler zihni en kolay şekle girebilen ve etkiye açık olan kişiler çünkü bu kişiler belli bir hiyerarşi ve kontrol içinde hareket ediyorlar ve kendilerine bir görev verildiğinde onu hiç sorgulamadan, tam bir itaat duygusu içinde yerine getirmeleri gerekiyor.

Otorite altındaki her kişi emre koşulsuz itaat eder.

Yani sorgulamadan direkt kabul eder, tam bir hipnoz halidir aslında bu.

15 Temmuz darbe girişiminde hiçbir şeyden haberi olmayan erlerin televizyonlardaki görüntülerini hatırlayın:

-Karşılarında halkı gördükleri halde hala kendini tatbikatta sananlar, sırf üstü emir verdiği için kendi halkına ateş açanlar, komutanın emrine uyduğunu sanarken ihanetin içine düşenler…

Askeri ortamlar sorgulamadan itaatin en keskin yaşandığı ortamlardır.

Bu anlamda askeri düzen bir nevi kurumsal zihin kontrolü, kurumsal hipnoz sistemiyle çalışır.

Bu yüzden askeriye gibi, güvenlikle ilgili hiyerarşik yapılar çok hassas.

Devletin bu yapıları ciddi bir stratejiyle oluşturması ve kontrol mekanizmalarını çok çevik hale getirmesi olmazsa olmaz bir durumdur.

ELEKTROMANYETİK SPEKTRUM:

Tv izleyen, bilgisayar karşısında oturan, elinde cep telefonu olan herkes elektromanyetik şiddete ve işgale maruz kalıyor.

Hepimiz günlük hayatta işimize yarayan modern cihazların kullanımı nedeniyle elektromanyetik dalgalar tarafından kuşatılmış durumdayız ve bu dalgaların da direkt olarak beyin fonksiyonları üzerinde bir etkisi olduğu bilimsel araştırmalarca kanıtlanmış durumda.

Saatlerce elektronik cihazlardan yayılan elektromanyetik dalgalara maruz kalanların zihinsel işleyişi hayatın akışı içinden çıkıp sanal bir zemine oturuyor, küntleşen zombi beyinlere dönüşüyor uzunca süreler elektronik şiddete maruz kalanlar.

Günlük hayattaki bu durumun dışında; neler olabileceğinin dolaylı bir işareti olarak, bir araştırmacı, beyne bağladığı kablolarla beynin elektromanyetik alanını değiştirerek beyinde bazı görüntülerin canlanmasını sağlayabiliyor.

İçinde yaşadığımız modern dünyada zihne sirayet eden birçok yönteme ek olarak, cihazlar üzerinden zihin-değiştirici dalgalarla da kuşatılmış durumdayız.

Mesela baz istasyonları gelecekte insanların zihinlerine direkt etki etmek amacıyla da kullanılabilir.

TELEVİZYON VE BİLGİSAYAR:

Uzaktan kumandayla erişebildiğiniz TV’de programlanan her şeyin belli bir mühendislik hesabı içinde hazırlanmış olması bile yeterince kötü.

Televizyon tam bir hipnoz kutusudur ve kitleleri programlarıyla, reklamlarıyla bir tüketim nesnesine ve evcil sürülere dönüştürür.

Kitle hipnozunun en önemli araçlarındandır.

TV öyle bir şey ki sizi gerçek manada uyutuyor ve böylelikle psiko-sosyal bir silah haline geliyor.

Evet televizyon psiko-sosyal bir silahtır ve programları oluşturanlara hizmet eder. Bilgisayarların video oyunları ve sosyal ağlar yoluyla insan beynini sürekli bilgi bombardımanına tutması kişilerde bir nevi dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğuna sebep oluyor.

Video oyunları üzerine yapılan bir araştırma uzun saatler bu oyunları oynamanın beyne giden kan akışını azalttığı ve duygusal kontrolü zor hale getirdiğini gösteriyor.

Dahası, gerçek hayattaki savaşa benzeyen oyunlar ya da polislik oyunları kişinin gerçeklikle bağının kopmasına sebep oluyor.

NANOBOTLAR:

Bilim kurgu filmlerindeki nanobotlar yolda.

Beyne direkt müdahaleyi amaçlayan bu sistemler, zaten noro-mühendislik adı altında pazarlanıyor.

Bu yolla direkt beyin kontrolü biraz karmaşık ve henüz kanıtlanmamış olsa da bu bir kere başarıldığında, mesela mutsuz bir insanı bir düğmeye basarak anında mutlu etmek mümkün olacak.

Nanobotlar bu süreci beyindeki molekülleri tek tek sararak otomatik bir düzleme taşıyorlar. Daha da kötüsü, bu minik akıllı robotlar kendi kendilerini kopyalayabiliyor.

İnsan sormadan edemiyor bu cin bir kez lambadan çıktığında tekrar oraya nasıl konabilecek? Nanobotların muhtemel kullanıma girme tarihi, 2020’nin ilk yılları olarak öngörülüyor.

***********************************************************************************

http://amfiweb.net/algi-yonetimi-ve-zihin-kontrolunun-10-temel-teknigi


11 Haziran 2024 Salı

İSLAM’IN ALTIN ÇAĞI

    İSLAM’IN ALTIN ÇAĞI

İslam Uygarlığı, kuruluşundan hemen 50 sene sonra sınırlarını Arabistan çöllerinden Mısır, Mezopotamya ve Pers sınırlarına kadar ilerletmiş, Bizans’ın gücünü zayıflatmış, Portekiz’e kadar uzanan bir uygarlığa kavuşmuştur.

Bunlar sadece askeri başarılarla kalmamış su yolları ele geçirilmiş, tarım devrimini gerçekleştirecek biçimde farklı ürünleri Akdeniz mevsimine uygun biçimde ıslah etmişlerdir.

Üretkenliği arttırmışlardır.

İslam Uygarlığı, VIII. yüzyıl ile XIII. yüzyıllar arasında bilimsel ve felsefi düşün anlamında dünyanın önderi konumuna gelmiştir.

Yunan bilgeliğinin mirasçısı olmuşlar ve bu bilgeliği sonraya taşımışlardır.

Bu dönem özellikle Batılı tarihçiler tarafından “İslam Rönesansı” olarak adlandırılmaktadır.

Yine bu devre “İslam’ın Altın Çağı” da denmektedir.

Bu dönemde matematikten tıbba ve fiziğe kadar pek çok alanda eşi benzeri görülmemiş başarılara imza atılmıştır. 

Antik Yunan Dönemi’nde yazılan eserler Arapçaya kazandırılmıştır.

Halife Memun MS. 832’de Bilgelik Evi’ni kurmuş ve burada yapılan faaliyetlerle Yunan felsefi ve bilimsel geleneği Arap Uygarlığı’na tanıtılmıştır.

Bir tür kolej görevi üstlenen medreseler daha çok bağışlarla ayakta kalırken, kütüphane ve gözlemevi gibi araştırma kurumları halifeler ve sultanlar tarafından finanse edilmiştir.

İslam Matematiği

Yunanlıların soyut geometrisi yerine, Müslüman bilginler pratik değeri daha çok olan aritmetik ve cebire daha fazla önem vermişlerdir.

Astronomik faydaları açısından trigonometrik çalışmaların ileri düzeylere çıkması şaşırtıcı değildir. Özellikle Harezmî’nin çalışmalarının bütün matematik tarihi üzerindeki etkisi çok fazla olmuştur.

İslam tıbbının gelişimi ve kurumsallaşması Müslümanların önemli bir diğer başarısıdır.

Arapların kendilerine has bir tıbbı vardı.

Hippokrat ve Galenos gibi Yunanlı tabiplerin metinlerini çevirdikten sonra bunları kendi bilgileriyle harmanlamışlardır.

Hint Uygarlığı’ndan gelen bilgileri de buna eklemişler ve tıpta önemli işlere imza atmışlardır.

Ebubekir Zekeriya Razi, el-Mecusi ve ibn Sinâ gibi bilginler teşhis ve tedavide önemli başarılar göstermişlerdir.

İslam optiği de ibn-ül Heysem sayesinde büyük işler başarmıştır.

Optik isimli kitabında deneysel yaklaşım göze çarpmaktadır.

Görme, kırılma, karanlık oda, içbükey aynalar, mercekler ve gökkuşağı gibi bir dizi deneysel bilim çalışmaları o dönemin en iyi çalışmalarıdır.

Kimilerine göre kimyanın atası olan Simya da İslam coğrafyasında sıkça rastlanan bir uğraşı alanı olmuştur.

Ölümsüzlük iksirini bulmak, değersiz madenleri altına çevirmek gibi bazı amaçlarla yola çıkan simyacılar aynı zamanda yoğun bir entelektüel çabaya da girmişlerdir.

Özellikle göksel olaylarla yersel olaylar arasında bağ kurma çabaları onları astrolojiye de yakınlaştırmıştır.

İslam coğrafyasında bilim ve teknoloji arasındaki irtibat da çok sınırlı kalmıştır.

Matematiğin dahi ismi Harezmî İslam Uygarlığı’nın en etkili isimlerinden birisi olmuştur.

Harezmî (780-850), Aral gölü yakınlarındaki Harezm bölgesinde yetişmiştir. el-Harezmî, Hikmet Evi’nde halife el Memun’ın hizmetinde çalışmıştır.

Harezmî’nin bilime temel katkıları matematik, astronomi ve coğrafya alanında olmuştur.

Aritmetik ve astronomide Hint yöntemlerini İslam dünyasına kazandırmıştır.

Yazdığı cebir kitabıyla İslam dünyasında bilimin gelişiminde temel bir rol oynamıştır.

Arapça aslı kayıp olan aritmetik kitabı Bathlı Adelard tarafından Latinceye tercüme edilmiştir.

Liber Algorismi de Numero Indorum yani Hint Rakamları ile Hesap kitabı olarak Latinceye çevrilen kitap bütün Avrupa ve İslam dünyasını derinden etkilemiştir.

Bir diğer önemli kitabı ise matematiğin cebir alanına ait olan el-Kitâb el-Muhtasar fî hisâb el-Cebr ve el-Mukabele ismini taşımaktadır.

Bu kitap halife el Memun’a ithaf edilmiştir.

Kitap cebir denklemlerinin çözümünü anlatmaktadır. (Bize Yön Veren Metinler I. Cilt İçinde) (http://byvm.kapadokya.edu.tr/1.-CEBIR-VE-CEBIR-HESABI-EL-HAREZMI)

Astronomi hattı ise yine önemli bir bilim dalı olarak karşımıza çıkmıştır.

Bu alanda çalışan en önemli isimlerden birisi el-Battâni’dir.

El-Battani (858-929), harran’da doğmuş daha sonra eğitim için Bağdat’a gitmiştir.

Selefi Sabit Ibn Kurra gibi kendisi de Sabîi dinine mensup olması sebebiyle yıldız ilmi ve göksel teoloji konusunda önemli bilgi donanımına sahiptir.

Doğu ve Batı’da ünlenmesini sağlayan eseri “Astronomi Üzerine” adlı eseridir.

Battanî bu kitabı yazma amacını kendisinden önce gelen astronomların hatalarını düzeltmek istemesidir. Kendisi de bu bakımdan Batlamyus’un yöntemini izlemiştir denilebilir.

Zira Batlamyus da kendinden önceki astronomlardan olan Hipparchus’un gözlemlerini ve kuramlarını düzeltmeye çabalamıştır.

Bu haliyle denilebilir ki İslam Dünyası bilginleri ve filozofları Yunanî düşüncenin koruyucusu ve taşıyıcısı olmuşlardır ve burada üretilen bilgi birikiminin kaybolmasını önlemişlerdir.

Bilimsel Faaliyetlerin Duraklaması

İslam Uygarlığı’nın bilimsel ve felsefi yönden ne zaman gerilemeye başladığına dair muhtelif görüşler vardır. Avrupa’nın Arapça ve Yunancadan Latinceye çeviri faaliyetleri, Rönesans ve Reform hareketleri, üniversitenin kurumsallaşması gibi başarıları sonucunda mı Doğu Uygarlığı gerilemeye başlamıştır?

Yoksa kendi içsel problemleri mi bu gerilemeye sebep olmuştur?

Bu sorulara bir çırpıda cevap vermek olanaklı değilse de hem içsel hem de dışsal sebeplerin bu gerilemeyi doğurduğu anlaşılmaktadır. İktisadî sistem, kültürel yapı, kurumsallaşma gibi pek çok nedenden dolayı İslam Uygarlığı parlak devirlerini XIII. yüzyıldan sonra gerilerde bırakmıştır.

Osmanlılar bir dönem bilimsel ve felsefi düşünceyi ilerletmeye ve fetihlere devam etmişse de XVI. yüzyıldan sonra durgunluk bu ülkeye de sirayet etmiştir.

Geçmişin parlak devirleri bir müddet sonra yerini durgunluğa ve sonra da gerilemeye bırakmıştır. Osmanlılar devrinde ise özellikle XV. yüzyılda parlak bir devir  yaşanmıştır.

Özellikle Osmanlı sultanlarından Fatih Sultan Mehmet’in bilim ve felsefeye verdiği önem sayesinde o dönemde Osmanlı-Türk düşüncesinde bir ivme yakalandığı görülmektedir.

Bu hareketlenme XVI. yüzyılda da kısmen devam etmiş ancak XVII. yüzyıl derin bir uyku dönemi başlamıştır.

Ancak XVIII. yüzyılın sonunda ve XIX. yüzyılda Osmanlılarda yeni bir uyanış devri başlamıştır.

Bilimsel ve felsefi eserlerde artış görülmeye başlamış Avrupalı modern düşünceler Osmanlı illerine girmeye başlamıştır.

Aydın Sayılı, “Ortaçağ İs­lam Dünyasında İlmi Çalışma Temposundaki Ağırlaşmanın Bazı Temel Sebepleri (Avrupa ile Mukayese)”, DTCFFAE Dergisi, cilt: I, Ankara 1963, ss.4-69.

https://acikders.ankara.edu.tr/mod/resource/view.php?id=124358


6 Haziran 2024 Perşembe

ÇOCUKLARIN SOSYAL MEDYADA TEŞHİRİ

 .  -  Ebeveynlerİn Çocuklarını Sosyal Medyada Teşhİrİ

§  Bilgi iletişim teknolojilerinin git gide gelişmesi iletişim kolaylığı sağlamasının yanı sıra, sosyal medyada "hakların ihlal" edilmesini de ortaya çıkarmaktadır.

§  Özel hayatını çocuğu ile renklendiren ebeveynler popülerlik uğruna çocuklarını da sosyal paylaşım sitelerine yüklemekte, doğar doğmaz çocuğu adına hesaplar açmakta ve onun adına fotoğraflar paylaşmaktadır.

§  Çocuğun her anını sosyal medyada paylaşma dürtüsüne engel olamayan ebeveynler (özellikle anneler) çocukları için bir tehdit unsuru olmaktadırlar.

§  Paylaşımların kötü amaçlar için kullanılmasını hiçbir ebeveyn istemez. Buna rağmen sürekli çocuğunu paylaşan ebeveyn modeli aynı zamanda psikolojik olarak paylaşım konusunda kendini engelleyememekte, rüştünü bu şekilde ispat etme yarışına istemsizce girmektedir.

§  Hızlı bir değişim içerisinde olan dünyada sosyal medya ve kullanım biçimleri değişirken, çocuğun konumu da sürekli olarak değişmektedir.

§  İnternetin içine doğan, büyüyen çocuklar ister istemez bu sanal ağın içerisindedir.

§  Bazı ebeveynler psikolojik doyum amacıyla sosyal medyada çocuğu ve ebeveynliği ile ilgili paylaşım yaparak onaylanma ihtiyacı duyabilmektedir.

§  Ebeveyn çocuğu ve ona verebileceği zararı öngöremez.

§  Sosyal medyanın tehlikeleri de sadece ebeveynin çocuğunu paylaşmasından ileri gelmeyecektir.

§  “Sharenting” kelimesi İngilizce’de share paylaşmak ve parenting ebeveynlik kelimelerinin birleşiminden türetilmiş, çocuğa dair hikaye ve görselleri sürekli sosyal medyada paylaşan bir ebeveynlik anlayışını ifade eder.

§  Bir çocuğun kişisel bilgileri asla halka açık olmamalıdır. Bu kişisel bilgiler sitenin hiçbir yerinde görünmemelidir

§  Her anı sosyal medyada ebeveyn tarafından sergilenen "çocuğun mahremiyet hakkının ihlali" ile Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi 1989 ve “unutulma hakkı” çerçevesinde çocuğun ihlal edilen hakları üzerine yoğunlaşılmıştır.

§  Sosyal medyada Facebook, İnstagram hesaplarına erişimin mümkün olduğu uygulamalar aracılığıyla dijital dünyanın izinden giden, hatta sürüklenen bir çocukluk ortaya çıkmıştır.

§  Fransız emniyeti ailelere yönelik “Çocuklarınızın fotoğraflarını Facebook’ta paylaşmak güvenli değil… Çocuklarınızı koruyun” mesajıyla farkındalık oluşturmaktadır.

§  Türkiye’de ise yeni yeni konuşulmaya başlanan çocuğun sosyal medyadaki mahremiyet konusu ebeveynler için özellikle boşanma ve veraset durumları söz konusu olduğunda gündeme gelen bir husustur.

§  İnternet yasaları ve internet etiği uzmanı Eric Delcroix (2016) BBC News’te4; çocukların ebeveynlerine, fotoğraflarını sosyal medyada paylaştıkları için dava edebileceğini ifade etmiştir.

§  Aynı zamanda empati yapmaları gerektiğini ve çocuklarının paylaştıkları fotoğraflarının paylaşıma açılmasını ileriki dönemde istemeyebileceklerini belirtmiştir.

§  Fransa Le Figaro gazetesi de bu konuda “Çocuklar bazı dönemlerinde fotoğraflarının çekilmesini ve o fotoğrafların paylaşılmasını istemez” şeklinde bir başlık atarak duruma farkındalık kazandırmıştır.

§  Çocuk hakları, insan hakları çatısı altında özel bir hak alanı olarak kavramsallaştırmıştır.

§  Türk Medeni Kanununda çocukları aileleri tarafından ihmal ve istismardan koruyan maddeler bulunmaktadır. Çocuğun korunmasına ilişkin olarak 346. maddede “Çocuğun menfaati ve gelişmesi tehlikeye düştüğü takdirde, ana ve baba duruma çare bulamaz veya buna güçleri yetmezse hâkim, çocuğun korunması için uygun önlemleri alır” hükmü yer almaktadır.

§  Çocuk Hakları Sözleşmesi’nde çocukları ilgilendiren tüm etkinliklerde çocuğun yararı fikrine odaklanılır. Çocuk yararı kavramıyla çocuğun kısa vadeli çıkarı kastedilmemiştir. Geniş kapsamlı gelecekteki ve toplumsal çevredeki “çocuk yararı” kastedilmiştir.

§  1961 Anayasasının 35. maddesinin II. fıkrasında “devlet ve diğer kamu tüzel kişileri, çocuğun korunması için gerekli tedbirleri alır ve teşkilâtı kurar” ana ilkesini getirmiştir.

§  1982 Anayasasının 41.maddesinde “Çocuklar başta olmak üzere, ailenin her bir ferdi temel insan hakları, birey ve vatandaşlık haklarına sahiptir” ilkesi yer almaktadır.

§  Medya ortamlarında çocuk ve haklarının korunması adına yapılacak iki temel husus sayabiliriz. İlki çocukların gelişimlerine zarar verebilecek içeriklere maruz kalmaktan korunmaları iken bir diğeri ise medya içeriklerine konu olan çocukların korunmasıdır.

§  Haber, televizyon programları ve reklamlarda yer alan çocukların görebilecekleri zararların belirlenmesi ve bunlardan kaçınılması için uyulması gereken kuralların oluşturulması için çalışılmaktadır.

§  Bireysel medyadan da "ebeveynlerine karşı" korunmaları gerekebilmektedir.

§  “Unutulma hakkı” ile çocuklar reşit oldukları an itibari ile mahkeme kararı ile internet üzerinde bulunan gönderi ve fotoğrafların içeriklerinin tamamen kaldırılmasını talep edebilirler.

§  Unutulma hakkı “kişisel verilerin korunması hakkının” temelinde ele alınmaktadır.

§   Unutulma hakkı ve kişisel verilerin korunması iki ortak noktada ele alınabilir. Her iki hakkın özünde, bireyin onurlu yaşaması, kişiliğini serbestçe geliştirmesi ve kişisel verileri üzerinde özgürce tasarruf etmesi yatmaktadır.

§  “Unutulma Hakkı” ile ilgili Anayasa Mahkemesi’nin 3 Mart 2016 tarihli kararı şöyledir:

§  - “...Anayasa’nın 17. maddesinde düzenlenen kişinin manevi bütünlüğü bağlamında şeref ve itibarının korunması hakkı ve Anayasa’nın 20. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına alınan kişisel verilerin korunmasını isteme hakkı ile birlikte düşünüldüğünde devletin bireye geçmişte yaşadıklarının başkaları tarafından öğrenilmesi engellenerek “yeni bir sayfa açma” olanağı verme hususunda bir sorumluluğu olduğu açıktır... Unutulma hakkı kişilerin manevi varlıklarını geliştirmelerine bir fırsat vermek açısından devletin pozitif yükümlülüğünün bir sonucudur... Unutulma hakkı, internet ortamında bir haberin uzun süredir kolayca ulaşılabilir olması nedeniyle kişinin şeref ve itibarının zedelenmesi durumunda gündeme gelmektedir. Bu hakkın amacı, internetin yaygınlaşması ve sağladığı imkânlar nedeniyle ifade ve basın özgürlükleri ile kişilerin manevi varlığının geliştirilmesi hakkı arasında gerekli hassas dengenin kurulmasını sağlamaktır.” (AYM GK, B.2013/5653, T.3.3.2016, Bireysel Başvuru N.B.B. Kararı).

§  Dijital Yaşamda Çocuğun Var Olmama Hakkı “Mahremiyetin Yıkılışı”:

§  Yaşanan paylaşımların fazlalığı ve çocuk haklarının beraberinde de mahremiyetinin ihlalinin doğurabileceği sonuçları kestirebilmek yakın zamanda mümkün değildir.

§  Ancak akla ilk gelen siber zorbalık, akran zorbalığı ve sanal zorbalık olmaktadır. Lakin unutulan hatta atlanan nokta çocukların ilerleyen dönemlerde aileleri tarafından ilk doğdukları andan itibaren fotoğraflarının paylaşılması olmaktadır.

§  Daha doğmadan çocukları adına alınan hesaplar, paylaşılan fotoğraflar ve videolar çocuk 18 yaşını doldurduğu andan itibaren ebeveyni için bir tehdit unsuru olabilmektedir.

§  UNICEF 2017 yılında yayınladığı raporda “Her çocuk, dijital dünyanın sunduğu olanaklardan faydalanabilmeli ve kendilerini bekleyen çevrimiçi risklerden korunmalıdır” (Unicef, 2017) temel savına ters düşen durum ise ebeveynlerin anlık olarak çocuğun fotoğraf ve videolarına erişimi herkesle paylaşmalarıdır.

§  Mahremiyetin sınırlarını gizlilik belirler.

§  Mahremiyet ise bir kimsenin kendi alanının bölünmemiş özerkliğinin bölgesidir.

§  Bu alandaki hesaplaşma “ben kimim” “neyim” gibi sorgulamaları içerir.

§  Çocuğun her halini sosyal medyada paylaşan, paylaşma dürtüsünden kendini alıkoyamayan ebeveyn modeli sharenting’tir.

§  Çocuğun mahremiyetinin bir problem haline gelmesi ileriye dönük olsa da, çocuğun iyi olma halini anlamak adına bazı önlemler alınması gerekmektedir.

§  Ebeveyn çocuğunun kişisel bilgilerini çevrimiçi paylaşma konusunda kendi karar alır.

§  Ebeveynler her zaman koruyucu değildir. Çünkü çevrimiçi paylaşımlar çocuklara zarar verebilir.

§  Bazı ebeveynler çocuklarının yaşamlarını paylaşmalarının da ötesinde "hobi olarak" da sosyal medyada paylaşım yapabilirler.

§  Bu tarz paylaşımlar “ebeveynlerin çocuklarının mahremiyetini bu kadar düşüncesizce ihlal etmeleri nasıl mümkündür?” sorusunu akıllara getirir.

§  Ebeveynler çocuklarının hayata gelmelerini kutlamanın bir yolu olarak paylaşımlar yaparken, diğer yandan gelecekte bunun çocukları için ne gibi sonuçları olabileceğini düşünmemektedirler.

§  Birçok ebeveyn çocuklarının fotoğraflarını doğumdan hemen sonra paylaşmaktadır. Hatta çocuk daha doğmadan ultrason resimlerini dahi paylaşan ebeveynler bulunmaktadır.

§  Ana babalar yanı sıra sağlık personeli (özellikle kadın doğum uzmanları ve doğum fotoğrafçıları) kendi çocukları olmasa dahi daha çok reklam amaçlı kontrolsüzce bir başkasının çocuğunu paylaşabilmektedir. Bu fotoğraflarda "dünyanın her yerinde" #hashtag “etiketleme” sayesinde ulaşılır hale gelmektedir.

§  Çocuklarının fotoğraf ve videolarını sürekli paylaşması sonucu çocukları istemeden de olsa tehlikelere açık hale gelmektedir.

§  Çocuğunun bir başkası tarafından tüm gelişim evreleri takip edilebilmekte ve çocukları "pedofilerin" öznesi olma konumuna sürüklenebilmektedir.

§  Ebeveynler şimdi ve gelecekte bu paylaşımlar ile çocukların mahremiyet hakkını ihlal etmektedir.

§  Şu anda bu ebeveyn faaliyetlerinin gelecekteki sonuçlarını tahmin etmek mümkün değildir. Temel risk çocuğun gizliliğini kaybetmesiyle ilişkisidir.

§   

ALINTI: Cansu Dursun

https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/1335778


2 Haziran 2024 Pazar

SÜRÜ PSİKOLOJİSİ

 . "sürü psİkolojİsİ" , "çoğunluk etkİsİ", "sürü etkİsİ"

İnsanların, başkalarının da aynı şeyi yaptığına inandıklarında belirli bir şekilde düşünmesine veya davranmasına neden olan bilişsel bir önyargıdır.

Örneğin, sürü etkisi, birinin sosyal çevrelerindeki diğer insanların bir ideolojiyi benimsemesinden ötürü onlarla aynı siyasi ideolojiyi benimsemesine neden olabilir.

Bando vagonu etkisi, hayatın birçok alanında insanlar üzerinde güçlü bir etkiye sahip olabilir; bu yüzden onu anlamak önemlidir.

Çoğunluk etkisine bir örnek, insanların sosyal medyada çok sayıda beğeni veya olumlu oylar alan bir yorum gördüklerinde, kendilerinin de olumlu yönde oy kullanma olasılıklarının artmasıdır.

Çoğunluk etkisine başka bir örnek, insanların başkalarının borsaya para pompaladığını gördüklerinde, kendilerinin de yatırım yapma olasılıklarının artmasıdır; bu da spekülatif balonlara ve piyasa çöküşlerine yol açabilir.

Çoğunluk etkisinin insanları etkileyebileceği başka alanlar da vardır:

Örneğin:

Çoğunluk etkisi insanların siyasi tercihlerini etkileyebilir. 

Örneğin seçmenler, bazen belirli bir siyasi partiye, yalnızca o parti son anketlerde iyi sonuçlar aldığı için daha fazla destek verir (bazen çoğunluğa oy verme olarak adlandırılan bir davranış veya "kazananın etrafında toplanma etkisi" ya da "kazananı takip etme" olarak adlandırılır).

Çoğunluk etkisi, tüketicilerin hangi ürünleri satın alacaklarına ilişkin kararlarını etkileyebilir. 

Örneğin insanlar, genellikle son moda trendleri takip ettiklerini göstermek istedikleri için tanıdıkları diğer insanların giydiği kıyafetlerin aynısını satın alırlar (bu davranış bazen "bando vagonu tüketimi" olarak adlandırılır ve pazarlama/reklam sahasında bu davranıştan yararlanılır).

Çoğunluk etkisi, doktorların tıbbi kararlarını etkileyebilir. 

Örneğin birçok tıbbi prosedür, tıp topluluğu tarafından popüler olarak kabul edildiğinden, faaliyetleri için yeterli ve destekleyici kanıt olmamasına rağmen tarihin uzun dönemleri boyunca yaygın olarak uygulanmıştır.

Çoğunluk etkisi, insanların çöp atma eğilimini etkileyebilir. 

Örneğin, insanların önceden çöp olan bir ortamda çöp atma olasılığı daha yüksektir ve temiz bir ortamdaysa çöp atma olasılığı daha düşüktür.

Çoğunluk etkisi, kuruluşların yeni teknolojileri uygulamasını etkileyebilir. 

Örneğin, birçok konaklama şirketi, daha önce kendilerine satışta rekabet avantajı sağlayabilecekken, popüler hale gelene kadar web sitelerinde yeni özellikler uygulamadı.

Bando vagonu etkisinin bir başka iyi bilinen örneği ise, genellikle "asansör deneyi" olarak adlandırılan bir deneyde görülür:

Asansör deneyi=

1962'de Candid Camera adlı televizyon şovunda göründü.

Face the Rear başlıklı bir bölümde, habersiz ve bilinmeyen kişiler, herkesin arkaya baktığı bir asansöre girdiler.

Bu tamamen doğal olmayan bir şey olmasına rağmen, birçok kişi kalabalığa katılarak arkaya bakmaya başladılar.

Ek olarak, sürü etkisi insanları daha genel bir şekilde de etkileyebilir.

Çoğunluk etkisi insanları sadece belirli bir kararda değil, genel kültür ve çalışma ortamıyla ilgili olarak da etkileyebilir.

Grup tutumları ve normları 'bulaşıcıdır'.

Çevremizdekilerin tutum ve davranışlarından bilinçsizce etkileniriz.

Hepimiz kendimizi daha önce tatsız bir grubun içinde bulduk, belki de rötarlı bir uçuşu bekleyen pek çok kızgın havayolu yolcusundan biriydik.

Gerilim elle tutulur olabilir ve yanımızdaki yabancılara tepki olarak kendi kaygımızın arttığını görebiliriz.

Benzer şekilde, spor etkinlikleri ve performanslar gibi deneyimler de büyük ölçüde keyiflidir, çünkü kalabalığın heyecanı hepimize yayılır.

Son olarak, çoğunluk etkisi de çeşitli ve ilgili fenomenlerde merkezi bir rol oynar:

Tüm Reklamları Kapat

Sürü Davranışı: 

Bir gruptaki bireylerin, merkezi koordinasyondan ziyade yerel etkileşimler nedeniyle benzer şekilde düşünme ve hareket etme şeklidir.

Grup Düşüncesi: 

Belirli grupların, grupü üyelerinin düşüncelerini eleştirel olmayan ve zararlı bir şekilde kabullenerek, diğerlerinin düşüncelerine ve eylemlerine ayak uydurmaya çaba göstermeleridir.

Hatalı Konsensus Etkisi

Sosyal Bulaşıcılık

Çete Zihniyeti

"Bando vagonu etkisi" terimi bazen belirli bağlamlarda özel bir anlamda kullanılmaktadır.

Örneğin tüketim ve ekonomi bağlamında, çoğunlukla, başkalarının onu kullandığını görmenin bir sonucu olarak belirli bir mal için artan talebi ifade etmek için kullanılır.

İnsanlar Neden Çoğunlukla Sürü Etkisi Yaşar?

Çoğunluk etkisi (kalabalığı ve popüler eğilimleri takip etmek gibi onunla ilişkili davranışlarla birlikte), çeşitli psikolojik nedenlere bağlanabilir.

Bir neden, kalabalığa uyma ve başkalarından onay alma arzusundan başkalarıyla uyum sağlama eğilimini temsil eden normatif sosyal etkidir.

Buna benzer başka bir neden, diğerlerinin sizin bilmediğiniz bir şeyi bilebileceği veya durumu sizden daha iyi anlayabileceği varsayımı altında, haklı olma arzusuyla başkalarıyla uyum sağlama eğilimini temsil eden bilgisel sosyal etkidir.

Ayrıca, başkalarının görüşlerine ve eylemlerine güvenmek genellikle yararlı bir buluşsal yöntem olarak hizmet edebilir:

- Bu, özellikle insanların hızlı veya belirsizlik altında seçim yapması gerektiği gibi belirli durumlarda, onların yargılar oluşturmasına ve karar vermesine yardımcı olan zihinsel bir kısa yoldur.

Grup vagonu etkisinin bu şekilde bir buluşsal yöntem olarak kullanılması, insanların farkında olmadan sezgisel olarak yaptığı bir şey olabilir veya insanların aktif olarak yapmayı tercih ettiği bir şey olabilir.

Çoğunluk etkisine neden olan tüm bu faktörler, insanların diğer insanların bir şeye inandığına veya bir şey yaptığına dair işaretler olan bando vagonu ipuçlarıyla (ki bunlara bazen popülerlik ipuçları da denir) karşılaştığında, başkalarıyla aynı şekilde davranmanın faydalı olduğu veya diğer insanların yargılarına güvenmeye değer olduğu varsayımı altında bu ipuçlarını kendi eylemlerine rehberlik etmek için kullandıkları anlamına gelir.

Örneğin, insanlardan haber başlıklarının önemini derecelendirmeleri istendiğinde, bu makalelerin diğer haber ajanslarının da kapsadığı bir konuyu kapsadığına inandıklarında, başlıklara daha yüksek puanlar verme eğilimindedirler, çünkü bu, haber başlıkları öneminin bir işareti olarak hizmet eder.

Son olarak diğer faktörler de insanların sürü etkisi yaşamasına veya belirli durumlarda buna daha duyarlı olmasına neden olabilir.

Örneğin bazı durumlarda o yatırımın avantajlı olup olmadığını bilmeseler bile, diğer insanların benzersiz bir yatırım fırsatından yararlandığını sanması sonucunda insanları o kişilerle aynı şeyi yapmaya iten fırsatı kaçırma korkusu, insanları çoğunluğa duyarlı hale getirebilir.

Benzer şekilde, önde olduğu için bir adaya oy verilmesi durumunda, bir “kazananı” destekleme (veya bir "kaybeden"i desteklemekten kaçınma) arzusu insanları bando vagonu etkisine duyarlı hale getiren bir şey olabilir.

Bu nedenlerin herhangi bir kombinasyonunun insanların çoğunluğa yönelik düşünce ve davranışlarından sorumlu olabileceğini ve çoğunluğa yönelik etkisinin nedenlerinin insanlara ve koşullara göre değişebileceğini unutmayın.

Bu, örneğin, farklı kişilerin aynı koşullar altında farklı nedenlerden dolayı bando vagonu etkisini yaşayabileceği ve aynı kişinin farklı koşullar altında farklı nedenlerle çoğunluk etkisini yaşayabileceği anlamına gelir.

Genel olarak, insanlar, onaylarını almak için başkalarıyla uyumlu olmak istedikleri, başkalarının görüşlerine güvenmenin faydalı olduğuna inandıkları veya ek mekanizmalar tarafından motive edildikleri için, çeşitli nedenlerle çoğunluğa maruz kalırlar. kaybetme korkusu gibi.

Not: Çoğunluk etkisine çok çeşitli mekanizmalar yol açabileceğinden, farklı kişiler aynı koşullar altında farklı nedenlerle bunu deneyimleyebilir ve aynı kişi, farklı koşullar altında farklı nedenlerle çoğunluğa etki edebilir.

Buna ek olarak, insanlar bazen sürü etkisinden etkilenmeseler de, daha çok stratejik düşünceler gibi başka bir şey tarafından buna yönlendirildikleri için çoğunluğa yönelik davranışlarda bulunurlar.

******************************************DEVAMI*********************************************

KAYNAK:

https://evrimagaci.org/bando-vagonu-etkisi-nedir-insanlar-neden-suru-psikolojisi-ile-hareket-ederler-11409

TÜRKİYE HAYALİ

Hedefteki üniter, laik Cumhuriyet: .   ABD'NİN YENİ TÜRKİYE HAYALİ   . .    Samuel Huntington, “ Medeniyetler Çatışması ” adlı kitab...