8 Ocak 2022 Cumartesi

Çin ve değişen dünya

     Çin ve değişen dünya dengeleri 

Çin ekonomisi, ülkede ekonomik reformların başladığı 1978 yılından sonra 35 yıl boyunca yılda ortalama yüzde 10 büyüdü. Bu hızlı büyüme sonucunda ülke ekonomisi 2014 yılı sonunda, 1978 yılındaki büyüklüğünün 28 katına ulaşmış ve satın alma gücü paritesiyle bakıldığında, yani iki ülke arasındaki fiyat farkları hesaba katıldığında, ABD ekonomisini geçerek dünyanın en büyük ekonomisi konumuna gelmiş bulunuyordu.

Benzer bir süreç Doğu ve Güney Asya'nın genelinde de işliyor. Bu bölgenin günümüzdeki en büyük 10 ekonomisinin satın alma gücü paritesiyle toplam büyüklüğü 1970 yılında, Kuzey Amerika ve Avrupa'nın günümüzdeki en büyük 10 ekonomisinin toplam büyüklüğünün üçte birinden azdı.

Bu Doğulu ekonomilerin toplam büyüklüğü batılı olanlarınkini 2011 yılında yakaladı ve geçti. Aynı dönemde Çin ekonomisinin bu doğulu ekonomilerin toplam büyüklüğü içindeki payı üçte birden yarıya yakın bir düzeye çıktı ve Çin bölge ülkelerinin hemen hepsi için, ABD'nin yerini alarak en büyük ticaret ortağı durumuna geldi.

Bu süreç aynı şekilde devam ederse odağında Çin olmak üzere Doğu-Güney Asya'nın dünyanın ekonomik, ardından da politik, merkezi konumuna geldiğini görebiliriz. Böyle bir gelişmenin Türkiye için yaşamsal önemde sonuçları olacağı çok açıktır.

Ancak Çin ekonomisi son yıllarda, baş döndürücü büyüme hızından çok sorunlarıyla gündeme geliyor.

Ülke ile ilgili haber ve yorumlar, büyüme hızının düşmesi; şirketlerin borçluluk düzeyinin yüksekliği; finansal sistemde gölge bankacılık olarak nitelenen aracılık işlemlerinin hızlı ve kontrolsüz büyümesi; konut sektöründe balon oluşumu; demir-çelik ve alüminyum gibi sektörlerdeki fazla kapasite; ülke parası RMB'nin değer kaybı; ücretlerdeki hızlı artış nedeniyle rekabet gücünün azalması gibi sorunlar üzerinde yoğunlaşıyor. Bu sorunlar çerçevesinde hızlı büyümenin sonuna gelindiği, Çin'i bir krizin beklediği yolunda değerlendirmeler yapılıyor.

Bu sorunlar gerçekten bir krize yol açıp Çin ekonomisinin ve buna bağlı olarak bölgenin hızlı büyüme sürecini durdurursa, dünyanın sözünü ettiğimiz denge değişimi de duracak veya en azından hız kesecektir.

Bu nedenle dünya ekonomisinin gidişi ile ilgili sağlıklı bir kestirim yapmak için Çin ekonomisinde yaşanan sorunları doğru bir çerçeveye oturtmak gerekiyor.

Sorunlar ve ülke yönetiminin değişim projeleri

Ülke ekonomisinin son zamanlardaki sorunlarını yorumlarken bunların birçoğu ile ülke yönetiminin değişim projeleri arasındaki ilişkilere dikkat etmek gerekiyor.

Örneğin ülke parası RMB üzerinde değer kaybı baskısı oluşmasında, ülke yönetiminin RMB'yi ABD doları gibi bir uluslararası para yapma projesi çerçevesinde uyguladığı politikaların payı bulunuyor.

Ülkeye finansal yatırım amacıyla para giriş-çıkışı yakın zamanlara kadar neredeyse tümüyle yasak iken, 2009 yılından sonra sermaye hareketleri üzerindeki kısıtlamalar bu proje çerçevesinde gevşetildi, anakara Çin dışında Hong Kong başta olmak üzere RMB'nin işlem gördüğü merkezler oluşturuldu, merkez bankasının RMB'nin değeri üzerindeki kontrolü gevşetildi.

Ülkede 2015 ortalarından sonra görülen sermaye çıkışları ve buna bağlı olarak RMB'nin değer kaybetmesi büyük ölçüde bu değişimlerin olanak vermesiyle gerçekleşiyordu.

Bunun bir diğer örneği, bir politik değişim projesi çerçevesinde yürütülen yolsuzlukla mücadele kampanyası. Resmi verilere göre bu kampanya çerçevesinde 2013 yılından başlayarak üç yıl içinde yetkinin kötüye kullanımı nedeniyle cezalandırılan devlet görevlisi sayısı 750 bini buluyordu.

Bunlardan 35 bini yolsuzluk suçlamasıyla yargıya sevk edilmişti. Yargıya sevk edilenlerin 150 kadarı, eski Politbüro üyeleri, generaller, bakanlar, eyalet yöneticileri, büyük devlet şirketi yöneticileri gibi çok üst düzey parti ve devlet görevlileriydi.

Kampanya, kısmen bunlardan çıkar sağlama olanakları azaldığından, kısmen de harcamalarla ilgili suçlamalardan korktuklarından devlet görevlilerinin yeni projeleri başlatmakta çekingen davranmaları sonucunda, bazı değerlendirmelere göre ekonomik büyüme hızında 1-1,5 puanlık bir azalmaya yol açmış bulunuyor. Bu kampanyanın ülkeden sermaye çıkışı ve buna bağlı olarak RMB'nin değer kaybında da rol oynadığı düşünülüyor.

Ülkenin işgücü maliyetlerindeki hızlı artış da bu türden bir örnek oluşturuyor. Ücretler ve diğer işgücü maliyet kalemlerindeki artışta ülke yönetiminin, ekonomik büyümeyi iç talebe dayandırmaya, ekonomiyi ucuz işgücüne dayalı üretim yapısından uzaklaştırmaya, reform döneminde çok bozulmuş olan gelir dağılımında iyileşme sağlamaya yönelik politikaları büyük rol oynuyor.

Bu politikalar çerçevesinde 2000'lerin başlarından bu yana ülkede sosyal güvenlik olanakları artırılıyor, çalışma koşullarını iyileştiren düzenlemeler yapılıyor ve asgari ücretler reel olarak hızla arttırılıyor.

Örneğin 2011-2015 yıllarını kapsayan Beş Yıllık Plan döneminde asgari ücretlerde öngörülen ve gerçekleşen ortalama yıllık artış yüzde 13'tü; bu dönemde ortalama enflasyon ise yüzde 3 dolayındaydı.

Nüfus dinamikleri ve ekonomik gelişme yanında bu politikalar sonucunda, Uluslararası Çalışma Örgütü verilerine göre 1998-2013 yılları arasında çalışanların ücretlerindeki yıllık ortalama artış batılı ekonomilerde yüzde 1,5-3 aralığındayken Çin'de yüzde 14 olmuştu.

Dolayısıyla Çin ekonomisinin sorunlarını değerlendirirken bunların birçoğunun değişim projelerinin maliyeti olarak ortaya çıktığı, başarıya ulaşmaları durumunda bu projelerin maliyetlerinin yerini, getirilerinin alacağını hesaba katmak gerekiyor.

Öte yandan yönetimin, sıkıştığında bu projelerde geri adım atarak maliyetlerinden kaçınma olanağı bulunuyor. Bunun bir örneğini ülke yönetiminin RMB üzerindeki değer kaybı baskısını hafifletmek için son zamanlarda sermaye hareketleri üzerinde kontrolleri sıkılaştırması ve merkez bankasının döviz kurlarının belirlenmesindeki rolünü arttırması oluşturuyor.

Bu, yönetimin RMB'nin güncel istikrarı için gelecekte bir uluslararası para olma hedefini ötelemesi anlamına geliyordu.

Talep sorunu: İhracattan iç talebe

Ülke ekonomisinin günümüzdeki sorunlarının, bu tür değişim projeleriyle bire bir bağlantısı olmayan ana kaynağını ise talep yetersizliği oluşturuyor.

Küresel kriz öncesi dönemde ekonomik büyüme bütünüyle ihracata bağlı değildiyse de, yılda ortalama yüzde 26 artan ihracat ekonominin büyüme hızına önemli bir katkı yapıyordu.

Küresel krizle beraber ihracat ve buna bağlı olarak ekonomik büyüme hızı düşmeye başlayınca ülke yönetimi 2008 yılı sonlarında altyapı yatırımlarına dayalı büyük çaplı bir canlandırma programı ve bunu destekleyecek gevşek para politikaları uygulamaya koydu.

Ekonomik büyüme hızını tekrar çift haneli düzeylere çıkarttıysa da, ülkenin idari yapısıyla ilgili aşağıda ele alacağımız nedenlerle bu programın yeterince iyi yönetilememesi, şirketlerin aşırı borçlanması, gölge bankacılık, sanayide fazla kapasite, konut sektöründe balon oluşumu sorunlarının ortaya çıkmasına yol açtı.

Bugün ihracat artık Çin ekonomisinin büyüme motoru değil; 2012 sonrasında ihracatın ortalama yıllık artışı yüzde 5 dolayında, yani ekonominin büyüme hızının altında kalıyor. Buna karşılık tüketim harcamaları, büyük ölçüde büyümeyi iç talebe dayandırmaya yönelik politikalara bağlı olarak ekonominin büyüme hızından hızlı artıyor.

Bunun sonucu olarak tüketim harcamalarının ülke GSYH'sine oranı 2010 yılında yüzde 48 dolayında iken 2015 yılında yüzde 52 dolayına çıkmış bulunuyordu.

Ancak tüketim harcamalarındaki bu artış ihracatın bıraktığı boşluğu henüz dolduramıyor, ekonominin ülke yönetiminin "yeni normal" dediği yüzde 7 dolaylarındaki hızlarda büyümesi, bunu sağlayacak dozda kamu yatırım harcaması ve gevşek para politikası desteğiyle gerçekleşiyor.

Bu, açık veya kapalı olarak kamu borçlanmasında artış anlamına geldiğinden uzun dönemde sürdürülebilir olmasa da, Çin'in kamu borç yükü diğer ülkelere göre düşük düzeyde olduğundan yakın gelecek için bir sorun oluşturmuyor.

Dolayısıyla ülke yönetiminin, iç tüketimin talep içindeki payını arttırmaya yönelik politikalarını uygularken, bu politikalar hedefine ulaşıncaya kadar büyümeyi kamu altyapı harcamaları ile hedeflediği düzeylerde tutabilme olanağı bulunuyor.

Ülkenin tarımsal üretim yapısı ile ilgili gündemdeki reformların da, bir yandan kentleşme yoluyla tüketim, bir yandan tarımdan sanayiye işgücü aktarım yoluyla burada değinmediğimiz nüfus yapısı ile ilgili sorunlara çözüm olarak ekonominin büyümeyi ivmelendirme potansiyeli bulunuyor.

Güncel koşullara bağlı sorunlar

Ekonominin güncel sorunları olan sanayide fazla kapasite, bankalar dışındaki finansman faaliyetlerinin kontrolsüz büyümesi, inşaat sektöründe balon oluşumu, şirketlerin aşırı borçluluğu sorun dörtlüsünün ilk ikisinin çözümüne yönelik gelişmeler oluyor.

Çelik üretimindeki fazla kapasitenin azaltılması için 2016 yılında 30 milyon ton dolayında - Türkiye'nin toplam üretimine, ABD'nin toplam üretiminin yüzde 40'ına denk- toplam üretim kapasitesi olan çok sayıda tesis kapatılmasını, son zamanlarda bankacılık, sigortacılık, sermaye piyasaları denetim kurullarının ortak girişimleriyle gölge bankacılık faaliyetlerinin düzenlenmesine yönelik adımlar atmasını bu şekilde değerlendirebiliriz. İnşaat sektöründe balon oluşumunu ise ülke yönetimi, zaman zaman sektörün frenine basıp, bunun ekonomiye olumsuz etkisi artınca serbest bırakarak kontrol altında tutuyor. Ancak şimdiye kadar şirketlerin borçluluk sorunu konusunda sonuç alıcı adımlar atılmış değil.

Bu sorunla ilgili gelişmelerin ülkenin 2012 yılında göreve gelmiş ve normal koşullarda 2022'ye kadar görevde kalacak Xi Jinping yönetiminin 2017 sonundaki parti kongresinden güçlenerek çıkması ile hızlanmasını bekleyebiliriz.

Bu sorunların bu günden yarına bir kriz oluşturma olasılığı, borçlanmanın şirketlerin genelinde değil, ağırlıklı olarak kamu şirketleri ve inşaat, gayrimenkul, fazla kapasite olan demir-çelik gibi sektörlerde yoğunlaşması; bankacılık sisteminin neredeyse bütünüyle kamu mülkiyetinde olması ve devletin finansal sistemin tümü üzerindeki güçlü bir kontrolü neredeyse olanaksız görünüyor.

İdari yapı: Büyümenin motoru ve freni

Çin'in idari anlamda - politik değil- son derece âdemi merkeziyetçi ve yarışmacı idari olan yapısı ülke için günümüzde bir diğer büyük sorun kaynağı oluşturuyor. Bu yapı içinde her katman altındakilerin hedeflerini belirliyor ama hedeflere nasıl ulaşıldığına, bunun için gereken kaynak konusu da dâhil, pek karışmıyor.

Yerel yöneticilerin terfi olanakları ve ücretleri, başta büyüme hızı olmak üzere, bu hedeflere ulaşmaktaki, diğer yerel yönetimlerle karşılaştırmalı başarılarına bağlı bulunuyor.

Bu da yerel yöneticiler bir büyüme yarışı içinde tutuyor.

Bu yapı bir yandan ekonominin hızlı büyümesinde, bir yandan da birçok sorunun ortaya çıkışında da önemli rol oynuyor.

Küresel krize karşı canlandırma programının kontrolden çıkması ve yukarıda sözünü ettiğimiz sorun dörtlüsünün ortaya çıkmasına yol açan bu yapı, ülkenin yolsuzluk, çevre yıkımı, bozuk gelir dağılımı gibi sorunlarını da derinleştiriyor ve çözümlerini zorlaştırıyor. Temelinde gücün denetimi olan bu sorunun çözümü için geçtiğimiz yıllarda ülke yönetimi yerel yöneticilerin doğrudan seçimi, basın ve yayın organları tarafından denetimi, yargının denetim aracı olarak güçlendirilmesi gibi yaklaşımlara yönelmişti.

Xi Jinping döneminde ise ağırlığın parti iç denetimine verildiği görülüyor.

Ülkede süren yolsuzlukla mücadele kampanyasının da bu çabanın bir parçası olduğu anlaşılıyor.

Bu ülke yönetimlerinin gündeminde baş sırayı aldığından ve bunu sağlamak için idari yapıda birçok değişiklik yapılmış ve yapılmakta olduğundan, yerel yönetimlerin gücünün, bunların etkinliğini fazla düşürmeden denetlenmesinin önümüzdeki yıllarda şu veya bu şekilde başarılacağını varsayabiliriz.

Kısacası...

Kısaca söylemek gerekirse, Çin ekonomisinin sorunlarının çözülüp, çift haneli hızlarda olmasa da Batılı gelişmiş ülkeler ve dünya ekonomisine göre hızlı bir tempoda büyümeyi sürdürme olasılığı hiç de düşük görünmüyor.

Türkiye'nin farklı bir dünya için hazırlıklı olmasında büyük yarar bulunuyor.

Çin üzerine çalışmaları 1980'li yıllarda başlayan ve bu alanda dersler veren Fatih Oktay, yakında çıkacak kitabı "Çin; Ekonomi ve Politika: Yeni Büyük Güç ve Değişen Dünya Dengeleri" ile ülkenin özellikle Mao sonrası dönemine ışık tutuyor.

Kitap, Çin'i her yönüyle derinlemesine ele alan, herkesin okuyabileceği ama geniş kaynakçası ve dipnotlarıyla araştırmacıların da yararlanacağı kapsamlı bir çalışma olarak öne çıkıyor.

800 sayfalık kitabın İş Bankası Yayınları'ndan temmuzun ilk haftasında çıkacak.

Fatih OKTAY - ARAŞTIRMACI/ÖĞRETİM GÖREVLİSİ

https://www.dunya.com/kose-yazisi/cin-ve-degisen-dunya-dengeleri/371488

 

1 Ocak 2022 Cumartesi

2022 için tahminler:

   2022 yılı için tahminler:

Hepimiz için yeni bir dönem geliyor

Koronavirüs salgını hakkındaki tahminlerinin tutması sebebiyle geniş bir yankı uyandıran ünlü iş insanı Bill Gates, 2022 yılı için tahminlerini sıraladı.

Gates, "2022 çoğumuz için pandemi sonrası yeni normale geçilen bir yıl olacak" ifadelerine yer verdi.

Microsoft'un kurucusu Bill Gates, 2015 yılında koronavirüsle ilgili yaptığı tahminlerin tutması nedeniyle salgın dönemi boyunca en çok konuşulan isimlerden biri olmuştu. Gates'in 2022 yılı için tahminleri de dikkatle izlendi. Gates, yıllık değerlendirmesini yaptığı bloğunda 2022 yılının normalleşme yılı olacağını belirtti.

"TOPLANTI ALGISI DEĞİŞECEK"

Şu sıralar sıklıkla tartışılan Metaverse'ün toplantı yapma şeklimizi dönüştüreceğine inandığının altını çizen Gates, "Önümüzdeki iki veya üç yıl içinde, çoğu sanal toplantının, ızgara şeklinde dizilmiş 2 boyutlu kamera görüntülerinden, 3 boyutlu dijital avatarları içeren Metaverse'e geçeceğini tahmin ediyorum. Hem Facebook hem de Microsoft kısa süre önce bunun için vizyonlarını açıkladılar ve bu da çoğu kişiye nasıl görüneceğine dair ilk görüşlerini verdi" dedi.

"NORMALİN YENİ VERSİYONU OLACAK"

Gates, pandeminin en kötüsünün 2022'de sona ereceğine inandığını söylerken, koronavirüs sağlık krizinin birçok kalıntısı devam etse bile, normalin yeni bir versiyonuna yerleşeceğimizi söyledi. '2022'de çoğumuzun pandemi sonrası yeni normale nihayet yerleştiği bir yıl geçireceğini düşünüyorum' diyen Gates sözlerine şöyle devam etti:

"Benim için bu, koronavirüs vakaları umarım azalırken biraz daha ofise gitmek anlamına gelecek. Üç çocuğumun da evden ayrıldığı ve günüm onlarla geçirecek zaman bulmak üzerine yapılandırılmadığı için evde yeni bir ritim bulmak istiyorum. Bloğum ve diğer kanallar aracılığıyla insanlarla etkileşim kurmak için daha fazla zaman harcamayı dört gözle bekliyorum."

https://www.sondakika.com/dunya/haber-bill-gates-ten-2022-yili-icin-tahminler-hepimiz-14598554/

 

2022 Yılında Dünyada Neler Olacak ?

The Economist Dergisi’nin 2022 Yılı Kehanetleri

2022 Yılında dünyayı neler bekliyor ? “Büyük Reset” sırasında neler olacak ? Paranın patronları 2022 yılı için neler planladı?

Pandemi, kuraklık, küresel ısınma, gıda krizi, enflasyon, güvenlik problemleri, göç ve daha nice olasılık hayatlarımızı nasıl etkileyecek ? Hamza Yardımcıoğlu Bahar Feyzan’ın sorularını yanıtlıyor ve The Economist Dergisi’nin 2022 Yılı beklentilerini sunduğu kapak fotoğrafını yorumluyor.

Kapak fotoğrafları ve kullandığı görsellerle yakın geleceğe dair öngörülerde bulunduğu iddia edilen, bu nedenle merakla takip edilen The Economist bir kez daha gündemde. Derginin 2022 yılında olacaklara ilişkin kullandığı simgeler tartışma konusu oldu. 

Geçtiğimiz yıl "2021'de Dünya" manşetiyle okurlarının karşısına çıkan ve aşı, metaverse, yangınlar, Donald Trump, ABD'deki bölünmüşlük, koronavirüs, enflasyon gibi konulara gönderme yapan dergi, 'World Ahead 2022' (2022'ye Doğru Dünya) başlığını kullandığı kapakta da yine ilgi çekici imgeler kullandı. 

Konu Beyaz TV'de yayınlanan Ne Var Ne Yok adlı programda masaya yatırıldı. Programa konuk olan stratejist Abdullah Çiftçi, Economist dergisi kapağındaki verilerin aslında 'kehanet' değil, sadece küresel düzeyde planlar yapan güç odaklarının tasarım lansmanından ibaret olduğunu dile getirdi. 

Belli çevrelerin sözcüsü konumundaki yayınları takip edenler için durumun sürpriz olmadığına işaret eden Çiftçi, son yıllarda küresel ölçekte geniş bir kullanım ağına ulaşan Bitcoin-kripto para kavramının aslında 1988 yılındaki Economist kapağında ilan edilmiş olduğunu hatırlattı.

2022 kapağının şifrelerine geçmeden önce Çiftçi şu hususlara dikkat çekti:

"Orada yanan nakitlerin üzerinde kripto para görülüyordu.

Ayrıca kapakta 'phoenix bird' (anka kuşu) kullanılmıştı.

Küllerinden yeniden doğmayı simgeleyen bu kuşun kendi mitolojilerinde bir anlamı vardı.

1987 yılında Cyber Fox diye bir grup, blockchain üzerinde çalışıyordu.

Dünya üzerinde tüm yetkiyi hükümetlerden alıp halka verme projesi yürütüyorlardı.

 Bu projeleri kullanıma girdi ancak teknolojiyi geliştirmiş bu grubun tüm üyeleri öldürüldü.

Biz ne zaman duyduk Bitcoin'i? 2009'da. Economist'te ne diyordu?

Efendim 2008 yılında ekonomik kriz çıktı ve bunun alternatifi olarak bu geliştirildi. Halbuki proje çok eskiye dayanıyordu. Finansın sahipleri yeni bir finans sistemi varediyor. Bu yolda bazı kişileri de kullanıp attılar."

Çiftçi bunları hatırlattıktan sonra Economist dergisinin 2022 kapağında kullanılan şifrelerin analizine geçti.

 İşte Çiftçi'nin söylediklerinden satır başları...

"2022'de ana mücadele Çin ile ABD arasında olacak. NATO, tarihinde Çin'i ilk kez hedefe koydu. Çin ile ABD arasında süreci belirleyecek unsurlardan biri (kapaktaki) şırınga. Kovid sonrası dünyada ABD ile Çin arasında şu kavga olacak: Dünya ekonomisini Çin'in sistemi mi Amerikan sistemini toparlayacak? Savaş şu an şırınganın gölgesinde gidiyor." 

DÜŞMAN MİKROSKOPLA GÖRÜLÜYOR 

"En sağda yenilenebilir enerji-iklim krizi var. Onun aşağısında mikroskop var. Şu anki savaşın yeni alanı bu... Düşman ancak mikroskopla görülebilir. Biyolojik savaştan bahsediyor, bu devam edecek. Ayrıca kapakta uyduları görüyoruz. Çin 'telekomünikasyon alanında dünyada standardı ben koyacağım' diyor. Sanayi devriminde standartları batı koydu, Amerika koydu, bütün aletlerin bir standardı oluştu, prizin bile. Çin şimdi diyor ki, sanayi devrimi batının kontrolündeydi, dördüncü sanayi devriminde benim standartlarım geçerli olacak. Dünya benim koyduğum standartlarda üretim yapacak. Savaşın konusu şu an bu. 5G ve yapay teknolojisi burada önde gidiyor. Uydu sembolü de dijital uzay savaşını yansıtıyor."

https://youtu.be/zktK0OHOujI

https://www.trhaber.com/genel/economist-dergisi-kapaginin-sifreleri-2022-yilinda-ne-olacak-h20049.html

 

The Economist Kehanetleriyle 2021

2021 için Amerika ve Çin arasında yaşanacak olası krizlere, global ölçekteki ekonomik sıkıntılara, salgın hastalıklara ve çevre sorunlarına dair kehanetler sunuyor.

Bütün bunların gerçeklerle ne kadar örtüşeceği elbette zamanla anlaşılacak.

Editör Tom Standage , bu yılki World Ahead hakkında şöyle yazdı:

- "Eğer 2021 dünyanın gidişatı pandemiye karşı çevirdiği yıl olsaydı, 2022'ye hem pandemi tarafından yeniden şekillendirilen alanlarda hem de yeni gerçeklere uyum sağlama ihtiyacı hakim olacak. Daha derin eğilimler kendilerini yeniden ortaya koyuyor."

  - Şimdi 36. yılında, The World Ahead , diziyi gelecek yıl için bir rehber olarak daha doğru bir şekilde tanımlamak için The World In olarak yeniden adlandırıldı . Bu yılki baskı, 2021'de mRNA koronavirüs aşılarının yaptığı gibi toplum üzerinde beklenmedik şekilde ani bir etkisi olabilecek gelişen teknolojiler hakkında özel bir bölüm içeriyor.

-    Önümüzdeki Dünya birçok öngörü içeriyor olsa da , 2022 için on ana tema şu şekilde:

1- Demokrasi ve otokrasi . Amerika'nın ara seçimleri ve Çin'in Komünist Parti kongresi, rakip siyasi sistemlerini canlı bir şekilde karşılaştıracak. İstikrar, büyüme ve yenilik sağlamada hangisi daha iyi? Bu rekabet, ticaretten teknoloji düzenlemelerine, aşılardan uzay istasyonlarına kadar her şeyde oynayacak. Başkan Joe Biden , özgür dünyayı demokrasi bayrağı altında toplamaya çalışırken, işlevsiz, bölünmüş ülkesi, değerleri için zayıf bir reklamdır.
2- Pandemik ila endemik . Yeni antiviral haplar, geliştirilmiş antikor tedavileri ve daha fazla aşı geliyor. Gelişmiş dünyadaki aşılı insanlar için virüs artık yaşamı tehdit etmeyecek. Ama yine de gelişmekte olan dünyada ölümcül bir tehlike oluşturacak. Aşılar hızlandırılmadıkça, covid-19 zenginleri değil fakirleri etkileyen birçok endemik hastalıktan sadece biri haline gelecek.
2- Enflasyon endişesi . Tedarik zinciri aksamaları ve enerji talebindeki artış fiyatları yukarı itti. Merkez bankacıları bunun geçici olduğunu söylüyor ama herkes onlara inanmıyor. İngiltere , Brexit sonrası işgücü kıtlığı ve pahalı doğal gaza bağımlılığı nedeniyle özellikle stagflasyon riski altındadır.
4- İşin geleceği . Geleceğin "hibrit" olduğu ve daha fazla insanın evden çalışarak daha fazla gün geçireceği konusunda geniş bir fikir birliği var. Ancak ayrıntılar üzerinde anlaşmazlık için çok fazla alan var. Kaç gün ve hangileri? Ve adil olacak mı? Anketler, kadınların ofise dönme konusunda daha az istekli olduklarını gösteriyor, bu nedenle terfiler için gözden kaçırılma riskiyle karşı karşıya kalabiliyorlar. Tartışmalar ayrıca vergi kuralları ve uzaktan çalışanların izlenmesi üzerinde de beliriyor.
5- Yeni teknoloji . Amerika ve Avrupa'daki düzenleyiciler,yıllardır teknoloji devlerini dizginlemeye çalışıyorlar, ancak büyümelerinde veya kârlarında henüz bir engel oluşturamadılar. Şimdi Çin , teknoloji firmalarını acımasız bir baskıyla kırarak liderliği ele geçirdi. Başkan Xi Jinping, onların oyun ve alışveriş gibi boş şeylere değil, jeostratejik avantaj sağlayan "derin teknolojiye" odaklanmalarını istiyor. Ancak bu, Çin inovasyonunu artıracak mı yoksa endüstrinin dinamizmini bastıracak mı?
6- Kripto büyüyor . Tüm yıkıcı teknolojiler gibi, düzenleyiciler kuralları sıkılaştırdıkça kripto para birimleri evcilleştiriliyor. Merkez bankaları da kendi merkezileştirilmiş dijital para birimlerini piyasaya sürmeye çalışıyor. Sonuç, finansın geleceği için -kripto-blockchain-DeFi kalabalığı, daha geleneksel teknoloji firmaları ve merkez bankaları arasında- 2022'de yoğunlaşacak olan üç yönlü bir mücadeledir.
7- İklim krizi . Orman yangınları, sıcak hava dalgaları ve sellerin sıklığı artsa bile, konu iklim değişikliğiyle mücadeleye geldiğinde politika yapıcılar arasında çarpıcı bir aciliyet eksikliği hakim. Üstelik, karbondan arındırma, tıpkı jeopolitik rekabetleri derinleşirkenBatı ve Çin'in işbirliği yapmasınıgerektiriyor. Harvard araştırmacıları tarafından 2022'de gerçekleştirilecek, yüksek irtifa balondan loş güneş ışığına toz salanbir güneş enerjisi mühendisliği deneyine dikkat edin -bu hızda, dünyaya daha fazla zaman kazandırmak için gerekli olabilecek bir teknik. karbondan arındırmak.
8- Seyahat sıkıntısı . Ekonomiler yeniden açıldıkça faaliyetler hızlanıyor. Ancak Avustralya ve Yeni Zelanda gibi sıfır covid “bastırma” stratejisi izleyen ülkeler, virüsün endemik olduğu bir dünyaya geçişi yönetme gibi zor bir görevle karşı karşıya. Bu arada, iş seyahatlerinin yarısı kadarı tamamen gitti. Bu gezegen için iyi, ancak seyahatleri yüksek harcama yapan iş seyahatinde olanlar tarafından sübvanse edilen turistler için kötü.
9- Uzay yarışları . 2022, rakip uzay turizmi firmaları tarafından taşınan devlet çalışanlarından daha fazla insanın ücretli yolcu olarak uzaya gittiği ilk yıl olacak. Çin yeni uzay istasyonunu bitirecek. Film yapımcıları sıfır g'de film yapmak için yarışıyor. Ve NASA, kulağa bir Hollywood filmigibi gelen gerçek hayattaki bir görevde, bir uzay sondasını bir asteroide çarpacak.
10- Siyasi futbol . Pekin'deki Kış Olimpiyatlarıve Katar'daki Dünya Futbol Kupası,sporun dünyayı nasıl bir araya getirebileceğinin hatırlatıcıları olacak - ama aynı zamanda büyük spor etkinliklerinin çoğu zaman siyasi futbola dönüşmesi. Milli takımların boykot etmesi pek olası görünmese de, her iki ev sahibi ülkeye yönelik protestolar bekliyoruz.

      -The Economist'in gazetecilerine, The World Ahead 2022'de gelecek yıl için fikirlerini ekleyen iş, siyaset, bilim ve sanattan liderler katılıyor : 

Bristol belediye başkanı Marvin Rees ; Francis Fukuyama , kıdemli araştırmacı, Stanford Üniversitesi ; Ramachandra Guha , tarihçi; Ma Jun , müdür, Halk ve Çevre İşleri Enstitüsü, Pekin ; Güney Afrika Devlet Başkanı Cyril Ramaphosa ; Mexico City belediye başkanı Claudia Sheinbaum ; Audrey Tang , dijital bakan, Tayvan; Tareq Amin , CTO, Rakuten; Atelier Ventures'ın kurucusu Li Jin ; Chris Dixon , genel ortak, a16z; BioNTech'in kurucu ortakları Uğur Şahin ve Özlem Türeçi; Abu Dabi Kültür ve Turizm Bakanı Mohamed al Mubarak ; ve Ai Weiwei , sanatçı.

The Economist
KAYNAK The Economist               https://www.prnewswire.com/news-releases/2022-will-be-the-year-of-adjusting-to-new-realities-according-to-the-economists-the-world-ahead-2022-301419393.html

******************* Yeni yılın sizlere, ülkeme ve dünyaya barış, sağlık, mutluluk, adalet ve huzur getirmesini dilerim.   Gönen Çıbıkcı *******************************


25 Aralık 2021 Cumartesi

Almanya'da Hristiyanlık

    Almanya'da Hristiyanlık önemini yitiriyor

Almanya'da yapılan son anket, Katolik ya da Protestan kiliselerine üye olanların oranının yüzde 53'e düştüğünü ortaya koydu.

Uzmanlara göre 2021, Hristiyanların çoğunluğu oluşturduğu son Noel olabilir.

Almanya'da kiliseler kan kaybetmeye devam ederken Hristiyanlığın toplumdaki önemi azalıyor. 

"Frankfurter Allgemeine Zeitung" gazetesinin Allensbach Kamuoyu Araştırmaları Enstitüsü'ne yaptırdığı ankete göre Protestan kilisesine üye olduğunu belirtenlerin oranı yüzde 28, Katolik kilisesine üye olanların oranı ise yüzde 25'e geriledi.

1995 yılında Protestanların oranı yüzde 37, Katoliklerin oranı yüzde 36 olarak kaydedilmişti.

Kiliseler, ortaya çıkan cinsel taciz ve çocuk istismarı skandalları nedeniyle son yıllarda önemli üye kaybına uğramıştı.

Araştırmanın sonuç bölümünde, kiliselerdeki üye kaybının son yıllarda hızlandığına  işaret edilerek "2021 yılı, Almanya'da toplumun çoğunluğunun iki büyük kiliseden birine üye olduğu son Noel bayramı olabilir" ifadesine yer verildi.

İslam'a yönelik şüpheler sürüyor

Kiliselerin kan kaybına rağmen ankete katılanların yüzde 70'i, Hristiyanlığın Almanya'nın bir parçası olduğu görüşünde.

Katoliklerin yüzde 86'sı, Protestanların yüzde 82'si ve herhangi bir mezhebe dahil olmayanların yüzde 55'i Hristiyanlığın Almanya'nın bir parçası olduğunu ifade ederken, İslam'ın da Almanya'nın bir parçası haline geldiği tezini reddedenlerin oranı sabit kaldı.

Mezheplerden bağımsız olarak ankete katılanların sadece yüzde 17'si İslam'ın Almanya'nın bir parçası olduğu görüşünü savundu.

2010 yılında dönemin Cumhurbaşkanı Christian Wulff'un Almanya'nın yeniden birleşmesi bayramında yaptığı konuşmada "İslam da Almanya'nın bir parçası haline gelmiştir" ifadesi yıllar süren tartışmalara yol açmıştı.

Kilisenin öğretilerine inananların sayısı azalıyor

Ankette kilisenin önemini hala koruyup korumadığı sorusuna "evet" diyenlerin oranı ise Katolik kilisesi için yüzde 38, Protestan kilisesi için yüzde 40 çıktı.

Kiliseyi önemli bulanlar arasında 60 yaş üstündeki grup Katoliklerde yüzde 49 ve Protestanlarda yüzde 48 ile başı çekerken 16-29 yaş grubunda bu oran sırasıyla yüzde 30 ve yüzde 29 oldu.

Anket, Hristiyanlık inancıyla ilgili somut içeriksel konularda da şüpheciliğin arttığını ortaya koydu.

Anketin bu bölümünde, 1989 öncesi Doğu Almanya ile ilgili veriler bulunmadığı için Batı Almanya verileri baz alındı.

Buna göre Batı Almanya'da "İsa'nın Tanrı'nın oğlu olduğuna" inananların oranı 1986'da yüzde 56 iken bu oran son ankette yüzde 37'ye düştü.

"Baba, Oğul, Kutsal Ruh" üçlemesine inananların oranı 1986'ya göre yüzde 39'dan yüzde 27'ye geriledi.

 22.12.2021

KNA/BK,HT

https://www.dw.com/tr/almanyada-hristiyanl%C4%B1k-%C3%B6nemini-yitiriyor/a-60221506

 

18 Aralık 2021 Cumartesi

Necip Hablemitoğlu

  Doc. Dr. Necip Hablemitoğlu 

 

Bir aydın, bir araştırmacı, bir kurban, Türk tarihçi ve araştırmacı yazar.

(28 Kasım 1954, Ankara - 18 Aralık 2002, Ankara),

·       Evinin önünde uğradığı suikast sonucu 18 Aralık 2002 tarihinde öldürülmüştür.

·       Bu suikastı azmettiriciler ve  uygulayıcıları şu ana değin resmen bulunamamıştır. 

·       Bir tetikçi ile ilgili iddialar basında yer almıştır. (NGB)

·       1977 yılında Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Basın Yayın Yüksek Okulu’ndan mezun oldu.

·       Ankara Üniversitesi’nde doktor öğretim görevlisi olarak yirmi yıl süresince Atatürk ilkeleri ve devrim tarihi derslerini verdi.

·       Türkiye dışındaki Türk topluluklarının yakın tarihi ile ilgili olarak çalışmalar yapmıştır.

·       Orta Avrupa ve Balkanlar’da Türk eserleri, Türk azınlıkları ve Türk şehitlikleri konularında alan çalışmaları yürütmüş, ve bu konularda çeşitli projelerde aktif rol almıştır.

·       1974 yılında İlk kitabı, II. Dünya Savaşı sırasında Sovyet Rusya tarafından Kırım Türkleri‘nin kendi topraklarından zorunlu göç ettirilişini anlatan “Yüzbinlerin Sürgünü” adlı kitabını yayımladı.

·       Hablemitoğlu’nun özellikle Türkiye dışında yaşayan Türk toplulukları ve Kırım Türkleri konusunda yayınlanmış tarihi belgelere dayalı çok sayıda makalesi bulunmaktadır.

·       Ailesi Bulgaristan Büyük Oranköy’den (Golyamo Vranovo) Türkiye‘ye göç etmiş Kırım Türkleri’nden olan Dr. Necip Hablemitoğlu, Kırım Türkleri’nin Türkçü lideri İsmail Gaspıralı‘ya ait tarihi belgelerden oluşan bir arşive de sahipti.

·       Ayrıca, Türkiye‘de ve yurt dışında faaliyet gösteren bölücü terör örgütleri ve Alman vakıfları ile Avrupa Birliği uyum yasaları içinde yer alan vakıflar yasası konularında çeşitli araştırmaları bulunan Hablemitoğlu, çalışma alanına ilişkin Türkiye’de ve yabancı ülkelerde sempozyum, panel gibi toplantılarda sayısız konferanslar verdi, çeşitli televizyon ve radyo programlarına katıldı ve bu çalışmalarını Alman Vakıfları ve Bergama Dosyası adlı kitabında topladı.

·       Necip Hablemitoğlu, 24 Haziran 1999 tarihinde Mehmet Ali Birand‘ın sunduğu ve adıyla özdeşleşen 32. Gün programında Fethullah Gülen ve cemaat yapılanmasıyla ilgili çok çarpıcı açıklamalarda bulunmuş, bugünlerde gerçek olduğu ortaya çıkan iddialarını programda tek tek sıralamıştı.

·       Köstebek isimli kitabı ölümünden sonra basıldı.

·       Öldürüldüğü için tamamlayamadığı Köstebek isimli araştırma kitabında Fethullah Gülen hareketinin örgütlenmesini yazdı.

·       Kitap, vefatından sonra bitirilememiş haliyle yayınlandı.

·       Bu kitabında hareket mensuplarının yabancı devletler adına gönüllü casusluk yaptıklarını iddia etmiştir.

·       Karanlık güçleri, örgütleri, devlet içinde yerleşmekte olan gizli örgütleri inceleyen ve araştıran bir bilim insanı ve araştırmacı yazar olan Necip Hablemitoğlu bilgilerinin, emeklerinin, çalışmalarının bedelini can vererek ödemiştir.

·       Necip Hablemitoğlu Atatürk'e, bağımsız, laik Cumhuriyete sahip çıkıp dinci,bölücü teröre karşı çıktığı için katledildi.

·       Türkiye için, Türk halkı için çok değerli bir insan olan Necip Hablemitoğlu'na Allah'tan rahmet dileriz.

2006 – Gaspıralı İsmail

2003 – Köstebek

2002 – Çarlık Rusyası’nda Türk Kongreleri 1905-1997
2001 – Alman Vakıfları ve Bergama Dosyası
1974 – Yüzbinlerin Sürgünü.

 https://www.milliyet.com.tr/gundem/doc-dr-necip-hablemitoglunun-esi-ve-kizindan-aciklama-6102135

    Firari Katil Zanlısının Sesinden İlk Kez... Necip Hablemitoğlu Cinayeti 18.12.2021

https://www.youtube.com/watch?v=VYKq_p8pq2Q

 

 

15 Aralık 2021 Çarşamba

Ekmek ve Demokrasi

 ·           Ekmek ve Demokrasi

Cumhuriyet Halk Partisinin XII. Kurultayında bir delege, «Köylümüze ekmekle demokrasi arasındaki bağı nasıl anlatacağız?» diye sormuştu.

·       Ana Dâvalar Komisyonu Raporu ile ilgili olarak yaptığı konuşmada Sayın Cahit Zamangil, bu çok yerinde soruyu cevaplandırarak, demokratik denetleme iyi işlemezse iktisadî durumun nasıl bozulabileceğini, vatandaş refahının nasıl sarsılabileceğini, özlü bir şekilde anlattı.

·       Gerçekten, «ekmekle demokrasi» arasındaki bağın büyük seçmen çoğunluğuna anlatılması, şimdilik hemen yalnız küçük bir azınlığın üzerinde durduğu, rejim dâvalarını çoğunluğa da bir an önce benimsetebilmek için akla gelecek ilk çaredir.

·       Demokrasiyi yalnız ekmeğimizle olan ilişiği yönünden değerlendirmek, şüphesiz doğru olmaz.

·       Demokrasinin gerçek değerini, gerek fert gerek toplum olarak manevî hayatımızdaki müspet tesirlerinde; kişiliğin ve yaratıcılığın gelişmesini, bilimin ilerlemesini hızlandırmasında; ahlâkı geleneklerin ve doğmaların baskısından kurtarıp, daha rasyonel esaslara bağlamasında aramalıyız.

·       Fakat demokrasiyi bu yönlerinden değerlendirebilmek, ancak belirli bir kültür seviyesine veya hayat standardına varıldıktan, belirli toplum şartları kurulduktan sonra mümkün olabilir.

·       Yüzyılların ihmali yüzünden uygarlık öncesi hayat şartları ve bir Ortaçağ karanlığı içinde kalmış, ekmek derdinden başka dertlerle ilgilenemiyecek kadar yoksul bırakılmış topluluklarda, demokrasinin bu faydaları elbette kolay kolay kavranılamaz.

·       Bir kimseye basın hürriyetinin bütün değerlerini anlatabilmek için, önce onu okur-yazar hâle getirmek; kanun düzeninin bütün değerlerini anlatabilmek için, önce onu kendi sosyal hayatında tabiat kanunlarının hâkimiyetinden kurtarmak; yargıç teminatının bütün değerlerini anlatabilmek için, komşusuyla arasındaki dâvayı, tarlada bıçak yahut baltayla değil, bir yargıç önünde hâlle çalışmanın faydalarına inandırabilmek, bunun için de onun, yolsuz, taşıtsız köyünden kalkıp mahkemeli şehir veya kasabalara gidebilmesini kolaylaştırmak; söz hürriyetinin bütün faydalarına inandırabilmek için, üzerinde söz söyliyebileceği konuları genişletmek; toplantı hürriyetinin bütün faydalarına inandırabilmek için kendi daracık çevresinden kurtarıp geniş topluluklarla temasa geçirmek gereklidir.

·       Hele Anayasa teminatı, üniversite bağımsızlığı gibi konularla ilgilenmesine, ancak bütün bu saydığımız şartlar sağlandıktan sonra sıra gelebilir.
Hayatında henüz bu şartlar gerçekleştirilmemiş bir kimse için demokrasinin, ancak ekmekle olan ilişiği yönünden değerlendirilebilmesi çok tabiîdir.

·       Saydığımız şartlar memleket ölçüsünde sağlanıncaya kadar, demokrasiyi maddî ve mânevi hayatımıza tesir eden bütün yönleriyle değerlendirebilecek durumdaki azınlığın, çoğunluğa da bu rejimi bir an önce benimsetmek için baş vurabileceği ilk çare, demokratik denetlemeyle, demokratik murakabeyle, iktisadî refah arasındaki, yani «ekmekle demokrasi» arasındaki bağları anlatmak; pahalılığı, darlık ve yoklukları, başlı başına birer dert olarak, kaynakları üzerinde durulmağa değmez birer vakıa olarak belirtmekten kaçınıp, bunların, "demokratik denetleme iyi işleyemediği için" ortaya çıkan araz olduğunu, basit bir dille, müşahhas örneklerle, izah etmektir.

·       Rejimi kurtarmak isteyen muhalefet partilerinin çoğunluğa yönelecek propaganda çalışmalarındaki hareket noktası, «ekmekle demokrasi» arasındaki "bu bağın izahı" olmalıdır.

·       CHP. nin XII. Kurultayında «köylümüze ekmekle demokrasi arasındaki bağı nasıl anlatacağız?» diye soran delege, demokrasi mücadelesinde başarıya ulaşmanın belki en pratik yolunu işaret etmiştir.

·       
* 12. Kurultay 21 Mayıs 1956'da yapıldı.

·        ...   (Bu yazı ULUS Gazetesinde çıkmıştır.)

·       Bülent ECEVİT 

.   Kaynak:     https://ecevityazilari.org/items/show/622


.

 

12 Aralık 2021 Pazar

"EBEDİ BARIŞ"a dair

 . KANT'ın "EBEDİ BARIŞ"a dair DÜŞÜNCESİNDEN nasıl YARARLANMALIYIZ:   

·       Kant'ın idealizme temel oluşturan iyimserliğinin temeli ahlaki yasalara olan inancından kaynaklanmaktadır.

·       Kant, insanın zaman içinde mükemmelleşeceğine inanmakla birlikte, ahlaki ve pratik olanın güzel ve iyiye gidişte etkili olduğuna inanmaktadır

·       Kant’ı Ebedi Barış’a ulaştıran felsefesinin temelini, “Aydınlanma nedir?” sorusuna verdiği “Sapare aude” (aklını kendin kullanma cesaretini göster) yanıtında buluruz. Aydınlanma için özgürlüklerin en basiti yeterlidir: “Aklı her yönüyle ve her bakımdan çekinmeden kitlenin önünde apaçık olarak kullanmak özgürlüğü.”

·       Kant’ın akıl yürütmesine göre; aklın yasaları özgürlüğümüzü sağlamakta, özgürlüğümüzün en son noktasını ise; insan ve devletlerin haklarının tam olarak korunduğu siyasal kozmopolitizm oluşturmaktadır

·       Kant, Ebedi Barışı’nı ahlak ve hukuk felsefesi temelleri üzerine inşa ettiği için önceki örneklerinden oldukça farklıdır; ahlaki aklın, savaşa karşı çıkıyor olması, barışı temin etmeyi ise ahlaki bir görev olarak sunması nedeniyle barışın ancak ahlaki ilerleme ile mümkün olacağını düşünmektedir.

·       Kant’ın idealizme temel oluşturan iyimserliğinin temeli ahlaki yasalara olan inancından kaynaklanmaktadır.

·       Kant, aklın koyduğu ahlaki yasalara koşulsuz buyruk ‘categorial imperative’ adını vermekte, bu yasaların uluslararası ahlakın temeli ve barışın teminatı olduğunu vurgulamaktadır.

·       Koşulsuz buyruk; getirisini ya da sonucunu hesaba katmaksızın sadece ne yapmamız gerektiğini söylemektedir. 

    Ahlak yasalarına uymanın teminatı bu nedenle doğadadır.

·       İnsanlar ve devletler, barışa ve özgürlüğe mecburdur, isteseler de istemeseler de karşı konulmaz şekilde doğa onları bunun için zorlayacaktır.

·       Doğanın akışı ise Kant’a göre tesadüfü değildir, insan, AKLI ile bu akışı idrak edebilir ve yazgısal mekanizmayı anlayabilir.

·       Kant, insanın zaman içinde mükemmelleşeceğine inanmakla birlikte, AHLAKİ ve pratik olanın güzel ve iyiye gidişte etkili olduğuna inanmaktadır.

·       Ebedi Barış ve ahlak "ayrılmaz" bir BÜTÜNÜ ifade eder.

·       Siyasal hayatı, insanı mükemmelleştirmenin yolu olarak gören Kant, uluslararası barışın gerçekleşmesini ise bu mükemmelliğin en önemli koşulu olarak kabul eder, "barış koşulsuz buyruk" yani "ahlaki bir görev"dir .

·       Kant’a göre, HUKUK ve DEVLET, "özgür ve eşit birey"lerin ahlaki yasalara dayanan "topluluğunu geliştirmek" için daima "bir arada" olmalıdır.

·       İnsanın dışsal özgürlüğünü SİYASAL felsefesinde, içsel özgürlüğünü ise AHLAK felsefesinde ve "iç içe" olduklarını kabul ederek incelemiş, "siyasal değişimin gerçekleşmesi"nin ancak "ahlaki özgürlükle" mümkün olacağını ileri sürmüştür .

·       Ahlaki hayatı mükemmelleştirmenin yolu "ULUSLARARASI BARIŞIN" kurulmasını gerektirmektedir.

·       Uluslararası barışın sağlanması ise "aklın rehberliğinde" ahlaki bir yapıya kavuşmak ile mümkündür.

·       Görüldüğü gibi Kant, "ahlak ve barışı" bir sarmalın içinde yorumlamış, iki kavramın "birbirine olan bağımlılığını" gözler önüne sermiştir.

·       Kant’a göre, önemli olan ahlaki görevleri yerine getirme niyetimizdir, ahlaki olana ancak AKIL yoluyla karar verebildiğimiz için aklın zorlaması ile ortaya çıkan ahlaki görevlerimiz mevcuttur, bir eylemin ahlaki olması ise, "herkes tarafından benimsenebilir" olmasını gerektirmektedir.

·       Ahlak yasasını HİÇBİR dine ya da inanca dayandırmaması, doğrudan AKIL ile açıklaması zaten Kant’ın düşüncelerinin EVRENSEL uygulanabilirliğini sağlamaktadır.

·       Diğer bir ifade ile, Kant, ahlakın ‘a piori’ yani SALT AKLIN "koşulsuz buyruğuna" dayanması gerektiğini söyleyerek ona "evrensellik" katmaktadır.

·       Bu doğrultuda barışa ulaşmadaki başarımız düşünce ve niyet olarak barışı NE KADAR benimsediğimize, evrenselleştirdiğimize bağlıdır.

·       Kant’a göre, insanların "adalet ve barışı sağlama" gibi ORTAK usçu amaçları vardır, bu amaçlara ulaşmak evrensel ahlak ilkelerini benimsemekten geçmektedir.

·       Ebedi Barışı gerçekleştirme fikri ahlaki bir görev olarak benimsendiğinde, hukukun ilkelerini uygulama olanağı yoksa bile insan aklı tüm FIRSATLARI kullanarak ona "ulaşmaya" çalışacaktır, ayrıca insan aklının GELİŞMESİ hukukun "ahlaksal ilkeye" daha kolay "uymasını" sağlayacaktır.

·       Bu ifadeden de anlaşıldığı üzere, Kant sarmalı giderek büyütmekte, barış için gerekli olan üç temel öğeyi bir arada kullanmaktadır: AKIL, AHLAK ve HUKUK.....

·       Kant’ın pratik felsefesi; ahlaki, hukuki ve tarih felsefesini, ahlaki teolojiyi, antropolojiyi kapsar ve temelinde AKIL TEORİSİNE dayanır.

·       İnsanın "sadece" kendi aklına İTAAT etmesi gerektiği vurgulanır.

·       Bu vurgu önemlidir, çünkü ebedi barışa giden YOLU akıl ve ahlakın, hukuk ve etiğin "birarada"lığında aşabileceğimiz gerçeğini ortaya koymaktadır.

·       Kant’ın, bilginin merkezini nesneden özneye kaydırarak ve ahlaki yasaların temelini "doğa ve tanrı yerine" AKLA dayandırarak önemli bir DEVRİM yaptığı kabul edilmektedir.

·       Akla evrensel yasalar yapma yetkisini vererek, nesnenin özneye zorunlu tabiiyetini açığa çıkararak, "buyrukları verenin" BİZ olduğumuzu öğretir.

·       Bu nedenle ebedi barışa ulaşmak, "insanın AKLA dayalı ÖZGÜR eylemlerinin DEVLET tarafından "yasalaştırılması" ile mümkündür.

·       Çünkü akıl, insanı ahlaki eyleme yönlendirdiği için "savaşı yasaklarken", barışı "en yüksek politik iyi" olarak arzu etmekte, olanaklı görmektedir.

·       Kant’a göre, "devleti göreve getiren akıl"dır, devlet "hukuki zorunluluğunu akıldan" almaktadır ve savaşın önlenmesi için "akıl herkesin iradesine dayanan" EVRENSEL yasa koyucuyu göreve getirmelidir.

·       Burada Kant’ın savaş durumundan "barış durumuna" geçişi HUKUKA dayandırdığı vurgulanmaktadır.

·       Barış haline ulaşılabilmesi için "birey ve devletler özgür" olmalı, özgürlük ise Cumhuriyet ile garanti altına alınmalıdır. / (DEMOKRASİ=gç...)

·       Kant’ın görüşlerini AKIL ile temellendirmesi, "eşitlik ve özgürlüğe" yaptığı vurgusu da tesadüfi değildir.

·       “Bilimi felsefi olarak temellendirme çalışması, eleştirel felsefesiyle insan aklının sınırlarını ortaya koyma yönündeki gayretleri, metafiziğe "karşı" aldığı tavır ve etik konusunda ortaya koyduğu düşünceleri” Kant’ın "AYDINLANMA" filozofu’ olarak anılmasında önemli rol oynamıştır.

·       Kant ve aydınlanma arasında kurulan karşılıklı etkileşime bu şekilde dikkat çekmek, EDEBİ BARIŞ fikrinin ana hatlarının anlaşılmasında kolaylık sağlayacaktır.

·       Çünkü; “Akıl bizi aydınlanmaya; aydınlanma ise ebedi barış ödevine ulaştıracak olandır.”

..............   KAYNAK:

"IMMANUEL KANT’IN FELSEFİ GÖRÜŞLERİNİN ULUSLARARASI İLİŞKİLER DİSİPLİNİNE YANSIMALARI"  ...      .    .   

 https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/856431

 .   "Ebedi Barış" 1795’te yayınlanmıştır ve Kant’ın son felsefi eserlerinden birisidir.

.........     Hazırlayan: Öğretmen Gönen Çıbıkcı  .......................   ....................................

* NOT: .................. (2021 yılına gelinmiş olunmasına rağmen insanlar KANT gibi düşünüp, fikir ve siyaset oluşturamadıkları için "özgür insan" ve "özgür yurttaş" olamamışlar ve buna bağlı olarak da çağdaş bir demokratik devletin oluşmasına çabalayamamışlardır.... Devlet yönetimine egemen olmak isteyen dogmatik düşünce ve etkileri önleyememişlerdir.) ...................


TÜRKİYE HAYALİ

Hedefteki üniter, laik Cumhuriyet: .   ABD'NİN YENİ TÜRKİYE HAYALİ   . .    Samuel Huntington, “ Medeniyetler Çatışması ” adlı kitab...