68
Öğrenci Olayları ve 68 Kuşağı Efsanesi Nedir ?
Günümüzün hak ve özgürlük temelli tartışmalarında en çok
başvurulan olay; 1968 öğrenci olayları ve bu olaylar
sonucu ortaya çıkan efsanevi 68 kuşağı olsa gerek.
Kendilerinden sonra gelen kuşaklar üzerinde de büyük etki
bırakacak olan bu dönemin çocukları, halen ülkemizde ve özellikle Avrupa
ülkelerindeki idari kadrolarda ve medyada etkin konumlarda olup, demokrasi
merkezli tartışmalarda yaptıkları çıkışlar ve aldıkları tavırlarla kamuoyuna yön
verebiliyor.
68 Kuşağı Nedir? Nasıl Ortaya Çıkmıştır ?
1968 Mayıs’ında Fransa’da genel bir isyan çıktı. İsyan,
Fransız komünist Partisi tarafından engellenmeden önce çok hızlı bir şekilde
bir devrim boyutlarına ulaştı ve sonunda Komünistleri rejime karşı ayaklanmakla
suçlayan Fransız hükümeti tarafından bastırıldı.
Bazı düşünürler ve tarihçiler, isyanın 20, yüzyılın en
önemli devrimci olayı olduğunu savunurlar; çünkü isyan işçiler veya etnik
azınlıklar gibi yalnız bırakılmış toplum kesimlerinden çok etnik, kültürel, yaş
ve sınıf sınırlarını aşan bir popüler ayaklanma olarak tarihe geçti.
İsyan, Paris’teki bazı lise ve üniversitelerde başlayan
öğrenci hareketinin okul yönetimleri ve polis tarafından bastırılmak
istenmesiyle patlak verdi.
Charles de Gaulle yönetimi, öğrenci olaylarını polis
kullanarak bastırmayı denedi; ancak bu durum, olayların daha da büyümesine
sebep oldu.
Olay büyüdükçe Latin Mahallesinde öğrenciler ile polis
arasında sokak kavgaları çıktı ve nihayetinde olaylar, ülke genelindeki öğrencilerin
ve yaklaşık 10 milyon kadar Fransız işçisinin, ki bu, o dönemdeki toplam iş
gücünün üçte ikisine tekabül ediyordu, katıldığı genel bir isyana dönüştü.
Sonunda isyan, de Gaulle’ün ayaklanmaları bastırmak için
askeri müdahaleyi düşünmek zorunda kalacağı bir noktaya ulaştı.
Gaulle, Ulusal Meclisi feshetti ve 23 Haziran 1968’de
seçim yapılmasına karar verdi.
Hükümet neredeyse çökme noktasına gelmişti; ancak isyan
çıktığı kadar çabuk bir şekilde duruldu.
İşçiler, solcu sendika birliği Confederation Generale du
Travail’in ve Fransız Komünist Partisi bastırmasıyla işlerine geri döndüler.
Sonunda haziranda gerçekleştirilen seçimlerden de
Gaulle’nin partisi daha öncekinden daha güçlü bir şekilde çıktı.
Göstericilerin büyük çoğunluğu, Komünizm, Anarşizm veya
Vietnam Savaşı’na karşı olma gibi sol görüşleri benimsiyordu.
Birçoğu çıkan olayları, eğitim, cinsel özgürlük ve aşk
özgürlüğü gibi birçok sosyal açıdan ‘’ eski toplumu ‘’ sarsmak için fırsat
olarak görüyordu.
Occident gibi çok az sayıdaki protestocu grubu ise aşırı
sağ düşüncelere sahipti.
Mayıs Olayları
Nanterre’deki Paris Üniversitesi’nde öğrenciler ve
otoriteler arasında yaşanan çatışmalardan sonraki aylarda okul yönetimi 2 Mayıs
1968’de üniversiteyi kapattı.
Paris’teki Sorbonne Üniversitesi öğrencileri, bu
kapatılmayı ve Nanterre’deki öğrencilerin kovulmakla tehdit edilmesini protesto
etmek için 3 Mayıs’ta protesto gösterisi düzenlediler.
Bu olayların öne çıkardığı isim ise baskın bir eylemci
olan Daniel Cohn-Bendit oldu.
Sorbonne yönetimi olaylara polisi çağırarak karşılık
verdi.
Polis, okulu kuşatarak kampüsten ayrılmaya çalışan
öğrencileri tutukladı.
Diğer öğrenciler de tutuklanan öğrencileri götüren polis
araçlarını durdurmak için toplanınca polis göz yaşartıcı bomba kullanmaya
başladı.
Bu müdahale kalabalığı dağıtmak yerine araçların
gitmesini önlemek için kullanılan barikatlara daha fazla öğrencinin katılmasına
yol açtı.
Sonuçta polis baskın çıktı; ancak yüzlerce ve binlerce
öğrenciyi tutukladıktan sonra.
6 Mayıs Pazartesi günü Ulusal Öğrenci Birliği ve
Üniversite Öğretim Üyeleri Birliği, polisin Sorbonne’u ilhak etmesini protesto
etmek için genel direniş çağrısında bulundu.
20 binden fazla öğrenci ve öğretim görevlisi, Sorbonne’a
doğru yürüyüşe geçti.
Göstericilere eşlik eden polisler, göstericiler okula
yaklaştıkça coplarına sarıldılar.
Kalabalık dağıldığında bazıları eldekileri korumak için
barikatlar kurmaya başladı, bazıları polise bir kez olsun geri adım
attırabilmek için taş fırlatmaya başladı.
Bu sefer polis, göz yaşartıcı bomba kullandı ve kalabalığa
karşı yeniden harekete geçti.
Yüzlerce öğrenci tutuklandı.
Aynı gün lise öğrencileri de Nanterre ve Sorbanne’daki
öğrencilere destek vermek için gösterilere katılmaya başladı.
Bu öğrencilerin ve ertesi gün Arc de Triopmhe’da toplanan
öğrenci, öğretmen ve işçilerden oluşan kalabalığın istekleri şunlardı:
- Tutuklanan öğrencilere karşı girişilen tüm suçlamalar
düşürülecekti.
- Polis üniversiteden ayrılacaktı ve Nanterre ile
Sorbonne yeniden açılacaktı.
Hükümetin, okulları yeniden açmayı kabul ettiğine yönelik
yanlış bir bilgi gelince, öğrencilerin, polisin kontrolündeki okulların açılıp
açılmadığını kontrol etmek için kampüslere geri dönmesiyle devam etmekte olan
görüşmeler yarıda kaldı.
10 Mayıs Cuma günü, Left Bank’ta büyük bir kalabalık daha
toplandı.
Polis bu kalabalığın nehri geçmesine izin vermeyince
göstericiler yeniden barikatlar kurdular.
Görüşmelerden bir netice elde edilemeyince, gece 2,15
sularında polis bu barikatlara saldırdı.
Göstericilerin de karşı koymasıyla güneş doğana kadar
süren çatışmalarda yüzlerce kişi yaralandı ve tutuklandı.
Olaylar geliştikçe radyo dakikası dakikasına yayın yaptı
ve yaşananlar ancak ertesi gün televizyonlarda gösterilmeye başlandı.
Hükümetin sert müdahalesi, göstericilerin geniş bir
sempati kazanmasına sebep olmuştu.
PCF biraz isteksiz de olsa maceracı ve anarşist olarak
gördüğü öğrencileri destekledi;
Confederation Generale du Travail ve The Force Ouviere
gibi sol görüşlü sendikalar, 23 Mayıs’ta bir günlük grev ve gösteri çağrısı
yaptılar.
O gün Paris’te bir milyondan fazla kişi yürüdü ve polis
genellikle olaylarında dışında kalmayı tercih etti. Başbakan Georges Pumpidou,
daha önce tutuklananların serbest bırakılacağını ve Sorbonne’un açılacağını
duyurdu.
Ancak buna rağmen göstericilerin durmaya niyeti yoktu.
Sorbonne açılınca öğrenciler okulu işgal ettiler ve okulu
otonom bir ‘’ halk üniversitesi ‘’ ilan ettileir.
Devam eden haftalarda hükümetten haklarını almak için
Paris ve diğer bazı yerlerde yaklaşık 400’e yakın popüler ‘’ eylem komitesi ‘’
kuruldu.
Gösterilerden sonraki günlerde işçiler fabrikaları ele
geçirmeye başladı.
Bu olaylar da 14 Mayıs günü Nantes şehri yakınındaki Sud
Aviatiıon2da oturma eylemi ile başladı.
Ardından Rouen’deki Renault fabrikasında bir grev yapıldı
ve bu grev, Renault’un Seine Valley’deki Flin bölgesi ve Paris’in
Boulogne-Billancourt bölgesinde bulunan tesislerine yayıldı.
16 Mayıs’a gelindiğinde işçiler, yaklaşık 50 fabrikayı
ele geçirmişlerdi ve 17 Mayıs’ta 200 binden fazla işçi greve başlamıştı.
Grev çığ gibi büyüdü ve katılanların sayısı milyonları
grevin başlamasından bir hafta sonra Fransa’daki işçilerin yaklaşık üçte
ikisine tekabül eden 10 milyon işçi artık grevdeydi.
Bu grevler sendikalar tarafından öncülük edilmemişti;
aksine CGT, olayları daha yüksek maaş ve diğer bazı ekonomik taleplere kanalize
ederek bu ani militan eylemleri sınırlamaya çalıştı.
İşçiler, hükümetin ve Devlet Başkanı de Gaulle’ün istifa
etmesini ve çalıştıkları fabrikaların kendileri tarafından yönetilmesini
isteyerek daha geniş, daha politik ve daha radikal bir yol izlemeye başladılar.
İşçi sendikası liderleri, asgari ücretin yüzde 35, diğer
ücretlerin yüzde 7 arttırılması ve grev dönemi için işçilere yarım maaş
verilmesi konusunda uzlaşmaya vardı.
Çalıştıkları fabrikaları işgal etmiş durumda olan işçiler,
elde edilen bu kazanımlar, bir ay sonra verileceklerden daha iyi olmasına
rağmen işe geri dönmeyi reddettiler ve sendika liderlerine karşı cephe aldılar.
29 Mayıs günü CGT tarafından yönlendirilen yüzlerce protestocu, Paris’te
yürüyüş düzenledi. ‘’ Adieu, de Gaulle!’’ ( Gaulle İstifa ) sloganları
sokakları çınlatıyordu.
Hükümet, çökmeye çok yakın görülürken Gaulle ‘’ Adieu ‘’
demeyi tercih etmedi.
Onun yerine, olayların bir iç kavgaya dönüşmesi halinde
kendisine destek çıkabilecek kadar sadık askeri birlik sağladıktan sonra, 30
Mayıs’ta radyodan ( devlet televizyonu da grevdeydi) bir açıklama yaptı.
Ulusal Meclis’in feshedildiğini, yeni seçimlerin 23
Haziran’dan yapılacağını duyurdu.
İşçileri işlerini geri dönmeye çağırdı ve aksi takdirde
olağanüstü hal ilan edeceği tehdidinde bulundu.
68 Öğrenci Olayları Nasıl Sonuçlandı ?
Bu noktadan sonra öğrencilerin ve işçilerin, devrimci
düşünceleri kaybolmaya başladı.
İşçiler zamanla işlerine geri döndü ya da polis
tarafından işgal ettikleri fabrikalarından çıkarıldılar.
Ulusal Öğrenci Birliği, sokak gösterilerine son verilmesi
çağrısı yaptı.
Hükümet bazı sol görüşlü organizasyonları yasakladı.
Polis 16 Haziran’da Sorbonne’u geri aldı.
Hazirandaki seçimlerde de Gaulle galip geldi ve kriz sonra erdi.
68 Kuşağının Ünlü Sloganları Nelerdir ?
68 olayları, başta ‘’ Gerçekçi ol, imkansızı iste!’’ (
Soyez realistes, demandes L’impossible! ) olmak üzere birçok unutulmaz sloganı
da günlük politik dile kazandırdı.
Söz konusu sloganlar, her ne kadar anarşist bir öz
barındırsa da, içerdikleri mizahı tonla da kuşaktan kuşağa yayıldılar.
İşte bunlardan bazıları;
·
On ne revendiquera
rien, on ne demandera rien. On prendra, on occupera. ( Bir şey talep
etmeyeceğiz, bir şey istemeyeceğiz. Alacağız, işgal edeceğiz.)
·
Le patron a besoin
de toi, tu n’as pas besoin de lui. ( Patron sana muhtaç, sen ona değil.)
·
Vauillez laisser le
Parti communiste aussi net en sortant que vous voudriez le trouver en y
entrant. ( Lütfen çıkarken Komünist Parti’yi bulmak istediğiniz gibi temiz
bırakın!)
·
Il est inter dit
d’interdire. ( Yasaklamak yasaktır.)
·
L’emancipation de
l’homme sera totale ou ne sera pas. ( İnsanlığın özgürleşmesi ya toptan olacak
ya da olmayacak. )
·
La revolution est
incroyable parce que vraie. ( Devrim inanılmaz bir şeydir, çünkü gerçektir! )
Mayıs 1968 Olaylarının Uluslararası Boyutu
Mayıs 1968 olayları, dünyadan kopuk bir ‘’ Fransız işi ‘’
değildi; aksine, dünya genelinde de öğrenci protestoları yaşanmıştı.
Amerika’da meydana gelen benzer olayları, Başkan Lyndon
Johnson’un aylarca süren protestolar yüzünden seçim kampanyasından çekilmesi
takip etti;
4 Nisan günü Marin Luther uğradığı suikast sonucu
öldürüldü;
23 Nisan günü öğrenciler Colombia Üniversitesi’ni işgal
ettiler.
Meksika’daki öğrenci protestoları ise 2 Ekim 1698 gecesi
başkent Mexio City’deki Tlatelolco’da bulunan La Plaza de las Tres Culturas’ta
yaşanan silahlı çatışmalarla son buldu.
Almanya ve Amerika’daki öğrenci hareketlerine işçiler çok
fazla katılmamışlardı; ancak İtalya ve Arjantin’de öğrenciler ve işçiler, daha
farklı bir toplum oluşturmak için birlikte mücadele ettiler.
Sorbonne Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü
Öğretim Üyesi Dr. Selin Şenocak’ın da dediği gibi, 68 olayları, Fransa’da
belirli ülküler; bireysel özgürlük, kadın-erkek eşitliği, yaşam standardının yüksetilmesi,
yaygınlaşan pasifizmin önüne geçmek ve Fransız toplumunun her alanında köklü
değişimlerin gerçekleşmesi için yapılmış toplumsal bir isyan ve mücadeleydi.
68 Kuşağı’nın Türkiye’ye bakan boyutu ise daha çok Deniz
Gezmiş, Mahir Çayan, İbrahim Kaypakkaya gibi devrimci önderlerin liderliğinde
oluşturulan Türkiye’deki sol hareketle özleştirildi.
1968’de Amerika’daki ‘’ Hippi ‘’ akımı da başlamış, bu
akımlar birbirini beslemişti.
Hippi hareketi ise, Vietnam Savaşı’nda Kuzey Vietnam
ordusunun başlattığı ‘’ Tet Hücumu ‘’ sırasında verilen kayıplar sonucu patlak
vermişti.
Amerikalılar bu saldırıdan sonra savaşı
kazanamayacaklarını anlamışlar ve gençlik bu barışçı akımı başlatmıştı.
Öte yandan Latin Amerikalı devrimci lider Che Guevera’nın
1967 yılında Bolivya dağlarında yakalanarak öldürülmesinin de, 68 kuşağını
harekete geçiren olaylar arasında olduğu söylenir.
27 Ocak 2018
Kaynak:
http://www.bilgio.net/68-ogrenci-olaylari-ve-68-kusagi-efsanesi-nedir/