2 Nisan 2022 Cumartesi

Otizm nedir?

- Otizm nedir?  Autismus  Autism  Autisme

.    Otizm genellikle ilk 3 yaşta başlayan ve hayat boyu devam eden, kişinin etrafıyla sözel ve sözel olmayan şekilde uygun ilişki kuramaması şeklinde ifade edebileceğimiz gelişimsel bir bozukluktur.

.    Günümüzde basit testler ile tanısı erken konulabilmektedir.

.    Erken tanı ve uygun rehabilitasyon programı bu vakaların hayata kazandırılmasında büyük rol oynamaktadır.

Otizmin nedeni tam olarak bilinmemektedir.

Genetik olduğu düşünülmektedir.

Erkeklerde kızlara oranla daha sık görülür.

Otizmlilerin %70'inde zeka geriliği vardır. %'10 unda ise üstün zeka görülebilir.

Otizm ile birlikte dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu, duygu durum bozuklukları ve epilepsi görülebilir. 

- Otizm belirtileri nelerdir? 

Bir çocuğa otizm tanısı konulabilmesi için aşağıda sayılan belirtilerden en az 6 tanesini taşıyor olması gereklidir.

Sosyal etkileşimde yetersizlik ( göz teması kuramama, yaşıtlarıyla ilgilenmeme ve oyun oynamama, normal mimik ve duygusal ifadeleri göstermeme, etkileşim başlatma ve sürdürmede zorluk)

İletişim bozukluğu (konuşamama, aynı kelimenin sürekli tekrarı (ekolali), konuşan çocuklarla iletişim kurmaya çalışmama)

Hayali veya sembolik oyunlar oynamama (hayali oyunlar kurmama, tekrarlayan basit aktiviteler, sürekli aynı rutin hareketleri tekrar etmek, bir nesnenin bir parçasına aşırı takıntılı olmak, duygusal olarak uyarılamama veya aşırı tepki)

- Otizmli çocuklar aşağıda sıraladığımız belirtilerin çoğunu gösterirler.

Göz teması ya yoktur ya da kısıtlıdır.

Adı ile seslenince tepki vermezler

Aşırı hareketli veya hareketsiz olabilirler.

Çevreleri ile ilgilenmezler

Sarılma ve öpme gibi fiziksel temastan hoşlanmazlar.

Konuşmada gecikme vardır.

İnsanlarla iletişim yerine cansız varlıklarla ilgilenirler.

Topluluk içinde yaşıtları ile diyalog kurmazlar, oyunlara katılmazlar, kendilerini izole ederler.

Konuşmayı öğrenseler bile hep aynı kelimeyi tekrar ederler.

Konuşmayı iletişim aracı olarak kullanmazlar

Uygun olmayan cümleler kurar kalıp gibi konuşurlar.

Konuşma şekilleri ve ses tonları tekdüzedir.

İlgisiz şekilde her şeye gülebilir ve kıkırdayabilirler.

Bir cismin bir parçasına takıntı yapabilirler. (örneğin sürekli arabanın tekerleği ile oynamak)

Bazı objelere aşırı bağlanabilirler.

Düzen takıntıları vardır. Rutinleri bozulduğunda hırçınlaşabilirler.

Tekrarlayan bir hareketi örneğin el çırpma, zıplama, kendi etrafında dönme, sürekli öne arkaya sallanma, kanat çırpma gibi yaparlar.

Normal çocuklar gibi hayal kurarak oyun oynamazlar, arabaları dizer sürekli tekerini çevirirler.

Sürekli aynı oyunları oynarlar.

Bazıları çok inatçı ve hırçın olabilir. 

Sosyal ortama girdiklerinde aşırı korkup tepki verebilirler.

Sıklıkla yemek yeme bozukluğu gösterirler.

Kendilerine ve etrafındaki eşyalara zarar verebilirler.

Tehlikeye karşı duyarsızdırlar.

Acıya karşı duyarsızdırlar.

Yapılan espriyi veya imayı anlamazlar.

Normal öğrenme metotlarına duyarsızdırlar

- Otizm tedavisi nasıl olur? 

Otizm tedavisinde erken teşhis ve tedavi büyük önem taşır.

Tedavinin amacı otizmli bireyin sosyal ve bireysel yeteneklerini geliştirmektir.

Bu amaçla davranışsal eğitim ve özel terapiler uygulanır.

Uygulanacak tedavinin aileye uygun olması da önemlidir.

Konuşma terapisi, motor yetenekleri artırmaya yönelik terapiler, sosyal iletişim becerisini kazandırmaya yönelik terapiler uygulanan tedaviler arasındadır. 

İlaçlar, depresyon, dikkat eksikliği-hiperaktivite, obsesif kompulsif bozukluk gibi otizme eşlik eden durumlarda kullanılabilir. 

Otizm tedavisinde ebeveyn eğitimi de son derece önemlidir.

Otizm konusunda ailelere destek veren yasal sivil toplum kuruluşları vardır. 

 - Yetişkinlikte Otizm

Erken tanı konmuş ve yeterli tedavi edilmiş bazı yetişkin otizmliler çalışabilir ve kendi kendilerine yaşayabilirler.

Zeka geriliği olanlar ve konuşamayanlar sürekli yardıma ihtiyaç duyarlar.

Bunun yanı sıra üstün zekalı otizmliler, birçok alanda (resim yapma, müzik aleti çalma gibi) başarılı olabilir.

Ancak sosyal becerileri her zaman sınırlıdır. 

Çocuğunuzun davranışlarının diğer çocuklardan farklı olduğunu düşünüyorsanız, yukarıda saydığımız belirtilerden bazıları çocuğunuzda varsa hiç vakit kaybetmeden bir çocuk psikiyatristi ile görüşmelisiniz.

Unutmayın otizmde erken tanı ve tedavi çok önemlidir.

https://www.medicalpark.com.tr/otizm-nedir-belirti-ve-tedavi-yontemleri-nelerdir/hg-1743

+

https://fb.watch/c8zWaJJ33f/

+

https://www.memorial.com.tr/hastaliklar/otizm-nedir-belirtileri-nelerdir

 


1 Nisan 2022 Cuma

Bir Sanatçı: ERDOĞAN BENHESAVİ

. Bir Sanatçı: ERDOĞAN BENHESAVİ

 . Bir Sanatçı: ERDOĞAN BENHESAVİ

BİR DE SANAT TARİHİMİZDE SANATÇILAR ÇEVRESİNDE AD VE ŞAN YAPMIŞ

“ERDOĞAN BENHESAVİ” VAR AMA GÜNÜMÜZDE KİMSE HATIRLAMIYOR.

Sene 1965 Tatbiki Güzel Sanatlar Yüksek Okulu´nda okuyorum, para pul yok, akşamları Bab-ı. Ali´de iş arıyor ve eğer bir grafik işi bulursam (parça başı) onunla hem bir aile geçindiriyor hem de öğrenime gidiyorum.

İş aradığım öyle bir gün, Erdoğan Benhesavi´yi tanıdım.

Sokakta gezerken bir tabela gözüme ilişti.

İpek Reklam; gidip sormalıydım, “acaba yapılacak grafik işleri var mı?” diye.

Önce Çay Ocağı´na gittim sordum, o anda yanımda başka biri duruyordu ve kendini taktim etti. Bir İstanbul Centilmeni idi.

“Evet aradığınız şirket benim, ben Erdoğan Behnesavi“ dedi.

İşte öyle tanıştık Erdoğan Behnesavi ile.

Genç, dinamik, gönül güzelliği dolu bir insan.

Ertesi gün çalışma anlaşmasında, büroda Ali Bey´i tanıdım (akrabası).

Anlaşmayı yaparken bile daha İpek Reklam’ın nasıl bir şirket olduğunu bilmiyordum.

Haftalık yarım gün için, 180 liraya anlaştık, diğer yarım günde de kendi müşterilerimle ilgilenecektim.

Görevim, atölye yönetimi, grafik çalışmalar ve organizasyondu.

Böyle bir görevi yüklenmek benim gibi daha hiç tecrübesi olmayan biri için tahmin edilecek şey değil ama çalışmalıydım.

Ertesi gün Ali Bey bana bakıyor, bir şeyler söylemek istiyor ama susuyordu ve sonunda patladı.

- “Sana bu haftalığı nasıl ödeyecek?“ dedi.

Ses çıkartmadım.

Ali Bey çekinmekte haklıydı ama o kadar da zor değildi.

Karar verdim, o parayı kazanıp, Erdoğan Bey’in ödeyeceği paranın hakkını vermeliydim ve öyle de oldu.

İlk hafta param ödendi.

İşte Erdoğan Behnesavi ile dostluğumuz böyle başladı.

Erdoğan Bey’in Büroda olmadığı bir gün Ali Beyle oturduk bir iş programı yaptık, çalışmamız için gerekli iş bölümünü yaptık.

Büyük bir yük üstlenecektim.

Karar verdim yapacaktım ve yola çıktım.

O günden sonra bir yıl Erdoğan Behnesavi ile beraber çalıştım, beraber pek çok sorun çözüp, zorlukların beraber üstesinden geldik.

BENHESAV

Behnesav Ailesi Mısır kökenlidir.

Osmanlı İmparatorluğunda Kahire´ye gönderilmiş ve büyük hizmetler vermiştir.

Osmanlının çökmesiyle Kahire’yi terk eder ve Mersin´e yerleşir.

Ailenin Kahire’de kalmayı tercih eden diğer kısmı bu gün hala Mısır´ın Politik yapısında büyük rol oynar.

Benhesav ailesinin Mersin’e yerleştikten sonra 13 Haziran 1927’te Erdoğan isminde bir çocukları olur.

Tarsus Amerikan Kolejinde orta öğrenimini tamamlayan Erdoğan Behnesavi, Uluslararası Ticaretle uğraşan ailesinin iş gereği İstanbul´a taşınması ile liseyi İstanbul Erkek lisesinde tamamlayıp, yükseköğrenimini İstanbul Devlet Güzel Sanatlar akademisinde Lepold Levi ve Sabri Berkel atölyelerinde yapar.

Genç Erdoğan´ın sanat hayatı da işte bunun sonucunda, İstanbul´da başlar.

TAVANARASI RESSAMLARI

1950 yılında, Nuri İyem, Ferruh Başağa ve Fethi Karakaş, atölye olarak, Beyoğlu; Asmalı mescit Sokağı, S. Önay apartmanının, çamaşırhane olarak kullanılan çatı katını, kiralarlar.

Çoğu öğrenci olan gençlere, resim kursları verdikleri bu mekân, “Tavan arası Ressamları” adlı bir kümenin oluşumuna da tanıklık eder.

Nuri İyem'in çalıştırmasıyla bir araya gelen Tavan arası Ressamları;

Erdoğan Behnasavi (Behnasov), Baha Çalt, Atıfet Hançerlioğlu, Seta Hidiş, Ömer Uluç, Haluk Muradoğlu, Ümit Mildon, Vildan Tatlıgil, Yılmaz Batıbeki (Atıf Yılmaz)’dan oluşmaktadır.

Bu kümenin her üyesi değişik alanlarda öğrenimlerini sürdürürken bir yandan da resmi bu atölyede öğrenirler...

Tavan arası Ressamları, Türk sanat tarihinde klasik resme karşı duruş olarak çıkış yapmış, özellikle Non- figüratif ve ekspresif akımla açtıkları sergilerle kendilerinden söz ettirmiştir.

Bu karşı duruş ile ilk sergilerini bir yılı aşmayan çalışmaları sonucu Mayıs 1951 ayında Fransız Konsolosluğu'nda açarak, akademiyi kızdırmış, bu kadar kısa sürede sergi açılamayacağına dair akademiden tepki görmüştür.

Fikret Adil konu ile ilgili “Altı ayda İngilizce gibi, altı ayda resim” eleştirileri ile “yeni sanatı,kitap ve reprodüksiyonlardan öğrendiklerini” iddia etmiştir.

Böylelikle Tavanarası Ressamlarının özgürlükçü, kuralları yıkma çabasının karşısında olduğunu belirterek, yeni bir akımın doğduğunu resmi olarak tanımıştır.

Bu olaylar ile Tavanarası ressamları, Türk sanat tarihine, klasik resme karşı duruş sergileyen ilk ressamlar grubu olarak geçmiştir.

Cumhuriyet döneminde sanat gelişiminin önemli ve başarılı temsilcisi, Erdoğan Behnesavi´nin adı popüler sanat tarihinde sadece burada geçer, popüler kültürde bir daha anılmaz.

Çok iyi derece de piyano ve akordeon çalan sanatçının müziğin ruhu ile beslediği eserleri Devlet Resim ve Heykel Müzesi sergilerine ve koleksiyonuna kabul edilmiştir.

Halen tablosu Ankara Devlet Resim ve Heykel Müzesi’nde sergilenmektedir.

Sanatçı 90’lı yıllarda çeşitli kişisel sergiler açmıştır ve karma resim sergilerine katılmıştır.

Ayrıca devlet koleksiyonlarının da yer aldığı birçok önemli koleksiyonda eserleri bulunmaktadır.

Erdoğan Benhesavi Sanat çevresinde, sanat uygulamaları haricinde sanat destekçiliği ile de tanınır.

Bu sebeple bürosu, o kadar dolar taşardı ki bazen kapıyı açık bırakıp, ofis dışına da sandalye koymak zorunda kalırdık.

Haldun Taner, Haldun Dormen, Nuri İyem, Ressam Ismail Efendi, Ressam Nuri, Ressam Muzaffer, Hüseyin ve Muharrem Pire kardeşler, Yeşilçam´dan genç oyuncular ve daha yüzlerce isim ofisimizin müdavimlerindendi.

Ayrıca Bab-ı Ali´de iş arayan Tatbikili öğrencilerin karnı acıkınca gittikleri adresti de Erdoğan Behnesavi´nin bürosu, İpek Reklam.

Karınlarını doyurup, harçlıklarını vermeden göndermezdi.

Çok güzel çalışmalar sergiledik beraber, ücretsiz olarak bastığı ve masraflarını cebinden ödediği Tiyatro, festival afişleri, davetiye kartlarının her biri bir sanat eseriydi.

Ben de ipek baskıyı, Erdoğan Behnesavi´den öğrendim.

Almanya’ya gittikten sonra anladım ki bizim yaptığımız çalışmaların hepsi aslında sanatmış…

Yaptığımın ne olduğunu, ne öğrendiğimi kavramam Almanya’ya gittikten sonra oldu.

Erdoğan Behnesavi ile 1968 den sonra görüşemedik.

2009 yılında aradan 40 yıl geçmesine rağmen unutmamış.

Aydan Birdevrim hocamızla İstanbul Üniversitesi-Barış Ağacı Projemizin basında anılmasının ardından aramış, telefon numarasını bırakmış.

Ben de onu telefonla aradım.

Yeni sergi projelerinden, Ankara’da Turan Erol hocamızla olan çalışmalarından ve geçmişten bahsetti.

Uzun uzun konuştuk, son konuşmamız da işte böyle gerçekleşti.

2015 yılında vefatını öğrendikten sonra, biz çalışırken ziyarete gelen eşi ve kızı aklıma geldi.

Kızı Çiğdem ile ve eşi Sevim Hanım ile görüştüm, eşi üzgündü telefonun öbür ucunda ağlayarak anlattı; son anına kadar, ruhu dinçti ve sanat onun hayatının her zaman merkezinde idi ama eskiden elinden tuttuğu gençlerden hiçbiri onu bir kez bile aramamıştı…

Ülkemizde sanatçının çilesi büyük olur.

Aç kalmamak için çoğu ek iş yapar, kimisi öğretmenlik, kimisi de Erdoğan Bey gibi ticaret işine atılır.

Sanat tutkusundan bir ömür kopamayan Erdoğan Behnesavi de ailesini geçindirmek için reklamcılık işini seçti.

2015 yılında büyük bir sanat aşığı ve destekçisi olan bir sanatçıyı kaybetti sanat dünyası.

Ruhun şad olsun güzel insan umarım hiç değilse Türkiye sanat tarihi seni böyle onurlandırır.

İsmail Çoban, 29 Mart 2021  

Almanya

 

30 Mart 2022 Çarşamba

68 Kuşağı Efsanesi Nedir?

 68 Öğrenci Olayları ve 68 Kuşağı Efsanesi Nedir ?

Günümüzün hak ve özgürlük temelli tartışmalarında en çok başvurulan olay; 1968 öğrenci olayları ve bu olaylar sonucu ortaya çıkan efsanevi 68 kuşağı olsa gerek.

Kendilerinden sonra gelen kuşaklar üzerinde de büyük etki bırakacak olan bu dönemin çocukları, halen ülkemizde ve özellikle Avrupa ülkelerindeki idari kadrolarda ve medyada etkin konumlarda olup, demokrasi merkezli tartışmalarda yaptıkları çıkışlar ve aldıkları tavırlarla kamuoyuna yön verebiliyor.

68 Kuşağı Nedir? Nasıl Ortaya Çıkmıştır ?

1968 Mayıs’ında Fransa’da genel bir isyan çıktı. İsyan, Fransız komünist Partisi tarafından engellenmeden önce çok hızlı bir şekilde bir devrim boyutlarına ulaştı ve sonunda Komünistleri rejime karşı ayaklanmakla suçlayan Fransız hükümeti tarafından bastırıldı.

Bazı düşünürler ve tarihçiler, isyanın 20, yüzyılın en önemli devrimci olayı olduğunu savunurlar; çünkü isyan işçiler veya etnik azınlıklar gibi yalnız bırakılmış toplum kesimlerinden çok etnik, kültürel, yaş ve sınıf sınırlarını aşan bir popüler ayaklanma olarak tarihe geçti.

İsyan, Paris’teki bazı lise ve üniversitelerde başlayan öğrenci  hareketinin okul yönetimleri ve polis tarafından bastırılmak istenmesiyle patlak verdi.

Charles de Gaulle yönetimi, öğrenci olaylarını polis kullanarak bastırmayı denedi; ancak bu durum, olayların daha da büyümesine sebep oldu.

Olay büyüdükçe Latin Mahallesinde öğrenciler ile polis arasında sokak kavgaları çıktı ve nihayetinde olaylar, ülke genelindeki öğrencilerin ve yaklaşık 10 milyon kadar Fransız işçisinin, ki bu, o dönemdeki toplam iş gücünün üçte ikisine tekabül ediyordu, katıldığı genel bir isyana dönüştü.

Sonunda isyan, de Gaulle’ün ayaklanmaları bastırmak için askeri müdahaleyi düşünmek zorunda kalacağı bir noktaya ulaştı.

Gaulle, Ulusal Meclisi feshetti ve 23 Haziran 1968’de seçim yapılmasına karar verdi.

Hükümet neredeyse çökme noktasına gelmişti; ancak isyan çıktığı kadar çabuk bir şekilde duruldu.

İşçiler, solcu sendika birliği Confederation Generale du Travail’in ve Fransız Komünist Partisi bastırmasıyla işlerine geri döndüler.

Sonunda haziranda gerçekleştirilen seçimlerden de Gaulle’nin partisi daha öncekinden daha güçlü bir şekilde çıktı.

Göstericilerin büyük çoğunluğu, Komünizm, Anarşizm veya Vietnam Savaşı’na karşı olma gibi sol görüşleri benimsiyordu.

Birçoğu çıkan olayları, eğitim, cinsel özgürlük ve aşk özgürlüğü gibi birçok sosyal açıdan ‘’ eski toplumu ‘’ sarsmak için fırsat olarak görüyordu.

Occident gibi çok az sayıdaki protestocu grubu ise aşırı sağ düşüncelere sahipti.

Mayıs Olayları

Nanterre’deki Paris Üniversitesi’nde öğrenciler ve otoriteler arasında yaşanan çatışmalardan sonraki aylarda okul yönetimi 2 Mayıs 1968’de üniversiteyi kapattı.

Paris’teki Sorbonne Üniversitesi öğrencileri, bu kapatılmayı ve Nanterre’deki öğrencilerin kovulmakla tehdit edilmesini protesto etmek için 3 Mayıs’ta protesto gösterisi düzenlediler.

Bu olayların öne çıkardığı isim ise baskın bir eylemci olan Daniel Cohn-Bendit oldu.

Sorbonne yönetimi olaylara polisi çağırarak karşılık verdi.

Polis, okulu kuşatarak kampüsten ayrılmaya çalışan öğrencileri tutukladı.

Diğer öğrenciler de tutuklanan öğrencileri götüren polis araçlarını durdurmak için toplanınca polis göz yaşartıcı bomba kullanmaya başladı.

Bu müdahale kalabalığı dağıtmak yerine araçların gitmesini önlemek için kullanılan barikatlara daha fazla öğrencinin katılmasına yol açtı.

Sonuçta polis baskın çıktı; ancak yüzlerce ve binlerce öğrenciyi tutukladıktan sonra.

6 Mayıs Pazartesi günü Ulusal Öğrenci Birliği ve Üniversite Öğretim Üyeleri Birliği, polisin Sorbonne’u ilhak etmesini protesto etmek için genel direniş çağrısında bulundu.

20 binden fazla öğrenci ve öğretim görevlisi, Sorbonne’a doğru yürüyüşe geçti.

Göstericilere eşlik eden polisler, göstericiler okula yaklaştıkça coplarına sarıldılar.

Kalabalık dağıldığında bazıları eldekileri korumak için barikatlar kurmaya başladı, bazıları polise bir kez olsun geri adım attırabilmek için taş fırlatmaya başladı.

Bu sefer polis, göz yaşartıcı bomba kullandı ve kalabalığa karşı yeniden harekete geçti.

Yüzlerce öğrenci tutuklandı.

Aynı gün lise öğrencileri de Nanterre ve Sorbanne’daki öğrencilere destek vermek için gösterilere katılmaya başladı.

Bu öğrencilerin ve ertesi gün Arc de Triopmhe’da toplanan öğrenci, öğretmen ve işçilerden oluşan kalabalığın istekleri şunlardı:

- Tutuklanan öğrencilere karşı girişilen tüm suçlamalar düşürülecekti.

- Polis üniversiteden ayrılacaktı ve Nanterre ile Sorbonne yeniden açılacaktı.

Hükümetin, okulları yeniden açmayı kabul ettiğine yönelik yanlış bir bilgi gelince, öğrencilerin, polisin kontrolündeki okulların açılıp açılmadığını kontrol etmek için kampüslere geri dönmesiyle devam etmekte olan görüşmeler yarıda kaldı.

10 Mayıs Cuma günü, Left Bank’ta büyük bir kalabalık daha toplandı.

Polis bu kalabalığın nehri geçmesine izin vermeyince göstericiler yeniden barikatlar kurdular.

Görüşmelerden bir netice elde edilemeyince, gece 2,15 sularında polis bu barikatlara saldırdı.

Göstericilerin de karşı koymasıyla güneş doğana kadar süren çatışmalarda yüzlerce kişi yaralandı ve tutuklandı.

Olaylar geliştikçe radyo dakikası dakikasına yayın yaptı ve yaşananlar ancak ertesi gün televizyonlarda gösterilmeye başlandı.

Hükümetin sert müdahalesi, göstericilerin geniş bir sempati kazanmasına sebep olmuştu.

PCF biraz isteksiz de olsa maceracı ve anarşist olarak gördüğü öğrencileri destekledi;

Confederation Generale du Travail ve The Force Ouviere gibi sol görüşlü sendikalar, 23 Mayıs’ta bir günlük grev ve gösteri çağrısı yaptılar.

O gün Paris’te bir milyondan fazla kişi yürüdü ve polis genellikle olaylarında dışında kalmayı tercih etti. Başbakan Georges Pumpidou, daha önce tutuklananların serbest bırakılacağını ve Sorbonne’un açılacağını duyurdu.

Ancak buna rağmen göstericilerin durmaya niyeti yoktu.

Sorbonne açılınca öğrenciler okulu işgal ettiler ve okulu otonom bir ‘’ halk üniversitesi ‘’ ilan ettileir.

Devam eden haftalarda hükümetten haklarını almak için Paris ve diğer bazı yerlerde yaklaşık 400’e yakın popüler ‘’ eylem komitesi ‘’ kuruldu.

Gösterilerden sonraki günlerde işçiler fabrikaları ele geçirmeye başladı.

Bu olaylar da 14 Mayıs günü Nantes şehri yakınındaki Sud Aviatiıon2da oturma eylemi ile başladı.

Ardından Rouen’deki Renault fabrikasında bir grev yapıldı ve bu grev, Renault’un Seine Valley’deki Flin bölgesi ve Paris’in Boulogne-Billancourt bölgesinde bulunan tesislerine yayıldı.

16 Mayıs’a gelindiğinde işçiler, yaklaşık 50 fabrikayı ele geçirmişlerdi ve 17 Mayıs’ta 200 binden fazla işçi greve başlamıştı.

Grev çığ gibi büyüdü ve katılanların sayısı milyonları grevin başlamasından bir hafta sonra Fransa’daki işçilerin yaklaşık üçte ikisine tekabül eden 10 milyon işçi artık grevdeydi.

Bu grevler sendikalar tarafından öncülük edilmemişti; aksine CGT, olayları daha yüksek maaş ve diğer bazı ekonomik taleplere kanalize ederek bu ani militan eylemleri sınırlamaya çalıştı.

İşçiler, hükümetin ve Devlet Başkanı de Gaulle’ün istifa etmesini ve çalıştıkları fabrikaların kendileri tarafından yönetilmesini isteyerek daha geniş, daha politik ve daha radikal bir yol izlemeye başladılar.

İşçi sendikası liderleri, asgari ücretin yüzde 35, diğer ücretlerin yüzde 7 arttırılması ve grev dönemi için işçilere yarım maaş verilmesi konusunda uzlaşmaya vardı.

Çalıştıkları fabrikaları işgal etmiş durumda olan işçiler, elde edilen bu kazanımlar, bir ay sonra verileceklerden daha iyi olmasına rağmen işe geri dönmeyi reddettiler ve sendika liderlerine karşı cephe aldılar. 29 Mayıs günü CGT tarafından yönlendirilen yüzlerce protestocu, Paris’te yürüyüş düzenledi. ‘’ Adieu, de Gaulle!’’ ( Gaulle İstifa ) sloganları sokakları çınlatıyordu.

Hükümet, çökmeye çok yakın görülürken Gaulle ‘’ Adieu ‘’ demeyi tercih etmedi.

Onun yerine, olayların bir iç kavgaya dönüşmesi halinde kendisine destek çıkabilecek kadar sadık askeri birlik sağladıktan sonra, 30 Mayıs’ta radyodan ( devlet televizyonu da grevdeydi) bir açıklama yaptı.

Ulusal Meclis’in feshedildiğini, yeni seçimlerin 23 Haziran’dan yapılacağını duyurdu.

İşçileri işlerini geri dönmeye çağırdı ve aksi takdirde olağanüstü hal ilan edeceği tehdidinde bulundu.

68 Öğrenci Olayları Nasıl Sonuçlandı ?

Bu noktadan sonra öğrencilerin ve işçilerin, devrimci düşünceleri kaybolmaya başladı.

İşçiler zamanla işlerine geri döndü ya da polis tarafından işgal ettikleri fabrikalarından çıkarıldılar.

Ulusal Öğrenci Birliği, sokak gösterilerine son verilmesi çağrısı yaptı.

Hükümet bazı sol görüşlü organizasyonları yasakladı.

Polis 16 Haziran’da Sorbonne’u geri aldı.

Hazirandaki seçimlerde de Gaulle galip geldi ve kriz sonra erdi.

68 Kuşağının Ünlü Sloganları Nelerdir ?

68 olayları, başta ‘’ Gerçekçi ol, imkansızı iste!’’ ( Soyez realistes, demandes L’impossible! ) olmak üzere birçok unutulmaz sloganı da günlük politik dile kazandırdı.

Söz konusu sloganlar, her ne kadar anarşist bir öz barındırsa da, içerdikleri mizahı tonla da kuşaktan kuşağa yayıldılar.

İşte bunlardan bazıları;

·       On ne revendiquera rien, on ne demandera rien. On prendra, on occupera. ( Bir şey talep etmeyeceğiz, bir şey istemeyeceğiz. Alacağız, işgal edeceğiz.)

·       Le patron a besoin de toi, tu n’as pas besoin de lui. ( Patron sana muhtaç, sen ona değil.)

·       Vauillez laisser le Parti communiste aussi net en sortant que vous voudriez le trouver en y entrant. ( Lütfen çıkarken Komünist Parti’yi bulmak istediğiniz gibi temiz bırakın!)

·       Il est inter dit d’interdire. ( Yasaklamak yasaktır.)

·       L’emancipation de l’homme sera totale ou ne sera pas. ( İnsanlığın özgürleşmesi ya toptan olacak ya da olmayacak. )

·       La revolution est incroyable parce que vraie. ( Devrim inanılmaz bir şeydir, çünkü gerçektir! )

Mayıs 1968 Olaylarının Uluslararası Boyutu

Mayıs 1968 olayları, dünyadan kopuk bir ‘’ Fransız işi ‘’ değildi; aksine, dünya genelinde de öğrenci protestoları yaşanmıştı.

Amerika’da meydana gelen benzer olayları, Başkan Lyndon Johnson’un aylarca süren protestolar yüzünden seçim kampanyasından çekilmesi takip etti;

4 Nisan günü Marin Luther uğradığı suikast sonucu öldürüldü;

23 Nisan günü öğrenciler Colombia Üniversitesi’ni işgal ettiler.

Meksika’daki öğrenci protestoları ise 2 Ekim 1698 gecesi başkent Mexio City’deki Tlatelolco’da bulunan La Plaza de las Tres Culturas’ta yaşanan silahlı çatışmalarla son buldu.

Almanya ve Amerika’daki öğrenci hareketlerine işçiler çok fazla katılmamışlardı; ancak İtalya ve Arjantin’de öğrenciler ve işçiler, daha farklı bir toplum oluşturmak için birlikte mücadele ettiler.

Sorbonne Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Dr. Selin Şenocak’ın da dediği gibi, 68 olayları, Fransa’da belirli ülküler; bireysel özgürlük, kadın-erkek eşitliği, yaşam standardının yüksetilmesi, yaygınlaşan pasifizmin önüne geçmek ve Fransız toplumunun her alanında köklü değişimlerin gerçekleşmesi için yapılmış toplumsal bir isyan ve mücadeleydi.

68 Kuşağı’nın Türkiye’ye bakan boyutu ise daha çok Deniz Gezmiş, Mahir Çayan, İbrahim Kaypakkaya gibi devrimci önderlerin liderliğinde oluşturulan Türkiye’deki sol hareketle özleştirildi.

1968’de Amerika’daki ‘’ Hippi ‘’ akımı da başlamış, bu akımlar birbirini beslemişti.

Hippi hareketi ise, Vietnam Savaşı’nda Kuzey Vietnam ordusunun başlattığı ‘’ Tet Hücumu ‘’ sırasında verilen kayıplar sonucu patlak vermişti.

Amerikalılar bu saldırıdan sonra savaşı kazanamayacaklarını anlamışlar ve gençlik bu barışçı akımı başlatmıştı.

Öte yandan Latin Amerikalı devrimci lider Che Guevera’nın 1967 yılında Bolivya dağlarında yakalanarak öldürülmesinin de, 68 kuşağını harekete geçiren olaylar arasında olduğu söylenir.

 27 Ocak 2018 

Kaynak:

http://www.bilgio.net/68-ogrenci-olaylari-ve-68-kusagi-efsanesi-nedir/


 

68 Hareketi Nasıl Başladı?

 .   68 Hareketi Nasıl Başladı?

·       Benno Ohnesorg'un kanlar içindeki bedeni ve onun başucunda duran protestocu genç kızın fotoğrafı, 68 Hareketinin simgesi haline gelmiştir.

·       İran doğumlu Alman vatandaşı gazeteci yazar Bahman Nirumand, 1967 Ocak ayında “Persien, Modell eines Entwicklungslandes oder Die Diktatur der Freien Welt” yani Türkçesiyle: İran, Gelişmekte olan bir ülke modeli veya Hür Dünya'nın diktatörlüğü” ismiyle kaleme aldığı ve İran Şahlığına yönelik eleştiriler içeren kitabını yayımladığı günden itibaren, Sosyalist Alman gençliğinin ilgisini üzerine toplamıştı.

·       İran şahı Muhemmed Rıza Pehlevi işte böyle bir dönemde Berlin'e ziyarette bulunmuş ve kendisini sokaklarda protesto eden binlerce sol görüşlü öğrenciye tanıklık etmişti.

·       2 Haziran 1967'de yaptığı bu ziyaret esnasında ellerinde pankartlarla şahı protesto eden sol görüşlü öğrenciler, bir anda nereden geldiği bilinmeyen, esrarengiz silah sesleriyle büyük bir panik içerisinde dağılmaya başlamışlardı.

·       Bu protestoların ana kaynağı SDS yani “Sosyalist Alman Öğrenci Birliği / Sozialistischer Deutscher Stundentenbund idi.

·       Bu kurşun bir sivil polisin tabancasından çıkmış ve doğumuna kısa bir süre kalmış, kendisi gibi öğrenci olan gebe eşiyle birlikte polislerin göstericilere ne yaptığı izlemek amacıyla olay yerine gelen bir öğrenciyi, kafasından vurarak feci şekilde öldürmüştü.

·       Kafasından vurulan ve kanlar içinde yerde yatan gencin ismi Benno Ohnesorg idi.

·       Ohnesorg'un yardımına koşup, onun başucunda duran kadın göstericiyi ve kanlar içinde yerde yatan genci gösteren fotoğraf, 68 Hareketinin sembolü haline gelmiştir.

·       Benno Ohnesorg'un öldürülmesinin ardından, onu öldüren polis memurunun serbest bırakılması ve hemen ardından, 11 Nisan 1968'de öğrenci lideri Rudi Dutschke'nin, sağ görüşlü bir öğrenci tarafından silahlı saldırıya uğramasıyla birlikte olaylar kontrolden çıkmıştır.

·       Silahlı mücadeleyle, Almanya'da sosyalizm kurmayı hedefleyen şehir gerillası örgütü RAF yani “Kızıl Ordu Fraksiyonu kurucuları arasında yer alan Gudrun Ensslin bu olayın ardından; Bunlar Auschwitz kuşağından. Bunlarla tartışılmaz. Şiddet,  ancak karşı şiddetle cevaplandırılabilir açıklaması yapmış ve gerillaları Berlin'de bir polis karakolunu basmaya ve silahlarına el koymaya davet etmişti.

·       İşte, 68 Hareketini başlatan RAF ve ismini bu öğrencinin öldürüldüğü günden alan, “2 Haziran Hareketi”  isimli örgütlerin önderliğinde, 20 yılı aşkın sürecek olan şiddet eylemlerine sebep olan kurşun, dünya tarihini etkileyecek bir hareketin başlangıcı olmuştu.

·       68 Hareketi, Almanya, İngiltere, Fransa, İspanya, İtalya, Amerika Birleşik Devletleri, Türkiye, İran, Japonya, Macaristan, Çekoslovakya, Yugoslavya gibi, çok sayıda ülkede protestolara, yeni manifestolara, şiddet eylemlerine, sayısız öğrenci liderlerinin öldürülmesine ve idamlarına sebep olmuştur.

·       68 Hareketinin kaderini belirleyen kurşunu atan Batı Berlinli polis memuru, Karl Heinz Kurras, serbest kaldığı mahkemede üç defa ifade değiştirmişti.

·       Mahkemede önce elinde bıçak olan öğrenciler tarafından saldırıya uğradığını ve uyarı ateşi açtığını söyleyen Kurras'ı, olay yerinde gören tanıklar yalanlıyordu.

·       Olayın hemen ardından, kıyafetlerini temizlikçiye götürüp yıkatmıştı.

·       Ancak onu görenler üzerinin gayet temiz olduğunu ve yere düşmediğini kaydediyordu.

·       Dava sırasında ortaya çıkan en önemli görgü tanığı, bir polis şefinin Kurras'a Kurras, çabuk arkaya. Haydi. Hızla kaybol”  talimatı verdiğini ifade etmesine rağmen, Kurras'tan yana olan polis teşkilatının da lehte ifadeleriyle birlikte Kurras serbest bırakılmıştı.

·       2009 Mayıs'ına kadar “Doğu Almanya Devlet Güvenlik Bakanlığı”  yani kısaltmasıyla “STASI dosyaları ve gizli belgeleri yıllarca açılmamış ve incelenmemişti.

·       Yıllar sonra, gizli ibareli dosyalar açıldığında, büyük sır ve enteresan bilgiler ortaya çıktı.

·       Batı Berlinli polis memuru Kurras'ın 1955-1967 yılları arasında, Doğu Almanya'nın “Devlet Güvenlik Bakanlığı”  yani “MFSnin bir elemanı olduğu, “OTTO BOHL kod adıyla STASI adına çalıştığı ve 1964'te iktidar partisi olan Sosyalist Birlik Partisi'nin üyesi olduğu ortaya çıktı.

·       Aynı belgelerde yer alan ifadelere göre, Benno'nun öldürülmesinin ardından, Kurras'ın derhal tüm malzemelerini ve giysilerini imha etmesi, tüm faaliyetlerinin durdurulması ve olayı çok üzücü bir kaza” olarak değerlendirilmesi talimatı verilmiştir.

·       Mahkemede vereceği ifade ile ilgili olarak da olayı nefsi müdafaa olarak savunması istenmiştir.

·       Heinz Kurras, 2007'de TV ekranlarında verdiği bir röportaj da, kendisine sorulan Benno cinayetiyle ilgili soruya Kimse bana saldırmamı söylemedi cevabını vermiş, 2009'da ilgili gizli belgelerin ortaya çıkmasının ardından, kendisinin Komünist Partisi ve STASI geçmişi hakkındaki eleştirilere, Doğu Almanya Komünist Partisi üyesi olmak utanılacak birşey değildi. Ayrıca bu olaylar, geçmişi değiştiremeyecek” şeklinde yanıtlamıştır.

·       1987'de kapatılan cinayet dosyasının evrakları için, 1989 yılında imha edilmesi talimatı verilmesine rağmen, bilinmeyen bazı nedenlerden dolayı 2009'da yok edilip, kaldırıldığı yerden tekrar ortaya çıkartılmıştır.

·       İşte, bir polis silahından çıkan kurşun, belki ileride tekrar ortaya çıkabilecek olan, öğrenci hareketlerinin bir kıvılcımı ve dönüm noktası olmuştur.

Kaynak:
'The shot that changed Germany', MOORE, Tristana, BBC News/Berlin, June 6, 2009.
'68 Sol hareketini başlatan ilk kurşunun gerçek öyküsü', Atlas Tarih/Dosya, KÖKSAL, Gürsel, Ocak 2010, sayfa 16-23.
'The Truth about the Gunshot that Changed Germany', Der Spiegel Online International, Article by Der Spiegel Stuff, translated from the by SULTAN, Christopher, 28.05.2009. 

26th November 2013, Avni Alanyalı tarafından yayınlandı

 

TÜRKİYE HAYALİ

Hedefteki üniter, laik Cumhuriyet: .   ABD'NİN YENİ TÜRKİYE HAYALİ   . .    Samuel Huntington, “ Medeniyetler Çatışması ” adlı kitab...