8 Nisan 2022 Cuma

37 dil bilen halı yıkamacının beyni

 .  37 dil bilen halı yıkamacının beyni                      

MIT ve Harvard'dan bilim insanları, 37 dil bilen halı yıkamacının beynini inceledi

46 yaşındaki Vaughn Smith birlikte vakit geçirdiği ve yanında çalıştığı kişilerden onlarca dil öğrendi

Vaughn Smith konuşurken aynı anda 10 dil arasında geçiş yapabiliyor (The Washington Post)

37 dil bilen ve bunların 24'ünü akıcı bir şekilde konuşabilen Amerikalı halı yıkamacısı Vaughn Smith'in beyninde yapılan incelemeler şaşırtıcı bir sonucu ortaya çıkardı. 

46 yaşındaki Smith'in İngilizce, İspanyolca, Portekizce, Rusça, Romence, Bulgarca, Slovakça ve Çekçe'yi akıcı bir şekilde konuşması ve daha onlarca dili rahatlıkla anlaması hem çevresindekileri hem de bilim insanlarının ilgisini çekti. 

Smith ayrıca Hırvatça, Fince, İtalyanca, Letonca, Sırpça konuşabiliyor.

Fransızca, Almanca, Macarca, İzlandaca, Galce, Felemenkçe, Norveççe, Amerikan işaret dili, Lehçe'yi orta düzeyde biliyor.

Bununla birlikte Arapça, Yunanca, İbranice, İsveççe, Estonca, Japonca, Gürcüce, Endonezyaca, Mandarin, Ukraynaca, Lakotaca, Navahoca, Amharca, Seylanca’yı temel düzeyde anlayabiliyor. 

Çok dil bilen kişilerin normal insanlardan bilişsel olarak nasıl farklılaştığı üzerine çalışmalar yürüten araştırmacılar Saima Malik-Moraleda ve Evalina Fedorenko, Smith'in beynini inceledi. 

İnceleme Vaughn'ın beyninin dili anlamak için kullandığı kısımların normalden daha küçük olduğunu ortaya çıkardı.

Smith'in verileri, MIT ve Harvard Üniversitesi'nde çalışmalarını yürüten Malik-Moraleda ve Fedorenko'nun incelediği çok dil bilen diğer kişilere ait bilgilerle uyuşuyordu. 

Malik-Moraleda bu farkı şöyle açıklıyor:

Ana dilinde konuşurken dili işleyen bölgelerine göndermek için daha az oksijene ihtiyacı var.

Dili o kadar çok kullanıyor ki bu alanları harekete geçirmekte gerçekten verimli hale gelmiş. 

Vaughn'ın beynindeki dille ilgili kısımlar doğuştan küçük ve daha verimli olabilir.

Ancak çok fazla dil öğrenmesi beyin yapısını değiştirmiş görünüyor. 

The Washington Post'a konuşan Smith liseden sonra öğrenimine devam etmese de farklı diller bilen kişilerle vakit geçirerek ve onların yanında çalışarak birçok dil öğrenmeyi başarmış. 

Fince, İtalyanca ve Amerikan işaret dilinde hikayeler anlatabilen Smith, Meksika'daki Nahuaların konuştuğu Nahuatl'ı ve Kızılderili dilleri ailesine ait Saliş dilini de konuşabiliyor. 

Smith'in Katalan ve Felemenk aksanları İspanya ve Hollanda'dan gelen kişileri bile etkiliyor. 

Ancak bu kadar meziyeti olan Smith saati 20 dolardan daha az bir ücrete halı temizliyor. 

"Gerçek bir poliglot"

Smith'in müşterilerinden biri olan Kelly Widelska onu, "yaşayan gerçek bir poliglot" diye niteliyor.

Poliglot birçok dili konuşabilen kişilere deniyor

Smith'le tanışmadan önce Kantonca ve Mandarin dilleriyle amatörce ilgilendiğini belirten Kelly bugüne kadar sadece YouTube'da poliglot gördüğünü söylüyor. 

Ancak uzmanların başka bir tanımı daha var.

11 ve daha fazla dil konuşabilenlere de "hiperpoliglot" deniyor.

Ve Smith bu kategoriye giriyor. 

Hem çalıştı hem dil öğrendi

Bildiği dillerle başkalarını etkilemekle ilgilenmeyen Smith, İngilizce ve İspanyolca konuşulan bir ailede büyüdü.

Küçükken farklı diller konuşan kişiler kendisini büyülediği için zamanla bu alanda kendisini daha çok geliştirmeye başladı.

Ancak bu çaba hobi amaçlıydı. 

Annesinin Fransızca albümleri, babasının Almanca sözlüğü bu süreçte işe yaradı.

Sınıfında Sovyetler Birliği'nden gelen bir öğrencinin olması ve kütüphanedeki dil kitaplarını kurcalaması da bu süreçte etkili oldu. 

Smith'e dair en şaşırtıcı olansa öğretmenlerinin dikkatini çekememesiydi.

Annesi sönük kalan oğlunun bir sorunu olup olmadığını öğrenmek için onu psikoloğa bile götürdü.

Ancak psikolog son derece zeki olduğunu söyleyerek onu gönderdi.

46 yaşındaki halı yıkamacısı liseden sonra çalıştığı yerlerde de bolca dil öğrendi. 

Sanat tarihçisi ve koleksiyoner Meda Mládková'nın köpeklerini gezdirirken evin ziyaretçilerinden Doğu Avrupa lehçelerini öğrendi. 

Amerikan işaret diliniyse üniversite öğrencilerinin vakit geçirdiği bir kulüpte hafızasına kattı.

Gönüllü olarak akvaryum temizlediği bir restorandan da Japonca'yı öğrenerek çıktı. 

Cuma 8 Nisan 2022 18:01

https://www.indyturk.com/node/495461/ya%C5%9Fam/mit-ve-harvarddan-bilim-insanlar%C4%B1-37-dil-bilen-hal%C4%B1-y%C4%B1kamac%C4%B1n%C4%B1n-beynini-inceledi


7 Nisan 2022 Perşembe

Tire’de Yahudilerin binlerce yıllık tarihi

 Tire’de Yahudilerin binlerce yıllık tarihi

.    Dr. Siren Bora’nın ‘Başlangıçtan Günümüze Tire’de Yahudi İzleri’ adlı kitabı çıktı.

Batı Anadolu’da ve İzmir’de yaşayan Yahudilere ilişkin araştırma ve çalışmalarıyla tanınan Bora ile kitabından yola çıkarak Tire Yahudileri üzerine bir söyleşi yaptık.

Antikçağ’dan Bizans’a Selçuklu’dan Osmanlı’nın son dönemine kadar Tire her zaman Yahudiler için önemli bir yerleşim yeri olmuş. Ancak Cumhuriyet’in kuruluşundan itibaren Tire Yahudi Cemaati hızla erimiş.

Bunu nasıl açıklayabiliriz?

Antik Çağ’dan Bizans’a hatta Selçuklu’dan Osmanlı’nın son dönemine değin sadece Tire değil Batı Anadolu’nun hemen tüm kentleri Yahudiler için önemli yerleşim noktalarıydı.

Manisa, Akhisar, Turgutlu(Kasaba), Salihli, Ödemiş, Aydın, Menemen, Foça, Bergama ve İzmir’de Antik Çağ’dan itibaren (arada zaman zaman kesintiler dahi olsa) Yahudi topluluklarının yaşadığı biliniyor.

İzmir hariç, Batı Anadolu Yahudi Cemaatlerinin erimeye başladığı tarih 1922 yılıdır.

Bilindiği gibi başta İzmir olmak üzere Batı Anadolu, 15 Mayıs 1919 tarihinden itibaren Yunan Askeri Kuvvetleri tarafından işgal edildi.

İşgal 1922’ye değin devam etti.

Eylül 1922’de geri çekilmeye başlayan Yunan kuvvetleri, işgal ettiği yerleşim yerlerini yakarak yıkarak terk etti. İşte bu süreçte Batı Anadolu’nun Yahudi Cemaatleri de, liman kenti İzmir’e kaçtılar.

İzmir Yahudi Cemaati o kadar büyüdü ki; nüfusu 55 bine ulaştı.

Yunan işgali sona erdikten sonra, Tire kökenliler hariç Batı Anadolu’nun Yahudi göçmenlerinin büyük bir bölümü kentlerine geri dönmedi.

Sadece Tire Yahudileri organize bir cemaat vasfını korumaya devam etti.

Bunu nasıl anlamalıyız?

Bu, Tire Yahudi Cemaati’nin köklü tarihiyle ilintili.

Tire, muhtemelen Sardis ve Hypaipa Yahudilerinin yaşamını devam ettirdiği bir yerleşim merkeziydi.

Bizans döneminde inanç sahibi Hıristiyanların yuvası, Türk Beylikleri ve Osmanlı dönemlerinde Bektaşi Dervişlerinin merkezi olan bölgedeki yerleşim yeri Tire, aynı zamanda Batı Anadolu’nun en eski ve en ünlü yeşivalarına (din akademilerine) sahipti.

Önemli din adamları yetiştirmişti.

Bu yüzden Yahudiler tarafından Batı Anadolu’nun ‘Tsafet kenti’ olarak anılıyordu. 

Gelelim 1923 yılına;  24 Temmuz 1923’te imzalanan Lozan Antlaşması Batı Anadolu’nun demografik yapısında büyük bir değişime yol açtı.

Lozan Antlaşması’nın azınlıklarla ilgili bölümünde yer alan ‘Rum-Türk Mübadelesi’ İzmir’in sosyal yaşamında Müslüman Türkleri ve Yahudileri ön plana çıkardı.

Antlaşmanın 37’den 45’e kadar olan maddeleri, Anadolu’da yaşayan azınlıklarla ilgiliydi.

Bu maddelerde azınlıklara verilen hakların betimlemesi yapılıyordu.

Bu hakların güvencesini sağlayacak kurum ise Milletler Cemiyeti’ydi.

Antlaşmanın 42. maddesi,  azınlıkların arasında meydana gelecek ve aile hukuku kapsamına giren anlaşmazlıkların, dinsel toplulukların dinlerine ve geleneklerine göre Türk mahkemelerinde çözümlenmesini öngörüyordu.

15 Eylül 1925’te Yahudi Meclis-i Umumi üyesi 42 kişinin imzasıyla, Türkiye Yahudileri Lozan Antlaşması’nın 42. maddesinin birinci ve ikinci paragraflarından feragat ettiklerini Adliye Vekaleti’ne resmen bildirdiler.

Onları örnek alan Ermeniler ve Rumlar, Yahudilerden bir süre sonra feragat başvurularını yaptılar.

Böylece Osmanlı’dan kalma ‘Millet Sistemi’ tarihe karıştı.

Yeni bir ‘Hahamhane Nizamnamesi’ hazırlandı.

Bu nizamname ile Hahambaşının otoritesi ve yetkileri sınırlandı.

29 Ekim 1923’te ilan edilen Cumhuriyet rejiminin vatandaşlık anlayışı, bireysel eşitliği sağlama amacını beraberinde getirdi.

Aynı lisanı konuşan, aynı şartlarda eğitim gören, aynı siyasi ve sosyal sorumlulukları paylaşan Türk vatandaşlarından oluşan bir ulus devlet kuruluyordu.

Bu duruma uyum sağlamayı göze alan Yahudiler ülkede kaldılar.

Göze alamayanlar ise göç ettiler.

1921 ile 1929 arasında Anadolu’dan göç eden Yahudilerin sayısı yaklaşık 70 bindi.

12 Kasım 1942’de yürürlüğe giren Varlık Vergisi Kanunu sonucu, borç tahakkuk ettirilenler arasında borcunu ödeyemeyenlerin  Erzurum Aşkale’de ve Eskişehir Sivrihisar’da bulunan çalışma kamplarına sevk edildiğini biliyoruz.

Çalışma kamplarına alınanların büyük bir bölümü azınlıklardı.

Borcunu ödeyemeyen Müslüman Türklerin çok az bir kısmı söz konusu kamplara gönderildiler. 

En büyük yarayı alan topluluklardan biri de Yahudilerdi.

1927’den sonra ülke çapında uygulanmaya başlanan Türkçe konuşma zorunluluğu, 1934 tarihli Trakya Olayları, 1942 tarihli Varlık Vergisi Kanunu ve 6/7 Eylül 1955 Olayları Tire Yahudi Cemaatini ne ölçüde etkiledi?

Elimde bu soruya yanıt vermemi sağlayacak yeterli bilgi ya da bulgu mevcut değil.

Günümüzde, Tire’de tek bir Yahudi yaşamıyor.

Tire’deki Yahudi varlığı 1960’lara değin azalarak devam etti.

Bu tarihe değin Tireli Yahudiler İzmir’e, İstanbul’a göç ettiler.

Daha iyi bir yaşamın özlemini taşıyan yoksul Tire kökenli Yahudilerin ise,  Fransa, İtalya, Belçika, Kongo, İngiltere, Arjantin, Brezilya ve özellikle 1948’den itibaren İsrail dahil dünyanın dört bir yanına göçmen olarak gittiğini biliyorum. 

İzmirli Yahudiler ile Tireli Yahudileri birbirinden ayıran kültürel özellikler var mıdır?

Anadolu Yahudileri göçle beslenen ve göçle çoğalan Diaspora Yahudileridir.

Bu açıdan Tireli Yahudiler  farklı bir yapıya sahip değildi.

Başlangıçta Tire Yahudilerinin coğrafi kökeni, Antik Dönemde Batı Anadolu’da mevcut kentlerdi.

Bu kentlerde yaşayan ‘Romaniotlar’ Tire Yahudilerinin çekirdeğini oluşturdu.

Sonra Ortadoğu, Orta Avrupa ve Doğu Avrupa Yahudileri Tire’ye gelip yerleştiler.

Bunlar Mizrahi ve Aşkenaz Yahudileriydi.

15. yüzyılın sonlarından itibaren ise, İber Yarımadası kökenli Sefarad Yahudileri geldiler.

Zamanla hepsi Sefarad dilini (Ladino), Sefarad kültürünü benimseyerek tamamen Sefaradlaştılar. 

Tireli Yahudiler, 16. yüzyılın ikinci yarısından itibaren İzmir’e göç etmeye başladılar.

İzmir’de Tireliler olarak organize olup bir sinagog (Pinto Sinagogu)  kurdular. 

İzmir Yahudi Cemaati de, tıpkı  Tire Yahudi Cemaati gibi kültürel bir asimilasyona maruz kaldı.

Osmanlı dönemine değin İzmir’de yaşadığına kanaat getirdiğim Yahudi Cemaati,  Romaniot kökenliydi.

14. ve 15. yüzyıllarda kente geldiğini öngördüğüm Mizrahi ve Aşkenaz kökenli Yahudiler de baskın Romaniot kültürünün etkisi altında Romaniotlaşmıştı. 

16. ve 17. yüzyıllardan itibaren ise, İzmirli Yahudiler Tireli Yahudiler gibi  tamamen Sefaradlaştı.

Her iki kentte, Sefarad kültürü benimsendiğine ve uygulandığına  göre, iki kentin Yahudileri arasında ‘Karambol Oyunu’ hariç kültürel bir farklılık mevcut değil.

Karambol oyunu (bir çeşit bilardodur), genel kanıya göre Tire’ye, 1492’de İspanya’dan sürgün edilen Sefarad Yahudileri tarafından getirildi.

Üstelik bu oyun, Tire’deki şekliyle, Tire haricinde dünyanın hiçbir yerinde oynanmıyor.

İsrail’e yerleşen Tireliler arasında sosyal bir iletişim ağı söz konusu mu?

Tire’ye gelip giden İsrail’e veya başka ülkelere yerleşmiş Tireli Yahudiler veya onların çocukları var mı?

Evet, İsrail’e yerleşen Tireliler arasında sosyal bir iletişim ağı mevcut.

Tire’ye gelip giden İsrail’e veya başka ülkelere yerleşmiş Tireli Yahudiler veya onların çocukları da var.

Hepsi, coğrafi kökenlerine saygılılar ve Tire Yahudilerine ilişkin yapılan kültürel etkinlikleri takip ediyorlar. 

Tire’deki Yahudi kültürel mirasının korunması ve gelecek kuşaklara aktarılması için bugün neler yapılıyor?

Ve ayrıca sizce neler yapılması gerekiyor?

Tire’deki Yahudi kültürel mirasının korunması ve gelecek kuşaklara aktarılması için yapılan çalışmaların büyük bir bölümü Tire Belediyesi ve Kültür Bakanlığı tarafından organize ediliyor.

Tire Yahudi Mezarlığı, 1959’da kent merkezinde kaldığı gerekçesi ile defin işlemlerine kapatıldı.

Yahudilere, Tire Ovası’nın Kızılyar semtinde (bugünkü Organize Sanayi Bölgesi’nde) bir mezarlık yeri tahsis edildi.

Yerel yönetim tarafından oluşturulan bir heyet mezarlıktaki kemiklerin toplanması kararını aldı.

Taşınabilenler, tahsis edilen yeni Tire Yahudi Mezarlığı’na ulaştırıldı.

Taşınamayanlar ise kayboldu.

Ta ki, Kürdüllü Deresi yatağında keşfedilinceye değin.

Derede bulunan mezar taşlarının büyük bir bölümü yeni mezarlık arazisi içerisine taşındı.

Bir kısmı ise, Kent Müzesi ile Arkeoloji Müzesi bahçesinde sergileniyor.

Tire Yahudilerinden geriye kalan tek sinagog, Kahal Şalom Sinagogu’dur.

Bu yapı günümüzde zücaciye mağazası olarak kullanılıyor. Ne yazık ki, yapının mülkiyetine sahip olan şahıs, Tire Belediyesinin tüm çabasına rağmen, onun tekrar bir sinagoga ya da Yahudi Kültür Merkezine dönüştürülme girişimlerine olumlu yanıt vermiyor. 

Bir zamanlar ibadethane olarak kullanılan bu yapının bir an önce bir kültür merkezine dönüştürülmesi gerektiği görüşündeyim.

Üç yıl önce Tire Yalınayak Mahallesi’nde bulunan  Yalınayak Hamamı restore edilmeye başlandı.

Restorasyon çalışmaları sırasında içerisinde bir ‘Mikve’ saptandı. İbranice bir sözcük olan Mikve(çoğulu mikvaot), suyun toplanması ve bir araya getirilmesi anlamındadır.

Kültür Bakanlığı ve Tire Belediyesi işbirliğiyle sürdürülen Yalınayak Hamamı restorasyon çalışmaları tamamlandı.

Hamam ve Mikve, aslına uygun olarak restore edildi.

Halkın kullanımına açıldı.

Biraz önce sözünü ettiğim ‘Karambol oyunu’nun halen 100 civarında oyuncusu mevcut.  Tire’nin kurtuluş günü olan 4 Eylül’de düzenlenen turnuvalarla gündemde tutuluyor.

Oyunun daha geniş kitlelere duyurulması ve benimsenmesi için Tire Belediyesi tarafından proje hazırlanıyor. 

İbranice ve Ermenice kitabeli mezar taşı

Araştırmanızda, tek bir mezar taşı üzerinde İbranice ve Ermenice olmak üzere iki farklı iki farklı kişiye ait bir kitabe olduğunu bulmuşsunuz.

Bu bulgu bize ne gösteriyor?

Tire’deki Ermenilerle ilgili bilgi ve bulgulara ulaştınız mı?

Tire Yahudilerine ait mezar taşları üzerindeki kitabeler İbranicedir.

Sadece tek bir mezar taşı üzerinde iki farklı dilde iki farklı kişiye ait kitabe saptadım.

Kitabelerden biri İbranice kaleme alınmış.

Mezar taşı Rosa(?) Azar’a ait.

Diğer kitabe ise, Ermenice olup mezar taşının bir erkeğe ait olduğu anlaşılıyor.

Aynı mezar taşı üzerinde birbirinin içine geçmiş iki farklı dildeki kitabe, hem iki farklı cinsiyete hem de iki farklı dine mensup kişilerle ilgili. İbranice kitabe üzerine Ermenice kitabenin yazılmış olması nedeniyle, Rosa(?) Azar’a ait mezar taşının, daha sonra vefat eden bir Ermeni’ye ait mezar üzerinde mezar taşı olarak kullanıldığı kanaatine vardım.

Bulgu, söz konusu Ermeni’nin bir mezar taşı yaptıracak kadar dahi mali güce sahip olmadığına işaret ediyor. Başka bir deyişle,  son derece yoksul bir Ermeni’den ve Ermeni aileden söz ediyorum.

Araştırmadığım için bunun dışında Tire Ermenileriyle ilgili herhangi bir bilgi ya da bulguya rastlamadım. 

https://www.agos.com.tr/tr/yazi/22039/tirede-yahudilerin-binlerce-yillik-tarihi


2 Nisan 2022 Cumartesi

Otizm nedir?

- Otizm nedir?  Autismus  Autism  Autisme

.    Otizm genellikle ilk 3 yaşta başlayan ve hayat boyu devam eden, kişinin etrafıyla sözel ve sözel olmayan şekilde uygun ilişki kuramaması şeklinde ifade edebileceğimiz gelişimsel bir bozukluktur.

.    Günümüzde basit testler ile tanısı erken konulabilmektedir.

.    Erken tanı ve uygun rehabilitasyon programı bu vakaların hayata kazandırılmasında büyük rol oynamaktadır.

Otizmin nedeni tam olarak bilinmemektedir.

Genetik olduğu düşünülmektedir.

Erkeklerde kızlara oranla daha sık görülür.

Otizmlilerin %70'inde zeka geriliği vardır. %'10 unda ise üstün zeka görülebilir.

Otizm ile birlikte dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu, duygu durum bozuklukları ve epilepsi görülebilir. 

- Otizm belirtileri nelerdir? 

Bir çocuğa otizm tanısı konulabilmesi için aşağıda sayılan belirtilerden en az 6 tanesini taşıyor olması gereklidir.

Sosyal etkileşimde yetersizlik ( göz teması kuramama, yaşıtlarıyla ilgilenmeme ve oyun oynamama, normal mimik ve duygusal ifadeleri göstermeme, etkileşim başlatma ve sürdürmede zorluk)

İletişim bozukluğu (konuşamama, aynı kelimenin sürekli tekrarı (ekolali), konuşan çocuklarla iletişim kurmaya çalışmama)

Hayali veya sembolik oyunlar oynamama (hayali oyunlar kurmama, tekrarlayan basit aktiviteler, sürekli aynı rutin hareketleri tekrar etmek, bir nesnenin bir parçasına aşırı takıntılı olmak, duygusal olarak uyarılamama veya aşırı tepki)

- Otizmli çocuklar aşağıda sıraladığımız belirtilerin çoğunu gösterirler.

Göz teması ya yoktur ya da kısıtlıdır.

Adı ile seslenince tepki vermezler

Aşırı hareketli veya hareketsiz olabilirler.

Çevreleri ile ilgilenmezler

Sarılma ve öpme gibi fiziksel temastan hoşlanmazlar.

Konuşmada gecikme vardır.

İnsanlarla iletişim yerine cansız varlıklarla ilgilenirler.

Topluluk içinde yaşıtları ile diyalog kurmazlar, oyunlara katılmazlar, kendilerini izole ederler.

Konuşmayı öğrenseler bile hep aynı kelimeyi tekrar ederler.

Konuşmayı iletişim aracı olarak kullanmazlar

Uygun olmayan cümleler kurar kalıp gibi konuşurlar.

Konuşma şekilleri ve ses tonları tekdüzedir.

İlgisiz şekilde her şeye gülebilir ve kıkırdayabilirler.

Bir cismin bir parçasına takıntı yapabilirler. (örneğin sürekli arabanın tekerleği ile oynamak)

Bazı objelere aşırı bağlanabilirler.

Düzen takıntıları vardır. Rutinleri bozulduğunda hırçınlaşabilirler.

Tekrarlayan bir hareketi örneğin el çırpma, zıplama, kendi etrafında dönme, sürekli öne arkaya sallanma, kanat çırpma gibi yaparlar.

Normal çocuklar gibi hayal kurarak oyun oynamazlar, arabaları dizer sürekli tekerini çevirirler.

Sürekli aynı oyunları oynarlar.

Bazıları çok inatçı ve hırçın olabilir. 

Sosyal ortama girdiklerinde aşırı korkup tepki verebilirler.

Sıklıkla yemek yeme bozukluğu gösterirler.

Kendilerine ve etrafındaki eşyalara zarar verebilirler.

Tehlikeye karşı duyarsızdırlar.

Acıya karşı duyarsızdırlar.

Yapılan espriyi veya imayı anlamazlar.

Normal öğrenme metotlarına duyarsızdırlar

- Otizm tedavisi nasıl olur? 

Otizm tedavisinde erken teşhis ve tedavi büyük önem taşır.

Tedavinin amacı otizmli bireyin sosyal ve bireysel yeteneklerini geliştirmektir.

Bu amaçla davranışsal eğitim ve özel terapiler uygulanır.

Uygulanacak tedavinin aileye uygun olması da önemlidir.

Konuşma terapisi, motor yetenekleri artırmaya yönelik terapiler, sosyal iletişim becerisini kazandırmaya yönelik terapiler uygulanan tedaviler arasındadır. 

İlaçlar, depresyon, dikkat eksikliği-hiperaktivite, obsesif kompulsif bozukluk gibi otizme eşlik eden durumlarda kullanılabilir. 

Otizm tedavisinde ebeveyn eğitimi de son derece önemlidir.

Otizm konusunda ailelere destek veren yasal sivil toplum kuruluşları vardır. 

 - Yetişkinlikte Otizm

Erken tanı konmuş ve yeterli tedavi edilmiş bazı yetişkin otizmliler çalışabilir ve kendi kendilerine yaşayabilirler.

Zeka geriliği olanlar ve konuşamayanlar sürekli yardıma ihtiyaç duyarlar.

Bunun yanı sıra üstün zekalı otizmliler, birçok alanda (resim yapma, müzik aleti çalma gibi) başarılı olabilir.

Ancak sosyal becerileri her zaman sınırlıdır. 

Çocuğunuzun davranışlarının diğer çocuklardan farklı olduğunu düşünüyorsanız, yukarıda saydığımız belirtilerden bazıları çocuğunuzda varsa hiç vakit kaybetmeden bir çocuk psikiyatristi ile görüşmelisiniz.

Unutmayın otizmde erken tanı ve tedavi çok önemlidir.

https://www.medicalpark.com.tr/otizm-nedir-belirti-ve-tedavi-yontemleri-nelerdir/hg-1743

+

https://fb.watch/c8zWaJJ33f/

+

https://www.memorial.com.tr/hastaliklar/otizm-nedir-belirtileri-nelerdir

 


1 Nisan 2022 Cuma

Bir Sanatçı: ERDOĞAN BENHESAVİ

. Bir Sanatçı: ERDOĞAN BENHESAVİ

 . Bir Sanatçı: ERDOĞAN BENHESAVİ

BİR DE SANAT TARİHİMİZDE SANATÇILAR ÇEVRESİNDE AD VE ŞAN YAPMIŞ

“ERDOĞAN BENHESAVİ” VAR AMA GÜNÜMÜZDE KİMSE HATIRLAMIYOR.

Sene 1965 Tatbiki Güzel Sanatlar Yüksek Okulu´nda okuyorum, para pul yok, akşamları Bab-ı. Ali´de iş arıyor ve eğer bir grafik işi bulursam (parça başı) onunla hem bir aile geçindiriyor hem de öğrenime gidiyorum.

İş aradığım öyle bir gün, Erdoğan Benhesavi´yi tanıdım.

Sokakta gezerken bir tabela gözüme ilişti.

İpek Reklam; gidip sormalıydım, “acaba yapılacak grafik işleri var mı?” diye.

Önce Çay Ocağı´na gittim sordum, o anda yanımda başka biri duruyordu ve kendini taktim etti. Bir İstanbul Centilmeni idi.

“Evet aradığınız şirket benim, ben Erdoğan Behnesavi“ dedi.

İşte öyle tanıştık Erdoğan Behnesavi ile.

Genç, dinamik, gönül güzelliği dolu bir insan.

Ertesi gün çalışma anlaşmasında, büroda Ali Bey´i tanıdım (akrabası).

Anlaşmayı yaparken bile daha İpek Reklam’ın nasıl bir şirket olduğunu bilmiyordum.

Haftalık yarım gün için, 180 liraya anlaştık, diğer yarım günde de kendi müşterilerimle ilgilenecektim.

Görevim, atölye yönetimi, grafik çalışmalar ve organizasyondu.

Böyle bir görevi yüklenmek benim gibi daha hiç tecrübesi olmayan biri için tahmin edilecek şey değil ama çalışmalıydım.

Ertesi gün Ali Bey bana bakıyor, bir şeyler söylemek istiyor ama susuyordu ve sonunda patladı.

- “Sana bu haftalığı nasıl ödeyecek?“ dedi.

Ses çıkartmadım.

Ali Bey çekinmekte haklıydı ama o kadar da zor değildi.

Karar verdim, o parayı kazanıp, Erdoğan Bey’in ödeyeceği paranın hakkını vermeliydim ve öyle de oldu.

İlk hafta param ödendi.

İşte Erdoğan Behnesavi ile dostluğumuz böyle başladı.

Erdoğan Bey’in Büroda olmadığı bir gün Ali Beyle oturduk bir iş programı yaptık, çalışmamız için gerekli iş bölümünü yaptık.

Büyük bir yük üstlenecektim.

Karar verdim yapacaktım ve yola çıktım.

O günden sonra bir yıl Erdoğan Behnesavi ile beraber çalıştım, beraber pek çok sorun çözüp, zorlukların beraber üstesinden geldik.

BENHESAV

Behnesav Ailesi Mısır kökenlidir.

Osmanlı İmparatorluğunda Kahire´ye gönderilmiş ve büyük hizmetler vermiştir.

Osmanlının çökmesiyle Kahire’yi terk eder ve Mersin´e yerleşir.

Ailenin Kahire’de kalmayı tercih eden diğer kısmı bu gün hala Mısır´ın Politik yapısında büyük rol oynar.

Benhesav ailesinin Mersin’e yerleştikten sonra 13 Haziran 1927’te Erdoğan isminde bir çocukları olur.

Tarsus Amerikan Kolejinde orta öğrenimini tamamlayan Erdoğan Behnesavi, Uluslararası Ticaretle uğraşan ailesinin iş gereği İstanbul´a taşınması ile liseyi İstanbul Erkek lisesinde tamamlayıp, yükseköğrenimini İstanbul Devlet Güzel Sanatlar akademisinde Lepold Levi ve Sabri Berkel atölyelerinde yapar.

Genç Erdoğan´ın sanat hayatı da işte bunun sonucunda, İstanbul´da başlar.

TAVANARASI RESSAMLARI

1950 yılında, Nuri İyem, Ferruh Başağa ve Fethi Karakaş, atölye olarak, Beyoğlu; Asmalı mescit Sokağı, S. Önay apartmanının, çamaşırhane olarak kullanılan çatı katını, kiralarlar.

Çoğu öğrenci olan gençlere, resim kursları verdikleri bu mekân, “Tavan arası Ressamları” adlı bir kümenin oluşumuna da tanıklık eder.

Nuri İyem'in çalıştırmasıyla bir araya gelen Tavan arası Ressamları;

Erdoğan Behnasavi (Behnasov), Baha Çalt, Atıfet Hançerlioğlu, Seta Hidiş, Ömer Uluç, Haluk Muradoğlu, Ümit Mildon, Vildan Tatlıgil, Yılmaz Batıbeki (Atıf Yılmaz)’dan oluşmaktadır.

Bu kümenin her üyesi değişik alanlarda öğrenimlerini sürdürürken bir yandan da resmi bu atölyede öğrenirler...

Tavan arası Ressamları, Türk sanat tarihinde klasik resme karşı duruş olarak çıkış yapmış, özellikle Non- figüratif ve ekspresif akımla açtıkları sergilerle kendilerinden söz ettirmiştir.

Bu karşı duruş ile ilk sergilerini bir yılı aşmayan çalışmaları sonucu Mayıs 1951 ayında Fransız Konsolosluğu'nda açarak, akademiyi kızdırmış, bu kadar kısa sürede sergi açılamayacağına dair akademiden tepki görmüştür.

Fikret Adil konu ile ilgili “Altı ayda İngilizce gibi, altı ayda resim” eleştirileri ile “yeni sanatı,kitap ve reprodüksiyonlardan öğrendiklerini” iddia etmiştir.

Böylelikle Tavanarası Ressamlarının özgürlükçü, kuralları yıkma çabasının karşısında olduğunu belirterek, yeni bir akımın doğduğunu resmi olarak tanımıştır.

Bu olaylar ile Tavanarası ressamları, Türk sanat tarihine, klasik resme karşı duruş sergileyen ilk ressamlar grubu olarak geçmiştir.

Cumhuriyet döneminde sanat gelişiminin önemli ve başarılı temsilcisi, Erdoğan Behnesavi´nin adı popüler sanat tarihinde sadece burada geçer, popüler kültürde bir daha anılmaz.

Çok iyi derece de piyano ve akordeon çalan sanatçının müziğin ruhu ile beslediği eserleri Devlet Resim ve Heykel Müzesi sergilerine ve koleksiyonuna kabul edilmiştir.

Halen tablosu Ankara Devlet Resim ve Heykel Müzesi’nde sergilenmektedir.

Sanatçı 90’lı yıllarda çeşitli kişisel sergiler açmıştır ve karma resim sergilerine katılmıştır.

Ayrıca devlet koleksiyonlarının da yer aldığı birçok önemli koleksiyonda eserleri bulunmaktadır.

Erdoğan Benhesavi Sanat çevresinde, sanat uygulamaları haricinde sanat destekçiliği ile de tanınır.

Bu sebeple bürosu, o kadar dolar taşardı ki bazen kapıyı açık bırakıp, ofis dışına da sandalye koymak zorunda kalırdık.

Haldun Taner, Haldun Dormen, Nuri İyem, Ressam Ismail Efendi, Ressam Nuri, Ressam Muzaffer, Hüseyin ve Muharrem Pire kardeşler, Yeşilçam´dan genç oyuncular ve daha yüzlerce isim ofisimizin müdavimlerindendi.

Ayrıca Bab-ı Ali´de iş arayan Tatbikili öğrencilerin karnı acıkınca gittikleri adresti de Erdoğan Behnesavi´nin bürosu, İpek Reklam.

Karınlarını doyurup, harçlıklarını vermeden göndermezdi.

Çok güzel çalışmalar sergiledik beraber, ücretsiz olarak bastığı ve masraflarını cebinden ödediği Tiyatro, festival afişleri, davetiye kartlarının her biri bir sanat eseriydi.

Ben de ipek baskıyı, Erdoğan Behnesavi´den öğrendim.

Almanya’ya gittikten sonra anladım ki bizim yaptığımız çalışmaların hepsi aslında sanatmış…

Yaptığımın ne olduğunu, ne öğrendiğimi kavramam Almanya’ya gittikten sonra oldu.

Erdoğan Behnesavi ile 1968 den sonra görüşemedik.

2009 yılında aradan 40 yıl geçmesine rağmen unutmamış.

Aydan Birdevrim hocamızla İstanbul Üniversitesi-Barış Ağacı Projemizin basında anılmasının ardından aramış, telefon numarasını bırakmış.

Ben de onu telefonla aradım.

Yeni sergi projelerinden, Ankara’da Turan Erol hocamızla olan çalışmalarından ve geçmişten bahsetti.

Uzun uzun konuştuk, son konuşmamız da işte böyle gerçekleşti.

2015 yılında vefatını öğrendikten sonra, biz çalışırken ziyarete gelen eşi ve kızı aklıma geldi.

Kızı Çiğdem ile ve eşi Sevim Hanım ile görüştüm, eşi üzgündü telefonun öbür ucunda ağlayarak anlattı; son anına kadar, ruhu dinçti ve sanat onun hayatının her zaman merkezinde idi ama eskiden elinden tuttuğu gençlerden hiçbiri onu bir kez bile aramamıştı…

Ülkemizde sanatçının çilesi büyük olur.

Aç kalmamak için çoğu ek iş yapar, kimisi öğretmenlik, kimisi de Erdoğan Bey gibi ticaret işine atılır.

Sanat tutkusundan bir ömür kopamayan Erdoğan Behnesavi de ailesini geçindirmek için reklamcılık işini seçti.

2015 yılında büyük bir sanat aşığı ve destekçisi olan bir sanatçıyı kaybetti sanat dünyası.

Ruhun şad olsun güzel insan umarım hiç değilse Türkiye sanat tarihi seni böyle onurlandırır.

İsmail Çoban, 29 Mart 2021  

Almanya

 

TÜRKİYE HAYALİ

Hedefteki üniter, laik Cumhuriyet: .   ABD'NİN YENİ TÜRKİYE HAYALİ   . .    Samuel Huntington, “ Medeniyetler Çatışması ” adlı kitab...