11 Aralık 2020 Cuma

DEPRESYON

 DEPRESYON

Akrabalar nasıl düzgün davranır

Sevilen biri depresyona girdiğinde, sevdikler genellikle bir kayıp yaşarlar. 

İyileşmeye nasıl yardımcı olabilirim? 

İntihar konusunu gündeme getirebilir miyim? 

Ve kendime nerede yardım bulabilirim? 

Bir röportajda, psikolog Dr. Lotta Winter, arkadaşlarınız ve aileniz nasıl destek sağlayabilir?

Bayan Winter, bana yakın birinin depresyonda olabileceğinden şüpheleniyorum. 

Bunu nasıl ele alabilirim?

Eğer endişeleniyorsanız, lütfen bu konuda açık olun. İlgili kişiyi suçlamamanız önemlidir. Mesaj şöyle olmalıdır:

-  Senin için endişeleniyorum. 

Gözlemlediğiniz değişiklikleri açıklayın. Etkilenen kişinin bir şeylerin gerçekten yanlış olduğunu görebilmesi için mümkün olduğunca spesifik örnekler verin.

Yine de, olası bir cevap inkar veya reddetmedir ...

Sık sık sabra ihtiyacınız var. Akrabalar bu durumda doğrudan büyük tartışmaya girmemeli, daha fazla örnek toplamalı ve biraz mesafeden konuşmayı tekrar aramalıdır.

Hasta kişi bunu kendisi yapmazsa profesyonel yardım ayarlamalı mıyım?

Birisi profesyonel yardımı almaya hazır değilse, bunun farklı nedenleri olabilir. Genellikle sadece bir bilgi eksikliği vardır:

-    Kime gidebilirim? 

-    Doğru kişiyi nasıl bulurum? 

Bu tür sorular etkilenenler için yönetilebilir görünmüyor. Akraba olarak araştırmayı burada yapabilirim. İlgili kişiye özel önerilerde bulunun veya bir randevuya eşlik etmeyi teklif edin. Emin değilseniz, Sosyal Psikiyatri Servisi'nden tavsiye alabilirsiniz. Her şehirde bir tane var. Ayrıca her zaman aile hekiminizle görüşebilirsiniz.

Ya yine de rıza göstermiyorsa, ancak durum ciddi görünüyorsa?

İlgili kişinin iradesine karşı profesyonel yardım çağırmak zorunda olduğu durumlar vardır. Ciddi bir hastalık durumunda, başkalarına veya kendine bir tehlike göz ardı edilemezse.

İntihar konusunu açıkça ele alabilir miyim?

Kesinlikle tabu konulardan daha kötüsü yoktur. Sıcak şeyler etrafında uzun süre konuşmamak önemlidir. Sorular sorun: Hayattan bıkabilir misin? Böyle düşüncelerin var mı? Etkilenenler için, genellikle bunun hakkında konuşabilmek ve duygularla yalnız kalmamak büyük bir rahatlamadır.

İntihar riski olup olmadığını nasıl anlarım? Herhangi bir alarm sinyali var mı?

Temelde intihar etmekten etkilenen insanlar çok geri çekilir. Ayrıca tipik ifadeler de vardır.

Örneğin:

-    Keşke hiç doğmamış olsaydım. 

Veya:

-     Hayatın bensiz çok daha kolay olurdu. 

İntihar düşünceleri ne kadar spesifik hale gelirse, etkilenenler intihar yöntemleriyle o kadar yoğun ilgilenirler. Birçoğu, medyadaki vakalar gibi, başka insanlar tarafından işlenen intiharları da düşünmeye başlar. Sadece intihar için değil, ayrılık için de hazırlıkların yapıldığı zamanlar çok endişe vericidir. Etkilenenlerin eşyalarını dağıttığı veya son dakika önlemleri aldığı gözlemlenebilir. Bu genellikle rahat bir durumla el ele gider. Birdenbire, etkilenenler değişmiş görünüyor.

Genellikle depresyona halsizlik eşlik eder. Hasta kişiyi günlük işlerinden kurtarmalı mıyım?

İlgili kişiyi bir şekilde dahil edebildiğiniz sürece. Görevlerden kurtulduğunda kısa vadeli bir rahatlama olabilir. Ancak uzun vadede, artık kendi başına hiçbir şeyi yönetemeyeceği, artık satın alma işlemini bile yapamayan bir başarısızlık hissini teyit ediyor. 

Öyleyse:

Bir şeyleri birlikte yapın veya bir şeyleri yalnız yapmasına izin verin. Mutfağı toparladığınızda, bireysel görevleri yerine getirin. Bu tür şeyler, ilgili kişiye bir şeyi başardığını hissettirir ve bu son derece önemlidir. Antidepresan etkiye sahiptir.

Terapiyi desteklemenin yolları var mı?

Bir hasta bir terapi seansına eşlik etmesini isterse, yanıt vermek çok mantıklıdır. Hastalar bana eşlerinin onlarla gelmek istemediğini söylüyor. Bence bu utanç verici. Çünkü böyle durumlarda genellikle birlikte tartışılması gereken bir endişe vardır. Ortak bir oturum, durumun karşılıklı olarak anlaşılmasına da hizmet edebilir. 

Tam tersi: Birisi terapinin kendisine saklanmasını isterse, buna saygı duymalısınız. Akrabalar, her terapi seansının tamamını kapsamak için baskı yapmamalıdır. Birçok hasta için bu çok gizlidir.

Kesinlikle buna katlanmak zor, özellikle hayat arkadaşları için?

Tabii ki - bir bütün olarak yakın akrabalar için zor bir zaman. Çünkü partnerle etkileşim genellikle tamamen farklıdır. Bu nedenle, normal aktivitelerinizi ve hobilerinizi sürdürmeye devam etmeniz çok önemlidir. Bu, evdeki stres için önemli bir tazminattır ve hiçbir şekilde bencilce değildir: Sonuçta, destek vermeye devam edebilmek için güçlü kalmakla ilgilidir.

Akrabalar kendilerini bunalmış hissederlerse nereden yardım bulabilirler?

Burada da sosyal psikiyatri servisi bölgedeki teklifler hakkında destek ve bilgi sağlayabilir. Birçok akraba, kendi kendine yardım gruplarında örgütlenir.

Kendi endişelerim ve sorunlarımla geri çekilmek zorunda mıyım? Hala beni endişelendiren şeyi söyleyebilir miyim?

Etkilenen kişi ile teması çok fazla değiştirmemek önemlidir. Zaten - en azından kendi algısında - insanların ondan uzaklaştığını deneyimliyor. Yakın arkadaşlar bile onunla konuşmayı bırakırsa, bu bu varsayımı doğrular. Onlara ihtiyaçları olduğunu ve geri bildirimlerinin onlar için önemli olduğunu göstermeye devam edin. Pek çok hasta, özellikle hafif hastalığı olanlar bana, başkalarının endişeleriyle ilgilenmenin kendileri için iyi olduğunu söylüyor.

Eğer öyleyse, hastayı daha fazla dahil etmeli miyim? Başka türlü sormayabileceğim şeylerle bile mi?

Kesinlikle! 

Ancak bunlar sadece sorun tartışmaları olmamalı. Ancak, onları dahil etmeniz etkilenen kişi için iyi olduğunu fark ederseniz, iyileşmelerine kesinlikle yardımcı olacaktır. Yine, önemli antidepresan deneyimler hakkında:

-   Bir şey başardım. Bana ihtiyacım var Bir şeyler yapabilirim

  https://www.geo.de/wissen/gesundheit/17552-rtkl-depression-wie-angehoerige-sich-richtig-verhalten?utm_source=facebook&utm_medium=posting&utm_campaign=geo_fanpage&fbclid=IwAR2Q69OVePWOW7bU6PSoHEdExOwmRymVuYsunkB07PUWzg2cxhAK1_APyGI


26 Kasım 2020 Perşembe

Yalan İle İlgili Ayetler

 Yalan İle İlgili Ayetler

-   Yalan kelimesinin Arapça karşılığı olan kezib (kizb) eski sözlüklerde “doğruluğun (sıdk) karşıtı, bir konuda gerçeğe aykırı haber veya bilgi vermek, söz vâkıaya uygun olmamak” diye tanımlanır. 

-   Kur’ân-ı Kerîm’de kezib ve türevleri 280 yerde geçmektedir ve bunların çoğu “bir şeyi yalana nisbet etmek” anlamında tekzîb masdarından türeyen fiil ve isimlerdir.

-   Esasen kişiyle ilgili olan tekzîb “kişinin yalancı olduğunu ileri sürme, onu yalancılıkla suçlama”, olay ve haberle ilgili olan ise “onu yalan sayma” mânasına gelir ve bu yönüyle inkârla örtüşür.

-   Kur’an’da, genellikle eski peygamberlerin inkârcı kavimlerinin ve putperest Araplar’ın Allah’ın dini, peygamberi ve kitapları, kıyamet, âhiret, uhrevî yargılama ve adalet, cehennem ve azap, Allah’ın nimetleri, hakikat ve doğruluk gibi genelde imana ilişkin konulardaki yalanlayıcı, reddedici tutumlarıyla bunun kendileri için doğuracağı zararlar anlatılır.

-   Kezib kelimesi de âyetlerde otuz üç yerde geçer; bunların çoğunda “uydurma, yakıştırma” anlamındaki iftira kavramıyla birlikte “Allah hakkında yalan uydurma, O’nun birliği, aşkınlığı ve yetkinliğiyle bağdaşmayan iddialar ileri sürme” mânasında kullanılır

-   Kezibin üç defa tekrar edildiği Nahl sûresinin 116. âyetinde insanların sorumsuzca yalan konuşarak yiyecekler hakkında, “Şu helâldir, bu haramdır” demeleri “Allah hakkında yalan uydurmak, Allah adına doğru olmayan hükümler üretmek” şeklinde değerlendirilmiştir. (Bak::* Bağlantı ..)

·         Yalan ne demektir?

·         İnsan neden yalan söyleme isteği duyar?

·         Kuran'da geçen yalan ve yalan söylemek ile ilgili ayetler hangileri?

·         Yalan ile ilgili hadisi şerifler neler?

Yalan, kişinin gerçeği saklayıp bildiğinin aksini söylemesidir.

Yalancılık çok çirkin bir huydur.

Dinimiz yalanı haram kılmış ve şiddetle yasaklamıştır.

Yalan rûhî bir hastalıktır, müslümanların kendilerini bundan korumaları gerekir.

Çocuklar daha küçükken doğru sözlülüğe alıştırılmalı, yalanın zararları kendilerine anlatılmalıdır.

İmandan sonra en güzel haslet doğruluktur.

Doğruluk ulvi bir sıfat, bunun karşıtı olarak yalancılık da çok kötü bir huydur.

Yalan insan vicdanını tahrip eden, kendisine ve topluma saygısını yok eden çirkin bir davranıştır ve günahtır. 

Mümin yalan konuşmaz.

Zira mümin güvenilir kimse demektir.

Yüce Allah Kur’an-ı Kerim’de yalanı ve yalancılığı yasaklamış bunun zararlarına işaret etmiştir.

YALAN İLE İLGİLİ AYETLER

Ankebut Suresi, 68. ayet: 

"Allah hakkında yalan uydurup iftira edenlerden veya kendisine hak geldiği zaman onu yalan sayandan daha zalim kimdir? İnkar edenlere cehennem içinde bir konaklama yeri mi yok?"

Bakara Suresi, 10. ayet: 

"Kalplerinde hastalık vardır.

Allah da hastalıklarını arttırmıştır.

Yalan söylemekte olduklarından dolayı, onlar için acı bir azap vardır."

Hac Suresi, 30. ayet: 

"İşte böyle; kim Allah'ın haram kıldıklarını (gözetip hükümlerini) yüceltirse, Rabbinin Katında kendisi için hayırlıdır.

Size (haklarında yasaklar) okunanlar dışındaki hayvanlar helal kılındı.

Öyleyse iğrenç bir pislik olan putlardan kaçının, yalan söz söylemekten de kaçının."

Saff Suresi, 2. ayet: 

"Ey iman edenler, yapmayacağınız şeyi neden söylersiniz?"

Saff Suresi, 3. ayet: 

"Yapmayacağınız şeyi söylemeniz, Allah Katında bir gazab (konusu olması) bakımından büyüdü (büyük bir suç teşkil etti)."

Nur Suresi, 11. ayet: 

"Doğrusu, uydurulmuş bir yalanla gelenler, sizin içinizden birlikte davranan bir topluluktur; siz onu kendiniz için bir şer saymayın, aksine o sizin için bir hayırdır.

Onlardan her bir kişiye kazandığı günahtan (bir ceza) vardır.

Onlardan (iftiranın) büyüğünü yüklenene ise büyük bir azap vardır."

Nur Suresi, 12. ayet:

"Onu işittiğiniz zaman, erkek mü'minler ile kadın mü'minlerin kendi nefisleri adına hayırlı bir zanda bulunup:

"Bu, açıkça uydurulmuş iftira bir sözdür" demeleri gerekmez miydi?"

Enbiya Suresi, 77. ayet: 

"Ve ayetlerimizi yalanlayan kavimden 'ona yardım edip-öcünü aldık'. Şüphesiz onlar, kötü bir kavimdi, Biz de onların tümünü suya batırıp boğduk."

Nisa Suresi, 112. ayet: 

"Kim bir hata veya günah kazanır da sonra bunu bir suçsuza yüklerse, gerçekten o, böyle bir yalan (bühtan)ı ve apaçık bir günahı yüklenmiştir.

En'am Suresi, 39. ayet: 

"izim ayetlerimizi yalan sayanlar karanlıklar içinde sağırdırlar, dilsizdirler. Allah, kimi dilerse onu şaşırtıp-saptırır, kimi dilerse de onu dosdoğru yol üzerinde kılar.

Araf Suresi, 37. ayet: 

Öyleyse, Allah'a karşı yalan uydurup iftira düzenden veya ayetlerini yalanlayanlardan daha zalim kimdir?

Kitaptan kendilerine bir pay erişecek olanlar bunlardır.

Nihayet elçilerimiz, hayatlarına son vermek üzere kendilerine gittiklerinde onlara diyecekler ki:

"Allah'tan başka taptıklarınız nerede?"

"Onlar bizi (yüzüstü) bırakıp-kayboldular" diyecekler.

(Böylelikle) Bunlar, gerçekten kafirler olduklarına kendi aleyhlerinde şehadet ettiler.

Araf Suresi, 64. ayet: 

Onu yalanladılar.

Biz de onu ve gemide onunla birlikte olanları kurtardık, ayetlerimizi yalan sayanları suda-boğduk.

Çünkü onlar kör bir kavimdi.

Araf Suresi, 147. ayet: 

Ayetlerimizi ve ahirete kavuşmayı yalanlayanlar, onların amelleri boşa çıkmıştır.

Onlar yaptıklarından başkasıyla mı cezalandırılacaklardı?

Araf Suresi, 182. ayet: 

Ayetlerimizi yalanlayanları ise, onları bilmeyecekleri bir yönden derece derece (günahları yükletip azaba) yaklaştıracağız.

Şuara Suresi, 223. ayet: 

Bunlar (şeytanlara) kulak verirler ve çoğu yalan söylemektedirler.

Mürselat Suresi, 37. ayet: 

O gün, yalanlayanların vay haline.

Buruc Suresi, 19. ayet: 

Hayır; inkar edenler, (kesintisiz) bir yalanlama içindedirler.

Cin Suresi, 5. ayet: 

"Oysa biz, insanların ve cinlerin Allah'a karşı asla yalan söylemeyeceklerini sanmıştık."

Ma'un Suresi, 1. ayet: 

Dini yalanlayanı gördün mü?

Nisa Suresi, 50. ayet: 

Allah'a karşı nasıl yalan uyduruyorlar, bir bak. Bu, apaçık bir günah olarak yeter.

En'am Suresi, 49. ayet: 

Ayetlerimizi yalanlayanlara, fıska sapmalarından dolayı azap dokunacaktır.

En'am Suresi, 116. ayet: 

Yeryüzünde olanların çoğunluğuna uyacak olursan, seni Allah'ın yolundan şaşırtıp-saptırırlar.

Onlar ancak zanna uyarlar ve onlar ancak 'zan ve tahminle yalan söylerler.'

Mutaffifin Suresi, 10. ayet: 

O gün, yalanlayanların vay haline.

Ahzab, 33/70-71: 

Ey iman edenler!

Allah’tan sakının ve doğru söz söyleyin.

Böyle davranırsanız, Allah işlerinizi düzeltir ve günahlarınızı bağışlar.

Kim Allah ve Resulüne itaat ederse, büyük bir kurtuluşa ermiş olur.

Furkan, 25/72: 

Onlar, yalana şahitlik etmeyen, faydasız boş bir şeyle karşılaştıkları zaman, vakar ve hoşgörü ile geçip gidenlerdir.

Yalan, insanların birbirine düşmesine, toplumdaki ahengin bozulmasına sebep olduğu için, çok çirkin bir fiil olarak kabul edilmiştir.

Dinimiz, yalan söylemeyi haram kılmış, dünyada da ahirette de huzur, mutluluk ve kurtuluşun doğru söylemekte olduğunu bildirmiştir.

Atalarımız: “Yalancının mumu yatsıya kadar yanar” derken önemli bir gerçeğe işaret etmişlerdir.

Yalan, sahibini utandırır, rezil eder.

Kişinin yalancı olduğu bir kere anlaşıldı mı, söylediği doğru sözlere de inanılmaz.

 

https://www.islamveihsan.com/yalan-ile-ilgili-ayet-ve-hadisler.html

*  https://islamansiklopedisi.org.tr/yalan

** https://kuranfihristi.net/ayetleri/yalan

                                               Derleme: 26.11.2020 / Gönen Çıbıkcı_____________________


 

 

25 Kasım 2020 Çarşamba

KADINA YÖNELİK ŞİDDET

 ___ KADINA YÖNELİK ŞİDDET ___

·        Şiddet, bir hareketin bir gücün derecesi, yeğinlik, sertlik; karşıt görüşte olanlara, inandırma veya uzlaştırma yerine kaba kuvvet kullanma; duygu ve davranışta aşırılık anlamlarına gelmektedir.

·        Şiddet göstermek ise, kaba, sert davranmaktır.

·        Şiddet davranışı, içine sadece fiziksel içerikli şiddeti değil, sözel ve psikolojik tacizi de içeren davranışlar ile birine bilerek rahatsızlık veya fiziki olarak zarar vermeyi de almaktadır.

·        Günümüzde etkisini arttırarak varlığını hissettiren şiddet birçok sosyal bilimcinin araştırma konusu olmuştur.

·        Dünyada şiddet hakkında çok çeşitli araştırmalar yapılmasına rağmen, şu ana kadar somut bir çözüm bulunamayan karmaşık bir problem olması nedeniyle araştırmacılar için yoğun bir ilgi odağıdır.

·        Uzmanlar şiddetin kaynağını farklı nedenler etrafında toplarlar.

·        Bazıları şiddeti içgüdüsel, bazıları ise şiddetin niteliğini toplumsal olarak kabul ederler.

·        Bu çalışmada, şiddetin nedenleri, ulaştığı sosyal boyut ve çocuklar gençler ve yetişkinler üzerindeki etkileri üzerinde durulmuştur.

·        Kadına yönelik şiddet yaygın bir toplumsal sorundur.

·        Şiddetin en yaygın görülen biçimi erkeğin kadına ve çocuğa karşı uyguladığı aile içi şiddettir.

·        Ülkemizde kadına yönelik şiddet üzerine yapılan araştırmalara baktığımızda, kadına yönelik şiddetin yaygınlığını, kadının şiddet karşısındaki çaresiz kalışını ve şiddete uğrayan kadının nasıl yardım alması gerektiği konularında bilgisizliğini görmekteyiz.

·        Şiddet ortaya çıkış şekli ve uygulanışı bakımından evrensel bir özellik taşımaktadır.

·        Toplum içinde yaşayan bireyler hukuk karşısında eşittir.

·        İnsanların bir arada yaşamasını sağlayan bir dizi kurallar vardır.

·        Bu kurallar hukuk kuralları, ahlak kuralları, din kuralları gibi sosyal normlar etrafında birleşir.

·        Bu kurallar olmasına rağmen insanlar arasındaki rekabet, çatışma ve çekişme ya da bireylerin psikolojik durumları şiddetin ortaya çıkmasına yol açmaktadır.

·        Şiddet geçmişten günümüze farklı düzeylerde ve şekillerde devam eden bir olgudur.

·        Şiddetten en çok etkilenen kişiler kadınlar ve çocuklar olmaktadır.

·        Günümüzde hem Türkiye’de hem de Dünya’da şiddet ve kadına yönelik şiddet en çok yaşanan sosyal sorunların başında gelmektedir.

·        İnsanlık tarihiyle birlikte ortaya çıkmış olan şiddet birçok bireysel ve toplumsal öğe ile birlikte karmaşık bir yapı ortaya koymaktadır.

·        Bu nedenle şiddet olgusunu tanımlamak ve ortaya çıkarmak da kolay olmamaktadır.

·        Şiddet zamana ve topluma göre değişen küresel düzeyde bir olgudur.

·        Şiddetin temelinde yatan saldırganlık dürtüsü toplumsallaşma süreci içinde öğrenilebilmektedir.

·        Kendini çok farklı biçimlerde gösterebilen şiddet olgusu; gerek bireysel gerekse toplumsal boyutta sık sık karşılaşabileceğimiz bir olgudur.

·        Şiddetin geçerli ve herkes tarafından kabul edilebilecek bir tanımının yapılması ve hangi davranışların şiddet olarak tanımlanacağı günümüzde son derece tartışmalı bir konudur.

·        Etimolojik yönden, şiddet sözcüğü Türkçe ’ye Arapça ‘dan geçmiştir. Şiddet; “sertlik, sert ve kaba davranış, kaba kuvvet kullanma” anlamındadır.

·        Psikologlar şiddete yol açan saldırganlığı insanın temel özellikleri arasında görmektedirler.

·        Freud’a göre insanın iki temel içgüdüsü vardır:

-         Biri cinsellik, diğeri saldırganlıktır.

·        İnsan tabiatındaki bu temel içgüdülerin kullanılma biçim ve niteliği insanın gördüğü eğitime bağlı olarak değişir

·        Şiddetin en normal hastalıksız biçimi oyunda ortaya çıkmaktadır.

·        Engellemelerin ortaya çıkardığı gerginlik de bir şiddet vesilesidir.

·        Herhangi bir istekleri veya gereksinmeleri engellendiği zaman hayvanlarda, çocuklarda ve ergenlerde saldırgan davranışlar görülür.

·        Bu açıdan bakıldığında şiddet, insandaki iki temel duygudan birinin kapsamına girer ki, bu duygulardan bir tanesi cinsellik, diğeri saldırganlıktır.

·        İnsan kendini sözlü olarak ifade edemiyorsa, o zaman ortaya şiddet çıkar.

·        Kadın, duygu ve düşüncelerini sözle ifade etmeye daha yatkındır.

·        Bir sorun yaşadığında hislerini kolayca anlatabilir.

·        Fakat erkeğin bu konudaki eğilimi, çok gelişkin değildir.

·        Böyle olunca da, erkek öfke birikimini şiddet şeklinde ifade etme yoluna başvurur.

·        Şiddet olgusunun en yoğun görülen biçimlerinden birisi “saldırgan” davranış biçimidir ve bu boyutuyla şiddet; bir nesne ya da kişiye doğru yönlendirilmiş, yönlendirilişi veya yönlendiriliş biçimi kişinin istemediği ve o kişiyi tahrik edici, yıpratıcı bir eylemi ifade etmektedir.

·        Bu bağlamda fiziksel olduğu kadar fiziksel olmayan kimi sözlü davranışlar da şiddet tanımının unsurları kapsamına girmektedir.

·        Şiddet ile bağlantılı olarak bu noktada saldırganlık, zorlayıcı ve tecavüzkar davranışların bir bütünü olarak tanımlanmaktadır.

·        Kişinin canını acıtmak, yaralamak, öldürmek, mala zarar vermek amacıyla güç kullanmak; yasaya aykırı fiziki güç kullanmak; yasaya aykırı bir hedefe varmak için şiddet kullanmak ya da şiddet kullanma tehdidinde bulunmak; genelde kabul gören yasa ve ahlak ilkelerine aykırı biçimde fiziksel yok etme, gereksiz yere kırma, yok etme eylemleri; toplumsal ilişkilerde kabul edilebilirlik sınırlarını aşan zorlama eylemidir.

·        Kadına yönelik şiddet, temel hakların ve özgürlüklerinin ihlali olup, kadınlar ve erkekler arasındaki eşit olmayan güç ilişkilerinin bir sonucu olarak ortaya çıkan önemli bir sorundur.

·        Toplumsal değer sisteminde aile bütünlüğünün güvenliği ve üstünlüğüne inanç açısından bu sorunun objektif olarak irdelenebilmesi güçleşmektedir.

·        Çünkü kadına yönelik aile içi şiddet özel alanda meydana geldiği için çoğu zaman gizli tutulmakta, bu nedenle boyutlarının tespiti son derece güç olmaktadır.

·        Gerçekte bütün şiddet olaylarında kadın ile erkek arasında erkek lehine bir güç dengesizliği söz konusudur.

·        Kadının aile ortamındaki eşitsizliğe dayanan konumu ve ev içindeki emeğinin değersizliği, ataerkil toplum yapısı içinde belirlenen güç ve iktidar ilişkileri çerçevesinde kendinden güçlü konumda olan kocasının onun üzerindeki gücünün bir göstergesi olarak sergilediği şiddete maruz kalmasına yol açmaktadır.

·        Kadına yönelik şiddet, kadının fiziksel, cinsel veya psikolojik zarar görmesiyle veya acı çekmesiyle sonuçlanan veya sonuçlanması muhtemel olan hareketlerdir.

·        Kadına yönelik şiddet, kadınların yaşama, sağlık ve beslenme, eğitim, gelişme, toplumsal ve ekonomik yaşama katılım gibi temel insan haklarını ve özgürlüklerini ihlal eden önemli bir toplumsal sorundur.

·        Kadını baskı altında tutmayı ve kadın üzerinde üstünlük kurmayı amaçlayan toplumsal cinsiyet temelli şiddet, erkek egemen toplumsal yapının etkisiyle oluşmakta ve toplum tarafından görülebilmektedir.

·        Kadınların eğitime, ücretli iş gücüne ve karar mekanizmalarına katılımı konusunda yaşadığı eşitsizlik, ekonomik ve toplumsal kaynaklara ulaşmalarını olumsuz yönde etkilemektedir.

·        Kadınları şiddete karşı savunmasız hale getiren toplumsal koşullar, kadını güçsüz erkeği ise güçlü ve iktidar sahibi olarak konumlandırır.

·        Erkeğin kadından üstün olarak görüldüğü toplumsal cinsiyet düzeninde şiddet, erkeğin kadın üzerindeki iktidarını sürdürmesini sağlayan şiddet, eşitsiz toplumsal cinsiyet ilişkilerinin devamı için kullanılabilmektedir.

·        Şiddet, herkese yönelir ancak özellikle kadınları ve kız çocuklarını etkiler.

·        Fiziksel, cinsel, psikolojik, ekonomik, sosyokültürel biçimlerde gerçekleşebilir.

·        Genel olarak şiddet uygulayanlar aile üyeleri, partnerler, topluluk üyeleri, kültür din devlet ya da devlet kurumları adına hareket edenlerin aldırmazlık ve göz ardı etmelerine bağlı olarak ortaya çıkabilir.

·        Kadına yönelik şiddet bağlamında, fiziksel şiddetin yanı sıra sözel, ekonomik ve cinsel şiddet eylemleri de göz önünde bulundurulmaktadır.

·        Şiddetin toplumsal bir olgudur ve aynı zamanda bütün toplumlarda görülen bir olgu olması bakımından da evrenseldir.

·        Şiddet olgusu tek bir nedene bağlı olarak açıklanamayan çok karmaşık bir olgudur.

·        Bu yüzden de farklı bilim alanlarının konusudur.

·        Ancak toplumun aldığı hal; sosyal ve kültürel yozlaşma ortamı, beraberinde kişilerde genellikle öfke, suçluluk ve savunma tepkileri geliştirmektedir.

·        Uzamış ve süreğenleşmiş stresli hayata bağlı olarak ise reaktif depresyon, ilgisizlik, sosyal çekilme, azalmış üretkenlik gibi belirtiler ortaya çıkmaktadır.

·        Toplumsal hayatın en önemli sorunu şiddettir.

·        Şiddete ait haberler artık kanıksanmış, eğer çok vahşi veya değişik değilse medyada kendine yer bile bulamaz hale gelmiştir.

·        Çünkü şiddete karşı duyarsızlaşmış olan toplum, bu tür haberlere ilgi göstermemektedir.

·        Şiddet eğer yakınlarımıza karşı değilse, yanı başımızda olsa bile bizi çokta etkilememektedir.

·        Kadın çoğu zaman baskı altında kalmakta tacize, tecavüze, şiddete, ayrımcılığa maruz kalabilmektedir.

·        Geçmişte kadını sadece bir doğurganlık aracı olarak gören düşünce yapısı bugün de hâkimiyetini devam ettirmektedir.

·        Kadının çocuk büyütmesi onu kamusal alandan dışlamıştır.

·        İş hayatına katılamayan kadın saygınlığını da zamanla yitirmiştir.

·        Bu bağlamda, devlet, yerel yönetimler ve iş çevreleri elbirliği ile ülkemizdeki istihdam sorununu çözmek gerekir.

·        Çünkü insanın yaşadığı birçok problemin kaynağı işsizlik ya da ekonomik yetersizliklerdir.

·        Bu durum bireylerde stres, kaygı durumlarının yaşanmasına bununla birlikte bireylerin saldırgan davranışlar ortaya koymasına yol açmaktadır.

·        Cinsiyet ayrımcılığını ortadan kaldıracak şekilde bireyler kendi yetenekleri ve ilgili duydukları alanlarda yetiştirilmelidir.

·        Kadınları ve erkekleri at başı yarıştırmak ve ezmek yerine, onların cinsiyet özelliklerine uygun rolleri gerçekleştirmelerine imkân tanımak ve hayatın yükünü paylaştırmak, kanaatimizce daha doğru olacaktır.

·        Bu durum cinsler arasında nispi bir eşitliği sağlayacağı gibi, dünyayı değiştirmek ve dönüştürmek için de insanlara önemli bir güç kazandıracaktır.

·        Kadına yönelik şiddetin önlenebilmesi ya da en aza indirgenebilmesi için aşağıdaki öneriler önem arz etmektedir:

- Kadına yönelik şiddet bir toplumsal yapı problemidir.

Bu problemin engellenmesi ya da çözüme kavuşabilmesi için toplumsal kurumlar iş birliği içerisinde çalışmalıdır.

- “Kadın erkek eşitliği” sağlanmadan kadına yönelik şiddetle mücadelede başarılı olunamaz.

- Kadına yönelik şiddet toplumda yaşayan bütün insanların sorunudur.

- Kadının eğitim, ekonomi ve siyasal katılım alanlarında güçlendirilmesi gerektiğine ve bu alanlarda yaşadığı ayrımcılığın ortadan kaldırılmasının kadına yönelik şiddetin önlenmesinde çok önemli bir rolü bulunmaktadır.

- Kadının çalışma hayatına katılması ve ekonomik anlamda bir gelirinin olması şiddetle mücadelede önemli bir unsurdur.

- Türkiye’de halen hizmet veren sığınma evi ve kadın danışma merkezleri sayısının ve niteliğinin yetersiz olduğuna ve bu sayının acilen artırılması gerekmektedir.

- Şiddet konusunda farkındalık yaratabilmek adına eğitim programları düzenlenmeli, görsel ve yazılı medyada kadına yönelik şiddetle ilgili programlara yer verilmelidir.

- Toplumsal cinsiyet rolleri aktarılırken kadını özel alana dâhil edecek geleneksel rollere yönelik söylemlerden kaçınılmalıdır.

- Yerel yönetimler tarafından kadınlara istihdam olanaklarının yaratılmasına,

- Ders kitaplarında kadına yönelik şiddet ve toplumsal cinsiyet ayrımcılığı konusunda bilgilerin verilmelidir ve toplumsal cinsiyet rollerini ve kadına yönelik şiddeti pekiştiren unsurların kitaplardan çıkarılmalıdır.

- Cinsiyet ayrımcılığını engellemeye yönelik gerekli yasal düzenlemeler yapılmalı ayrımcılığı caydırıcı bir takım tedbirler alınmalıdır.

               Derleme 25.11.2020  Gönen Çıbıkcı

_________________________________________________________________

KAYNAK:

https:// dergipark.org.tr/ en/download/ article-file/ 184934

Yrd. Doç. Dr. İbrahim Akkaş

Erzincan Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Sosyal Hizmet Bölümü

Doç. Dr. Zeki Uyanık

Erzincan Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Kamu Yönetimi Bölümü


 

TÜRKİYE HAYALİ

Hedefteki üniter, laik Cumhuriyet: .   ABD'NİN YENİ TÜRKİYE HAYALİ   . .    Samuel Huntington, “ Medeniyetler Çatışması ” adlı kitab...