20 Haziran 2022 Pazartesi

ŞEYHLİĞİN FELSEFİ BOYUTU

 . ŞEYHLİĞİN FELSEFİ BOYUTU

“Fısıldanan sözlerdir fırtınayı getiren; güvercin ayaklarıyla gelen düşünceler yönetir dünyayı.” Nietzsche

Felsefe; evrende var olan bütün olgu, obje ve olayın akıl ve mantık boyutunu irdeler.

Kişilerle değil, fikirlerle meşgul olur.

Bu nedenle öznel değil, nesneldir.

Olgunun ruhunun röntgenini çekerek gerçekliğini tespit eder.

Felsefe irdeleme işlemini yaparken kendi ürettiği akıl, algı ve düşünme aygıtlarını kullanır. Dolayısıyla bu yazımızda, insanın ürettiği akıl, algı ve düşünme kavramlarının teknik bilimsel bilgileriyle şeyhliğin felsefi analizi yapılacaktır.

Şeyhlik, sadece dinsel bir kavram değildir.

Onun özelliklerini taşıyan din dışı ya da laik kişi de şeyhtir.

- AKIL

Akıl, düşünme işlemini yapan aygıttır.

İnsan; biri “biyolojik” yani hayvani, diğeri “lojik” yani insani olmak üzere iki yapıdan oluşur. Dolayısıyla, biri “beyin” adı verilen hayvani, diğeri “logos” adı verilen insani olmak üzere iki akıl vardır.

Hayvani akıl, insanın doğal bedeninde doğuştan, a priori / verilidir, yerleşiktir.

Herkeste hemen hemen eşit olarak vardır.

Bu doğal akıl, tanrı vergisi olabilir.

Bu akıl, insanın biyolojik bedeninin ihtiyaçlarını yönetir.

Kişisel çıkar üzerine içgüdü ve dürtüler üzerinden doğal duygularla otomatik çalışır.

LOGOS, beşeri akıl demektir.

Lojik akıl, insanın biyolojik bedeninde doğuştan bulunmaz, a posteriori / kazanımlıdır.

Çünkü o biyolojik değil, beşeridir.

O, Tanrı vergisi değil, insanın ürünüdür.

Biyolojik akıl, bu aklı yabancı görür.

Bu nedenle lojik akıl egemen kılınmadığında, insan bedeni biyolojik akıl ile çalışır ve bu durumda hayvani davranışlar doğar.

İnsanlık, lojik aklı beş milyon yıl önce icat etmiş, insana monte etmiş ve günümüze kadar düşünme işlemiyle fikir ve bilgi üreterek geliştirmiştir.

İnsanın insani yapısını yönetir ve fikirlerle çalışır.

Lojik akıl, insanın ürettiği fikir ve bilgiden oluşur.

Dolayısıyla bu akla herkes sahip olabilir.

Lojik akla sahip olmanın tek gereği, beşeri akılla düşünme işlemi yaparak fikir ve bilgi üretmektir.

İnsanlar arasında eşitsizlik bu akılla doğmaktadır.

İcatları yapan da insan kafası, bizimki de insan kafası.

Peki neden icatları başka kafalar yapabiliyor da biz yapamıyoruz.

Neden bizim dinsel de laik kafalar da icat yapamıyor?

Çünkü ikisi de şeyhlik kafasına sahiptirler.

Şeyh kafası, icat yapamayan kafadır.

- Sistemsiz ve Sistemli Akıl

Beşeri akıl, sistemlilik açısından sistemsiz ve sistemli olmak üzere iki çeşittir.

İnsanlık, Sistemsiz aklın kuralı, ilkesi, düşünme sistemi ve metodu yoktur. Sistemsiz akıl, hayali mitos üretir.

Şeyhlik, sistemsiz aklı kullanır.

Sistemli akıl, kuralları ve ilkeleri olan akıldır. İnsanlık, sistemli akla günümüzden iki bin beş yüz yıl önce felsefe ile ulaşmış ama çağımızda egemenliğini kurmuştur. Bundan sonra insan hayatı, sistemli akılla üretilen ürünlerle sürüyor.

- Sınırlı ve Sınırsız Akıl

Akıl, kullanılması bakımından sınırlı (mukayyet) ve sınırsız (mutlak) olmak üzere iki çeşittir.

Felsefe sınırsız aklı, dinler sınırlı aklı kullanırlar.

Şeyhlik sistemi aklı, sınırlı kullanma sistemidir.

Aklı sınırlı kullanmak gelişmenin önündeki en büyük engeldir.

- Aklın Çapı

Akıl, çapı bakımından çeşitlere ayrılır.

Bu çap, devirler süresince, düşünme işlemi yapmaya orantılı olarak genişlemiştir.

Bu nedenle bir sonraki çağın aklının çapı, öncekilerine göre daha geniştir.

Kişilerin aklı da, düşünme işlemi yapmalarıyla orantılı farklılık arz eder.

Bu nedenle bin yıl önceki akıl çapıyla günümüzün ürünleri algılanamaz.

Dolayısıyla bin yıl önceki İslam alimlerinin akıl çapıyla günümüz sorunlarını çözmek imkansızdır.

Aklın çapı geliştikçe, mevcudun ilerisinde icatlar yapmak olanaklaşır.

Mevcut aklın çapı genişlemedikçe mevcudun ilerisinde icat yapmak imkansızdır.

Aklın çapının genişlemesinin bir başka önemi şudur.

Daha önce rasyonel hatta ahlaki görülen şeyler, irrasyonel ve gayri ahlaki görülür.

Mesela çağımız öncesi akıl çapı, insan bedenine uygulanan fiziksel cezaları rasyonel ve ahlaki görürken, çağımızınki onları irrasyonel ve gayri ahlaki ve suç görmekte ve onları yasaklamaktadır. 

Dolayısıyla çağımızdan önceki hukuki cezalar, bunlara kutsal kitaplardaki cezalar da dahildir, günümüzde irrasyonel ve gayri ahlaki görülmekte ve bu nedenle bu cezalar, günümüz hukuku nazarında suç sayılmaktadırlar.

Aynı şekilde, kadın erkek eşitsizliği çağımız öncesinde rasyonel görülürken, çağımızda irrasyonel görülmekte ve suç yapılmaktadır.

Yine çağımız öncesi akıl çapı, monarşiyi ve şeyhliği rasyonel görürken günümüzünki irrasyonel görmektedir.

Demokrasi ve eşitlik, çağımız öncesinin akıl çapını üretme kapasitesinde değildi.

Akıl çapı bakımından da, şeyhlikle demokrasi bir arada gitmez.

- ALGILAMA

İnsanda, biri “pathos”la, diğeri “logos”la olmak üzere iki türlü algılama vardır.

- Pathosla Algılamak / Hedonizm

Pathosla algılamak, doğal duygularla animal algılamadır.

Bu, insanın hayvani doğasıdır.

Pathosla algılayan insan, insani olan şeyi doğal duygu kalıplarına dökerek algılar.

Varlığı fikirle değil, duygusal işaret ve simgelerle somut algılar.

Bununla algılayanlar anlamazlar, ağlarlar.  

Pathosla hareket etmek, hedonizmdir.

Hedonizm, hazcılıktır.

Duygu düşkünü kişi hedonist olur.

Zevklerini ve nefretlerini konuşturur.

Kindar olmanın kaynağı bu hedonistliktir.

Şeyhlik; varlığı, logosla değil, pathosla algılamaktır.

- DUYGU ÇEŞİTLERİ

İnsanda biri doğal (emotion), diğeri insani (sensation) olmak üzere iki çeşit duygu vardır.

Doğal duygu beladır ve insan olmaya en büyük engeldir, çünkü hayvani kimyasal hormonlarla üretilir.

İnsani duygu güzeldir, çünkü insani düşünlerle üretilir.

Bu nedenle doğal aşk tehlikelidir çünkü hormonaldir, ama insani aşk güzeldir, çünkü romantiktir.

- Logosla Algılamak / Zeoletizm / Zahmetçilik

Logosla algılamak, beşeri akılla kavramsal düşünerek hümünal algılamaktır.

Bu algılama, zor bir iş olduğundan felsefi anlamı zeoletizm, zahmetçilik demektir.

Logosla algılayan kişi olgu, obje ve olayı, doğal değil hümünal gerçekliğiyle algılar.

Logos, düşünlere hitap eder.

Düşünlere hitap etmek, aklı inandırıcı rasyonel fikirlerle ikna etmekle olur.

Düşünlere hitap zordur ama etkisi uzun sürelidir.

- AGNOSTİKLİK

Agnostiklik; bilimsel bilmemezliktir.

Tanrı, henüz bilimsel bilgi ile bilinmemektedir.

Bu nedenle; tanrıya inanan da inanmayan da bilim açısından agnostiktir.

Soyut Tanrı’nın varlığı ve yokluğu konusu bilimsel bir konu değildir.

Logosla idesel kurgulanan bir konudur.

Tanrı, soyut bir kavram olduğu için ancak zor bir işlem gerektiren logos ile yapılan sistemli düşünme ile üretilen idelerle algılanabilir, pathosla değil, Logosla algılamasını becermeyen ve

Onu pathosla algılayan insan, Tanrı’yı hiçbir zaman hakkıyla algılayamayacaktır.

“Tanrıya inanan da inanmayan da agnostiktir. Çünkü ikisi de Tanrı’yı bilmemek üzerine kuruludur.”

- DÜŞÜNME

- Sistemsiz ve Sistemli Düşünme

- Sofistik Düşünme

Sistemsiz düşünme, sofistik düşünmedir.

Hiçbir mantık kuralı ve ilkesine tabi olmadan hayal ile yapılan atmasyon, tutmasyon, spekülasyon, mitos ve mistik düşünmedir.

Bu nedenle mantıksız düşünmedir.

Biyolojik zevk ve nefretlerden oluşan duygusal fantezileri düşünür.

Nitekim bu düşünme hiçbir teknolojik icat yapamamıştır.

Şeyhlik, sistemsiz sofistik mantıksız düşünmeyi kullanır.

Bu düşünme, gelişmenin önündeki en büyük ve tek engeldir, çünkü insanların düşünmelerini önler, Kuran’ın dahi anlamını anlamadan duyguları etkileyecek şekilde Arapçasının müzikle okunmasını dikte eder.

Düşünme işlemi yapmadan geçirilen her dakika, insanın zihnini büzüştürür, düşünme yetisini tüketir ve değişip gelişmesini önler.

Fransız filozof Ernest Renan (1823-1892), “Değişememenin tek yolu, düşünmemektir,” demiştir.

Gelişmek isteyenler, mutlaka zor işlem olan bu sistemli düşünmeyi yapmak zorundadırlar.

Sistemli düşünme yapmayan herkes, dinsiz de olsa şeyhtir.

- Sistemli Düşünme

İnsanlık, Milattan önceki son bin yılda geçtiği felsefi düşünmeye kadarki beş milyon yıllık sürede sistemsiz düşünme yaparak mitos üretmiştir.

Felsefi düşünmeye geçince Mantık disiplinini kurarak sistemli düşünme yapmaya başlamıştır. Mantık, doğru düşünmenin ilkelerini ve kurallarını ortaya koyar.

Mantığın belirlediği sistemli akılla düşünmenin ilkeleri kısaca şunlardır:

- Düşünme ile üretilen fikrin; gerçekle ilintisi, geçerli ve tutarlı olması, çelişkili ve aynı anda hem doğru hem yanlış olmamasıdır.

Sistemli düşünme, daha önce din adı altında insanları mitoslarla kandırıp sömürenlerin saltanatına son vermiştir.

Bu nedenle şeyhlik kafası, sistemli düşünme olan felsefeye ve filozoflara düşmandır.

- Güdümlü ve Güdümsüz Düşünme

Şeyhlik, dinler ve kutsal kitaplar gibi, güdümlü, sınırlı ve şartlı düşünmeyi kullanır.

İleri sürdükleri önermelerinin kabul edilmesi şartıyla ve sınırıyla güdümlenen düşünmeye izin verirler.

Onları çürütecek düşünmeye izin vermezler.

Bu düşünme ile gelişme olmaz.

- TARTIŞMA

Güdümleyiciler, fikirlerini tartıştırmazlar.

Çünkü sahip oldukları fikirlerin güçlü olmadığına dair bilinçaltı bilincine sahiptirler.

Fikirlerinin çürütülmesi durumunda kendilerinin yok olacakları fobileri vardır.

Ayrıca fikirlerinin, çürük olduklarının insanlar tarafından bilineceğinden de korkarlar.

Velhasıl tartıştırmayan kişi, korkak kişidir.

- Tartışma ve Psikoz

Şeyhlik sistemi, kendi dogmasını, tartıştırmaz.

Çünkü onu o makama o dogma getirmiştir.

Dogmasını tartışmayı, şeyhin kendisini tartışmak olarak görür.

Bütün tartışmaları kendisine tehdit olarak algılar.

“Tek gerçek dindir” diyerek, kendi dini dogmasını da, tartıştırmaz.

Ama o, kendisinin dışındaki din anlayışlarını tartışma reddetme özgürlüğüne sahiptir.

Aslında diğer din anlayışlarının gerçek din olup olmadıklarını ve Allah katındaki durumlarını dert etmez.

Çünkü onun derdi, gerçek din değil, kendisidir.

Şu bir gerçektir ki; tartışmadan alınan fikir, insan hafızasında yerleşir, zihninde yerleşmez.

İnsan zihni, tartışma yapmadığı fikri algılayamaz, onunla oluşamaz ve onu zihniyet haline getiremez.

Türkiye, bin yıl önce İslam’a girdi ama ona tartışmaksızın, sultanın talimatıyla girdi.

O zaman ve bin yıl boyunca onu hiç tartışmadığından, bin yılda bile hala İslam’ı anlayamamış, öğrenememiş, onunla oluşmamış, doğru dürüst Müslüman olamamış ve onu kendi zihniyeti yapamamıştır.

Aynı durum laiklik için de geçerlidir.

Bir asır önce laikliği tartışmadan aldığından ve onu hiç tartıştırmadığından bir asır sonra da hala laikliği ne anlamıştır ne de onunla oluşmuştur.

-   SONUÇ

Bir insanlar, bir de insanlık vardır.

İnsanlık, insanlar tarafından üretilir ama insanlardan çok farklı bir şeydir.

Çağımızın akıl çapı ve düşünme düzeyi, insanlarla yapılmış ama insanların değil, insanlığın ürünleridirler.

Bu nedenle insanlığın ürettiği çizgiye bütün insanlar hemen geçememektedirler.

İnsanlık çizgisi, ilk insanlıktan beri oluşturulmaktadır.

Her kesiti, dünyanın başka bölgelerinde başka insanlar tarafından oluşturulmuştur.

Bugünkü kesiti de Batı’daki insanlar tarafından oluşturulmaktadır.

Ama bu kesit, Batı’nın ürünü değildir.

Bunun en önemli nedeni, bir ürün bir milletin olabilmesi için, onun o millet tarafından üretilmesi gerekir.

Genellikle kültürler böyledir.

Halbuki bu kesit, hasbelkader orada yaşayan düşünürlerin ürünleridirler.

Batı toplumu, kültürüne ve düşünsel yapısına aykırı ve yabancı gördüğü için bu düşünürleri asırlarca öldürmüştür.

Fakat düşünürler pes etmeyip insanlık için ısrarla fikir üretmeye devam etmişlerdir.

Tek güçleri kafaları idi.

Sonunda fikirleri egemen kılmışlar ve Batı toplumu bu yeni zihniyete ayak uydurmaya başlamıştır.

Müslümanlar, çağımızın akıl çapı ve düşünme biçimine ayak uydurmak zorundadırlar.

Bu ayak uydurmak, onlar için ontolojik meseledir.

Aksi takdirde varlıklarını sürdürmeleri imkansızdır.

Batı’daki düşünürler, kendi toplumlarını yararlandırdıkları fikirlerini Müslümanlardan saklamıyorlar, çağdaşlaşmaları için bu fikirlerini onlara açıyorlar.

Ama Müslümanlar, dinlerini gerekçe göstererek bu değişime karşı direnmektedirler.

Direnmenin nedeni, bu düşünme işlemini yapmanın zor olmasından İslam adı altında geçmişin kolaylığında yaşamak istemelerindendir.

Başta Müslümanların kafa katmanını işgal eden akademiya kesimi, bu düşünsel işlemi yapmak zorundadırlar.

Fakat onlar, bu yükümlülüklerini, çok zor gördüklerinden ve çıkarlarını kaybetmemek için önce kendileri, Batı ürünü diyerek düşünmeye düşman kesiliyor ve toplumlarını anti-Batıcılık söylemi ile ona düşman olmaya tahrik ederek örtbas etmeye çalışıyorlar.

Sonuçta Müslümanların geride kalmalarına ve leblebi gibi ölmelerine neden oluyorlar.

Ama bu anti-Batıcı İslam işportacılarına hiçbir şey olmuyor.

Onlar, yalınayak ya da lastik botlarla ölüme göç etmiyorlar.

Ülkelerinde kalıp, sömürdükleri bu kurbanlardan edindikleri servetle kral hayatlarını yaşamaya devam ediyorlar.

Geçmişteki ataların büyük iş yapmalarıyla övünmek, bugün büyük işler yapamamanın telafisi çabasıdır.

Atalarımız, kendi devirlerinde büyüklük sağlayan eylemleri başarıyla yapmışlardır.

Ama çağımızın büyük sayılan eylemlerine gelince çökmüşlerdir.

Bugünün nesli, atalarıyla övünerek tatmin aramak yerine, bugün büyük sayılan eylemleri yapmak zorundadır.

Geçmişin büyüklüğüyle bugün büyük olunamıyor.

* “Dünün güneşi ile bugünün çamaşırı kurumaz.”

İnsan, "varlığı", sahip olduğu algı kalıplarına dökerek algılar.

En gelişmiş fikirleri, sahip olduğu eski algı kalıplarına indirgeyerek algılayacaktır.

Bu durumda, yeni fikirler, eski biçimlerle uygulanacaktır.

Bu nedenle insanın gelişmiş fikirleri algılamasını sağlamak için onun öncelikle algı kalıplarının çağdaş düzeye getirilmesi gerekir.

Çağımızın aklına, düşünmesine geçemeyenler, varlıklarını sürdüremeyecek ve ayıklanıp gideceklerdir.

Çağımızda ve bundan sonra fikir ve bilgi üretmeksizin hiçbir davaya ve topluma hizmet edilemez. Bunun dışındaki bütün iddialar, ancak kendi toplumunu ve ülkesini sömürmeye yarayacaktır.

Çağımız insanlık piyasasında değeri olan ve büyük olunan ürün, sadece kafa ile üretilen bilimsel bilgi ve felsefi fikirdir.

Bunların oluşturduğu ürüne “külliyat” denir.

Bunların uygulamaya dökülmesine “külliye” denir.

Türkiye, insanlık çizgisinin günümüz kesitinin dünya entelektüel piyasasında değer bulan külliyat üretemiyor, onun yerine külliye üretiyor.

Külliye üretmek, külliyat üretenlerin ürünlerinin uygulamasını yapmaktır, onlara hizmet etmektir.

Külliyat, kişinin kendi kafası ile, külliye ise başkalarının kafası, eli, kolu, bedeni ve parası ile üretilir.

Külliye değil, külliyat üretenler, insanlığın tarihine geçerler.

Külliyat üretememe, lüzumsuz külliyeler üretmekle telafi edilemez.

* “Külliyat üretemeyen, külliye üretir.”

Çağımız, beşeri akıl ve düşünme üzerinde dönmesine rağmen, "akıl nedir, nasıl çalışır, düşünme nedir, nasıl yapılır" konularında bir tane Türkçe kitap yoktur.

Bunlar, eğitim sistemimizin hiçbir kademesinde topluma öğretilmez.

Çünkü toplumu istenildiği şekilde gütmek ve sömürmek ancak toplumun düşünmemesi ile mümkündür.

Türkiye’de toplumun düşünmesini istememek konusunda dinci ve laik kesim müttefiktir.

Çünkü bu ülkede toplumsal kolektif bilinç, düşünmeme temeli üzerine kuruludur.

Türkiye’de dinci ve laikçi kesim, motorları aynı, kaportaları farklıdır.

* “Çağdaşlık kaportada değil, motordadır.”

Fakat bu konularda İngilizce yazılmış binlerce kitap mevcuttur.

İşte bu kitapların ve bunları üreten binlerce düşünürün bulunduğu toplumlarda şeyhlik olmamakta ve onları şeyhlik sistemiyle istenildiği gibi gütmek ve sömürmek mümkün olamamaktadır.

Türk toplumu bu doğrulardan uzak tutulmaya çalışılmaktadır.

Doğru fikir ve bilgi, yok sayılarak yok edilemez.

Çünkü doğru fikir gerçektir.

Gerçekler yok sayılarak yok edilemezler.

* “Gerçekler, geç ve güç ama güçlü ve kalıcı ortaya çıkarlar.”

Bu yazının, Cumhuriyetimizin kuruluşunun 94. yılının kutlandığı günlerde yazıldığından dolayı Atatürk’ün hakkını teslim etmek gerekir.

Atatürk, ülkemizin tek çıkış yolu olan, insanlığın çağımızda ulaştığı akılcı ve bilimsel düşünme ile ülkemizi bir asır önce tanıştırdı.

Bundan sonra var olabilmeyi sürdürmenin ancak bu düşünmeyi yapmakla mümkün olabileceğine kesin kanaat getirmiş, uygulanması gerektiğine karar vermiş ve Türkiye’de kararlılıkla uygulamaya koymuştur.

“Ruhu şâd olsun!”

3 Kasım 2017

ALINTI:

Prof. Dr. Niyazi Kahveci

https://www.ulusaldemokrasienstitusu.org/seyhligin-felsefi-boyutu/


4 Haziran 2022 Cumartesi

OTİZM NEDİR?

 OTİZM NEDİR?                       

Otizm belirtileri nelerdir?

Otizm genellikle ilk 3 yaşta başlayan ve hayat boyu devam eden, kişinin etrafıyla sözel ve sözel olmayan şekilde uygun ilişki kuramaması şeklinde ifade edebileceğimiz gelişimsel bir bozukluktur.

Günümüzde basit testler ile tanısı erken konulabilmektedir.

Erken tanı ve uygun rehabilitasyon programı bu vakaların hayata kazandırılmasında büyük rol oynamaktadır.

Otizmin nedeni tam olarak bilinmemektedir.

Genetik olduğu düşünülmektedir.

Erkeklerde kızlara oranla daha sık görülür.

Otizmlilerin %70'inde zeka geriliği vardır. %'10 unda ise üstün zeka görülebilir.

Otizm ile birlikte dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu, duygu durum bozuklukları ve epilepsi görülebilir. 

Otizm belirtileri nelerdir? 

Bir çocuğa otizm tanısı konulabilmesi için aşağıda sayılan belirtilerden en az 6 tanesini taşıyor olması gereklidir.

Sosyal etkileşimde yetersizlik ( göz teması kuramama, yaşıtlarıyla ilgilenmeme ve oyun oynamama, normal mimik ve duygusal ifadeleri göstermeme, etkileşim başlatma ve sürdürmede zorluk)

İletişim bozukluğu (konuşamama, aynı kelimenin sürekli tekrarı (ekolali), konuşan çocuklarla iletişim kurmaya çalışmama)

Hayali veya sembolik oyunlar oynamama (hayali oyunlar kurmama, tekrarlayan basit aktiviteler, sürekli aynı rutin hareketleri tekrar etmek, bir nesnenin bir parçasına aşırı takıntılı olmak, duygusal olarak uyarılamama veya aşırı tepki)

OTİZMLİ ÇOCUKLAR AŞAĞIDA SIRALADIĞIMIZ BELİRTİLERİN ÇOĞUNU GÖSTERİRLER.

§  Göz teması ya yoktur ya da kısıtlıdır.

§  Adı ile seslenince tepki vermezler

§  Aşırı hareketli veya hareketsiz olabilirler.

§  Çevreleri ile ilgilenmezler

§  Sarılma ve öpme gibi fiziksel temastan hoşlanmazlar.

§  Konuşmada gecikme vardır.

§  İnsanlarla iletişim yerine cansız varlıklarla ilgilenirler.

§  Topluluk içinde yaşıtları ile diyalog kurmazlar, oyunlara katılmazlar, kendilerini izole ederler.

§  Konuşmayı öğrenseler bile hep aynı kelimeyi tekrar ederler.

§  Konuşmayı iletişim aracı olarak kullanmazlar

§  Uygun olmayan cümleler kurar kalıp gibi konuşurlar.

§  Konuşma şekilleri ve ses tonları tekdüzedir.

§  İlgisiz şekilde her şeye gülebilir ve kıkırdayabilirler.

§  Bir cismin bir parçasına takıntı yapabilirler. ( örneğin sürekli arabanın tekerleği ile oynamak)

§  Bazı objelere aşırı bağlanabilirler.

§  Düzen takıntıları vardır.

§  Rutinleri bozulduğunda hırçınlaşabilirler.

§  Tekrarlayan bir hareketi örneğin el çırpma, zıplama, kendi etrafında dönme, sürekli öne arkaya sallanma, kanat çırpma gibi yaparlar.

§  Normal çocuklar gibi hayal kurarak oyun oynamazlar, arabaları dizer sürekli tekerini çevirirler.

§  Sürekli aynı oyunları oynarlar.

§  Bazıları çok inatçı ve hırçın olabilir. 

§  Sosyal ortama girdiklerinde aşırı korkup tepki verebilirler.

§  Sıklıkla yemek yeme bozukluğu gösterirler.

§  Kendilerine ve etrafındaki eşyalara zarar verebilirler.

§  Tehlikeye karşı duyarsızdırlar.

§  Acıya karşı duyarsızdırlar.

§  Yapılan espriyi veya imayı anlamazlar.

§  Normal öğrenme metotlarına duyarsızdırlar

OTİZM TEDAVİSİ NASIL OLUR? 

Otizm tedavisinde erken teşhis ve tedavi büyük önem taşır.

Tedavinin amacı otizmli bireyin sosyal ve bireysel yeteneklerini geliştirmektir.

Bu amaçla davranışsal eğitim ve özel terapiler uygulanır.

Uygulanacak tedavinin aileye uygun olması da önemlidir.

Konuşma terapisi, motor yetenekleri artırmaya yönelik terapiler, sosyal iletişim becerisini kazandırmaya yönelik terapiler uygulanan tedaviler arasındadır. 

İlaçlar, depresyon, dikkat eksikliği-hiperaktivite, obsesif kompulsif bozukluk gibi otizme eşlik eden durumlarda kullanılabilir. 

Otizm tedavisinde ebeveyn eğitimi de son derece önemlidir. Otizm konusunda ailelere destek veren yasal sivil toplum kuruluşları vardır. 

YETİŞKİNLİKTE OTİZM

Erken tanı konmuş ve yeterli tedavi edilmiş bazı yetişkin otizmliler çalışabilir ve kendi kendilerine yaşayabilirler. Zeka geriliği olanlar ve konuşamayanlar sürekli yardıma ihtiyaç duyarlar.

Bunun yanı sıra üstün zekalı otizmliler, birçok alanda (resim yapma, müzik aleti çalma gibi) başarılı olabilir. Ancak sosyal becerileri her zaman sınırlıdır. 

Çocuğunuzun davranışlarının diğer çocuklardan farklı olduğunu düşünüyorsanız, yukarıda saydığımız belirtilerden bazıları çocuğunuzda varsa hiç vakit kaybetmeden bir çocuk psikiyatristi ile görüşmelisiniz. Unutmayın otizmde erken tanı ve tedavi çok önemlidir.

https://www.medicalpark.com.tr/otizm-nedir-belirti-ve-tedavi-yontemleri-nelerdir/hg-1743

OTİZM SPEKTRUM BOZUKLUĞU NEDİR

 OTİZM SPEKTRUM BOZUKLUĞU NEDİR?

Otizm spektrum bozukluğu, doğuştan gelen ya da yaşamın ilk yıllarında ortaya çıkan karmaşık bir nöro-gelişimsel farklılıktır.

Otizmin, beynin yapısını ya da işleyişini etkileyen bazı sinir sistemi sorunlarından kaynaklandığı düşünülmektedir.

Bu metinde otizm spektrum bozukluğu için kullanım kolaylığı nedeniyle zaman zaman otizm terimi kullanılmıştır.

OTİZM SPEKTRUM BOZUKLUĞUNUN NEDENİ NEDİR?

Bugün, otizm spektrum bozukluğuna neyin neden olduğu bilinmemekle birlikte genetik temelli olduğuna ilişkin bulgular vardır.

Ancak hangi gen ya da genlerin sorumlu olduğu henüz bilinmemektedir.

Çevresel faktörlerin de otizme yol açabildiğine ilişkin görüşler vardır.

Hem genetik temellerin hem de çevresel faktörlerin etkileri üzerine çok sayıda araştırma yapılmaktadır.

Otizmin çocuk yetiştirme özellikleriyle ya da ailenin ekonomik koşullarıyla hiçbir ilişkisi yoktur; bu nedenle otizm spektrum bozukluğunu her çeşit toplumda, farklı coğrafyalarda, ırkta ve ailede rastlanmaktadır.

ERKEN TEŞHİSİN ÖNEMİ

Erken tanı ve doğru bir eğitim yöntemi ile yoğun olarak eğitim alan çocukların yaklaşık yüzde ellisinde otizmin belirtileri kontrol altına alınabilmekte, gelişim sağlanabilmekte, büyük ilerleme kaydedilmekte ve hatta bazı otizmli çocukların ergenlik yaşına geldiklerinde diğer arkadaşlarından farkı kalmayabilmektedir.

Tanılama Süreçleri

OTİZMİN TANISI NASIL VE KİMLER TARAFINDAN KONUR?

Tanı koyabilecek kişiler, yalnızca konunun uzmanı olan doktorlardır.

Otizmli çocukların dış görünümleri diğer çocuklardan farklı değildir; ancak, davranışları farklıdır.

Tanı, uzmanlar tarafından çocuğun gözlenmesi, gelişim testleri yapılması ve anne-babalara çocuğun gelişimi hakkında sorular sorulmasıyla konur.

Otizmin tanısı 12 aylıktan itibaren konabilir.

Erken yaşta tanı konması, bir an önce eğitimin başlaması açısından önemlidir.

Ülkemizde otizm tanısı koyabilecek uzmanlar çocuk ruh hastalıkları uzmanları ve çocuk nörologlarıdır.

1. Çocuk ruh hastalıkları uzmanı: 

Çocuk ruh hastalıkları uzmanı, çocuk ruh sağlığını değerlendiren, tanılayan ve tedavi eden doktordur. Çocuğunuzu gözler, sizinle görüşme yapar, tanı ölçütlerine göre çocuğunuzu değerlendirir, tıbbi muayenesini yapar ve tanısını koyar. Gerekirse tıbbi tetkik ve ilaç tedavisi önerir. İlaç, eğitime destek ve istenmeyen hareketleri kontrol altına almak amacıyla verilir. Otizmin ilaçla tedavisi henüz mümkün değildir.

Değişiklikleri takip edebilmesi, gerekli düzenlemeleri yapabilmesi için düzenli aralıklarla (yılda bir ya da iki kez) çocuğunuzu çocuk ruh hastalıkları uzmanına götürmelisiniz.

2. Çocuk nörologu: 

Çocuk nörologu çocuklardaki beyin ve sinir sistemi sorunlarının uzmanıdır.

Çocuk nörologu da otizme ilişkin değerlendirme yapabilir.

Ayrıca, çocuğunuzda otizmle ilişkili olabilecek bazı hastalıkların (sara nöbetleri gibi) olduğu ya da otizm dışında başka sorunların varlığı düşünülürse, çocuk nörologu tarafından bazı tıbbi tetkikler (MR, BT, EEG vb.) ve tedaviler de yapılabilir.

Ancak, bütün otizmli çocukların yalnızca dörtte birinde bu tür sorunlar görülür.

Dolayısıyla, doktor tarafından mutlaka ihtiyaç olduğu söylenmediğinde, bu tetkiklerle kendinizi ve çocuğunuzu maddi ve manevi olarak yıpratmayın.

Eğer çocuğunuz henüz otizm tanısı almamışsa hangi kurum ve uzmanlara başvurabilirsiniz?

Çocuk Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Bölümü bulunan üniversite hastanelerine başvurabilirsiniz.

Çocuk ruh hastalıkları uzmanı veya çocuk nörologu bulunan Sağlık Bakanlığı’na bağlı devlet hastanelerine başvurabilirsiniz.

Eğer çocuğunuz otizm tanısı alırsa, ‘Çocuk Özel Gereksinim Raporu’ (ÇÖZGER) çıkartmanız gerekir.

ÇOCUK ÖZEL GEREKSİNİM RAPORU (ÇÖZGER) ALMAK İÇİN NE YAPMALISINIZ?

Çocuk Özel Gereksinim Raporu (ÇÖZGER) almak için, Özürlü Sağlık Kurulu bulunan bir hastaneye başvurmalısınız.

Özürlü Sağlık Kurulu; iç hastalıkları, genel cerrahi, göz hastalıkları, kulak-burun-boğaz, nöroloji veya ruh hastalıkları uzmanlarından oluşur.

SİZİN HATANIZ DEĞİL!

Otizm, günümüzde rastlanan en yaygın nörolojik bozukluktur ve Amerikan Hastalıkları Kontrol Etme ve Önleme Merkezi (Centers for Disease Control Prevention)’nin verilerine göre 2006 yılında her 150 çocuktan 1’inin otizm tanısı aldığı tahmin edilirken,  son bilgiye göre her 44 çocuktan 1’inin otizm tanısı aldığı tahmin edilmektedir. 

Otizm tüm ırklarda, etnik gruplarda ya da sosyal statüsü farklı gruplarda görülebileceği, ailenin gelir durumu, yaşam biçimi ve eğitim düzeyi ile otizm spektrum bozukluğu arasında bir bağ olmadığı vurgulanmaktadır.

Cinsiyetle ilişkili olarak farklı görülme sıklığı bilgileri bulunmasına rağmen, ortak görüş, erkeklerde kızlardan daha fazla görüldüğüdür.

Otizm tanısı alan çocukların çoğunda değişik derecelerde öğrenme güçlüğü ve zeka geriliği de görülebilir.

Otizm, tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de son yıllarda adı çok sık duyulan bir özel eğitim kategorisidir.

Otizm terimi, zaman içinde yerini, otizm spektrum bozuklukları (ASD – AUTİSM SPECTRUM DİSORDERS) terimine bırakmıştır.

OTİZM SPEKTRUM BOZUKLUĞU KAVRAMI İLE İLİŞKİLİ BELLİ BAŞLI OLGULAR ŞÖYLE SIRALANABİLİR;

Otizm spektrum bozukluğunun nörolojik nedenlerden kaynaklandığı sanılmaktadır.

Otizm spektrum bozukluğu tanılı bireylerin önemli bir bölümünde (yaklaşık %35), beyindeki anormal elektrik hareketlerine bağlı olarak; nöbet, istemsiz hareketler, bilinç yitimi vb. nörolojik sorunlar da görülebilir.

Otizm spektrum bozukluğu bir ruh hastalığı değildir; ancak, belirtileri bazı ruh hastalıklarını çağrıştırabilir.

Yapılan bilimsel araştırmalar, otizm spektrum bozukluğunun çocuk yetiştirme özellikleriyle ya da ailenin sosyo-ekonomik özellikleriyle ilişkisi olmadığını göstermiştir.

Otizm spektrum bozukluğunun kalıtsal olabileceği yönünde bulgular vardır; ancak, buna yol açan gen ya da genler henüz bulunmuş değildir.

Önceki yıllarda otizm spektrum bozukluğunun görülme oranının 500’de 1 olduğu kabul edilirken, son verilere göre, otizm spektrum bozukluğunun yaklaşık her 54 çocuktan 1’ini etkilediği düşünülmektedir.

Ayrıca, erkeklerdeki yaygınlığı kızlardan 4,3 kat fazladır.

Sanıldığının aksine, otizm spektrum bozukluğu tanılı bireylerin çoğunda, farklı düzeylerde zeka geriliği görülür.

Ayrıca, zeka testlerinde, belli alanlar, diğer alanlara kıyasla çok daha geri çıkabilir.

Otizm spektrum bozukluğu tanılı bireylerin pek azında (yaklaşık %10), çok güçlü bellek, müzik yeteneği vb. üstün özelliklere rastlanır.

Amerikan Psikiyatri Birliği’nin yayımladığı kılavuza (DSM-V’e) göre Otizm, “Otizm Açılımı Kapsamında Bozukluk” olarak adlandırılıp, iki alandaki yetersizlikle kendini göstermektedir (APA, 2013):

1) Toplumsal İletişim ve Etkileşimde Güçlükler

İlişki kurma ve sürdürmede zorlanma

Göz kontağı kuramama

Duyguları ifade edememe

Etkileşim başlatma ve sürdürmede zorlanma

2) Sınırlı-Yineleyici Davranış Örüntüler (Tekrarlayıcı Davranışlar)

Basmakalıp ve tekrarlayıcı motor hareketler

Aynılıkta ısrar, rutine sıkı bağlılık

Sınırlı ve yoğun ilgi alanı

Duyusal az veya çok uyarılma

 

https://www.tohumotizm.org.tr/otizm/otizm-spektrum-bozuklugu/

 

22 Nisan 2022 Cuma

En İyiler: Türkiye'den tek üniversite

   Türkiye'den tek üniversite       

Dünyanın ‘en iyileri listesi’ açıklandı:

Times Higher Education (THE), "Dünyanın En İyi Üniversiteleri" listesinde ilk 500'e Türkiye'den tek üniversite girdi.

Londra merkezli yükseköğretim derecelendirme kuruluşu Times Higher Education (THE), 2022 yılı alanlara göre üniversite sıralamalarını açıkladı.

THE, "Dünyanın En İyi Üniversiteleri" listesinde ilk 500'e Türkiye'den Çankaya Üniversitesi girdi.

THE'nin 2022 yılına ilişkin sıralamasında, Koç ve Sabancı Üniversiteleri ise ilk 600'de yer aldı. Dünya’dan Selenay Yağcı’nın haberine göre; sıralamada ilk 800'e giren üniversiteler arasında, Bilkent, Hacettepe, İstanbul Teknik ve Orta Doğu Teknik Üniversiteleri yer aldı.

2021'deki sıralamada ise Çankaya ve Sabancı Üniversiteleri ilk 500'e girmişti.

10 ÜNİVERSİTE YER ALDI

Söz konusu sıralama öğrenciler, akademisyenler, üniversite yönetimleri, iş dünyası ve hükümetler tarafından itibar edilen en kapsamlı analizlerden biri olarak görülüyor.

Sıralamada iletişim, medya, uluslararası ilişkiler, sosyoloji ve coğrafyanın incelendiği sosyal bilimler alanında Türkiye’den 10 üniversite yer aldı.

2022 alan sıralamaları için sosyal bilimler 89 ülke ve bölgeden 870 üniversite, eğitim için 68 ülke ve bölgeden 597 üniversite, İktisadi ve idari bilimler için 72 ülke ve bölgeden 795 üniversite ve hukuk için 39 ülke ve bölgeden 257 kurum incelendi.

Sıralamada Koç Üniversitesi’ni 251-300 bandında Sabancı Üniversitesi, 401-500 bandında Boğaziçi Üniversitesi ve ODTÜ takip etti.

GEÇTİĞİMİZ YILA GÖRE FARKLILIK GÖSTERMEDİ

Bilkent ve İstanbul Üniversiteleri 501-600 bandında yer alırken, Ankara, Dokuz Eylül, Hacettepe ve Marmara Üniversiteleri 600 bandının altında kaldı. 

Dünya çapında ise en başarılı üniversite Oxford Üniversitesi oldu.

Sıralamada ilk üçte ise; Massachusetts Teknoloji Enstitüsü ve Stanford Üniversiteleri yer aldı.

İktisadi ve idari bilimler alanında listeye 201-250 bandından ilk kez giren Koç Üniversitesi, sosyal bilimler alanında da 201-250 bandında yer alarak en başarılı Türk üniversitesi oldu.

Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) ise eğitim bilimleri alanında ilk sırada yer alan Türk üniversitesi olarak geçen yıl bulunduğu 93’üncü sıradan gerileyerek 101-125 bandına geçti.

Hukuk alanında ise sıralamada Türkiye’den hiçbir üniversite yer almadı.

EĞİTİM ALANINDA GERİLEME

Türkiye’den 14 üniversitenin yer aldığı eğitim bilimleri alanında ise ODTÜ’yü 126-150 bandından Boğaziçi Üniversitesi takip etti.

Hacettepe Üniversitesi 151-175 bandından 201-250 bandına geriledi.

Anadolu, Atatürk, Gazi ve Yıldız Teknik Üniversiteleri ise 401-500 bandında yer aldı.

Uludağ ve Necmettin Erbakan Üniversiteleri ise listeye bu yıl ilk kez 501 bandından giren üniversiteler oldu.

ABD’den Stanford Ünivesitesi ise eğitim alnında en iyi üniversite olarak sıralandı.

3 YENİ ÜNİVERSİTE

İktisadi ve idari bilimler alanında Türkiye’den 10 üniversite yer aldı.

Koç, Sabancı ve Yıldız Teknik Üniversiteleri bu alanda listede ilk kez yer alan üniversiteler oldu. Koç Üniversitesi 201-205 bandında yer alarak en iyi Türk Üniversitesi olurken, ODTÜ, Sabancı, Yıldız Teknik ve Bilkent üniversiteleri 401-500 bandında yer aldı.

Boğaziçi, Dokuz Eylül, Hacettepe, İstanbul ve Marmara Üniversiteleri ise 600 bandının altında kalan üniversiteler oldu.

Dünya sıralamasında ise en başarılı üniversitelerin ABD ve İngiltere’den olduğu görüldü.

TÜRKİYE BİRİNCİSİ

Bilgisayar Bilimleri ve Mühendisliği alanında 85 ülkeden bin 118 üniversite sıralandı.

Bilgisayar bilimleri alanında Türkiye’den İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ), puanını 14 düzeyinde artırarak, 251 bandına yükselerek Türkiye’de bu alanda ilk sıraya yerleşti. “Mühendislik Bilimi” alanında ise puanını bir önceki yıla göre 16,4 seviyesinde artırarak, 401-500 aralığında yer aldı. Türkiye’den 8 üniversitenin bulunduğu listeye Karadeniz Teknik Üniversitesi bu yıl ilk kez girdi. Bilgisayar mühendisliği alanında ise Koç Üniversitesi geçen yıl olduğu gibi bu yıl da 201-250 bandında yer aldı.

Bilgisayar mühendisliği listesinde Koç Üniversitesi dışında Türkiye’den 35 üniversite daha yer aldı.

Çankaya ve Düzce Üniversiteleri söz konusu listeye bu yıl ilk kez girdi.

Bilgisayar bilimleri alanında ilk sırada yer alan İTÜ’yü, geçtiğimiz yıl 401-500 bandında yer alan Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) 251-300 bandında ikinci sıradan takip etti.

Sabancı Üniversitesi 401-500 bandından Boğaziçi ve Gazi Üniversiteleri ise 501-600 bandından listeye girerken.

Bilkent, Yıldız Teknik Üniversitesi ve Karadeniz Teknik Üniversitesi de bilgisayar bilimlerinde dünyanın en iyi bin 118 üniversitesi arasına girdi.

Bilgisayar mühendisliği sıralamasında ise Koç Üniversitesi’ni, 251-300 bandından listeye ilk kez giren Çankaya Üniversitesi izledi.

Listeye Sabancı ve Düzce Üniversiteleri 301-400 bandından girdi.

Ardından İTÜ ve Bilkent Üniversiteleri 401-500 bandında yer aldı.

İLK 10'DA ABD VE İNGİLTERE ÖNE ÇIKTI

Sosyal bilimler alanında dünya lideri İngiltere'den Oxford Üniversitesi oldu.

Onu ABD'den Massachusetts Teknoloji Enstitüsü (MIT) ve Stanford Üniversitesi takip etti.

Eğitim alanındaysa Stanford ilk sırada yer aldı.

13 Ekim'de açıklanan dört listede ABD ve İngiltere üniversiteleri ilk 10'da en fazla temsili elde etmeyi başardı.

17 Ekim 2021 Pazar, 14:01

https://www.cumhuriyet.com.tr/dunya/dunyanin-en-iyileri-listesi-aciklandi-turkiyeden-tek-universite-1877408


10 Nisan 2022 Pazar

Ah Atam ah

 Ah Atam ah

 

.     Sümer Oral… Yedi yıl maliye müfettişliği yaptı.

Paris'e OECD nezdinde staja gönderildi.

Üç yıl Bütçe ve Mali Kontrol Genel Müdür Yardımcılığı görevinde bulundu.

İki yıl Bütçe Genel Müdürlüğü yaptı.

Yedi kez milletvekili seçildi.

Üç kez bakanlık koltuğuna oturdu.

Sümer Oral'ın çıkardığı, “Bir Devrin İzleri” kitabını Çiğdem Toker'in köşesinde okudum. Neoliberalizmin en azgın döneminde (1991-1993 ve 1999-2002 yılları arasında) Maliye Bakanlığı yapan Oral kitabında, AKP'nin kamuoyuna IMF konusunda yanıltıcı bilgiler verdiğini yazmıştı:

- Türkiye'nin IMF ile borç ilişkisi 2009 yılına kadar sürdü…

- AKP önceki dönemden kalan 28,5 milyar dolar borcu ödediğini söylerken, kendi aldığı 13,3 milyar dolarlık borçtan bahsetmiyor…

Bu satırları okuyunca geçmişe döndüm:

Türkiye, 1947 yılında katıldı IMF'ye… İlk borcunu 1958 yılında aldı…

1960-2000 arasında IMF ile 19 borç anlaşması imzaladı.

Sonra Kemal Derviş ve ardından Ali Babacan IMF'ye borçlanmaya devam etti.

Menderes, İnönü, Demirel, Ecevit, Özal, Çiller, Erdoğan hangi lider oturmadı ki IMF'nin “haraç” masasına?

Basın her seferinde yazdı; “IMF yardıma koştu!”

Borcu siyasi liderler aldı, sizler ödediniz!

Israrla işin özünü anlatmaya çalışıyorum size…

Israrla farklı düşünen-yazan ekonomistleri tanıtmaya çalışıyorum size…

YAZDI KOVULDU

Michael Hudson…

Amerikalı ekonomi profesörü.

Genç yaşında Rockefeller yanında görev yaptı.

Chase Manhattan Bank'ta çalıştı. Görevi Arjantin, Brezilya ve Şili'nin ödeme kapasitesini belirlemekti…

Standard Oil Company'te çalıştı. Görevi İsviçre bankalarında sona eren “kirli paranın” takibini yapmaktı. Hudson burada, ileride beş dönem FED/Amerikan Merkez Bankası başkanlığı yapacak Alan Greenspan ile mesai yaptı; onun Rockefeller ile ilişkisine yakından tanık oldu.

Dünyanın dört büyük muhasebe firmasından Arthur Andersen LLP'te çalıştı. Ülkelerin bütçe açıklarının sebeplerini araştırdı.

Sağ eğilimli Hudson Enstitüsü'nde çalışırken, ABD'nin siyasi ve mali egemenliğinin doğuşunu anlatan “Süper Emperyalizm” kitabını yayınladı.

Başta Latin Amerika olmak üzere dünyanın yoksul ülkelerinin dolar rezervi tutma zorunluluğuyla gerçekleşen yeni sömürü düzenini yazdı.

Bu ABD'nin IMF vs. yoluyla “kredi” altında yutturulan borca dayalı yeni kölelik düzeniydi. Kovuldu…

Akademiye döndü; para, borç, muhasebe, toprak kullanımı, özelleştirme gibi “ekonominin arkeolojisi” çalışması yaptı.

Sizlere tanıttığım; “kendi kurallarına göre işleyeceği iddia edilen serbest piyasa sisteminin kandırmaca olduğunu” yazan iktisatçı Karl Polanyi'nin takipçisi SCANEE (Uluslararası Eski Yakın Doğu Ekonomileri Konferansı) kurucu üyesi oldu.

Uzatmayayım; 2008 ekonomik krizi öngördü.

Ama alay edildi; “bu insanlara iyi seksin erken yaşta duracağını söylemektir!”

HALKI  İNANDIRMAK

Prof. Hudson'a göre “Süper Emperyalizm”, devletleri borçlandırma yoluyla sömürgeleştirmeyi ve bağımlı devletler haline getirmeyi amaçlayan ABD sistemi

Bu özünde, “dolar diplomasisi idi.

Bu özünde, ülke varlıklarını ve doğal kaynaklarını soymak amacıyla diğer ülkeleri gereksiz yatırıma maruz bırakan borçlandırma stratejisiydi…

Hudson'a göre ABD, İkinci Dünya Savaşı sonrasında oluşturduğu Dünya BankasıIMF aracılığıyla, Üçüncü Dünya ülkelerinin yardım istemlerini bile, kendi kendine yeterli ekonomik kalkınmalarını önlemek için kullandı.

Bu ülkelere sözde serbest ticaret sistemi dayattı ki, bu politika ABD'nin refah elde etmek için kullandığının tam tersiydi!

Hudson dedi ki:

- ABD, altınları dolara çevirme hakkını 1971'de iptal edip, doları dünyanın rezerv parası haline getirince, yabancı merkez bankalarına ABD hazine bonoları almayı dayattı. Bunu bütçe açığını ve askeri harcamalarını finanse etmek için kullandı.

Bu aslında, eli silahlı ABD'nin ülkelerin sırtına yüklediği haraç vergisi; “borç emperyalizmi”

Karşı çıkana darbe yaptı.

Türk politikacısının hâlâ “borcu o da aldı” polemiği yapması, Türk siyasetinin dünden bugüne ekonomi-politik gerçekliğe ne kadar uzak olduğunu gösteriyor!

Defaatle “gelin program tartışalım” dememi anlıyor musunuz?

Siyaseti salt “ittifak mühendisliğine” dayayanların iktidar olma olasılıkları azdır: 

- Halkı, neyi nasıl yapacağınıza inandırmak zorundasınız.

- Öncelik, dayatılan “borç emperyalizmi” çemberini kırmaktır.

Michael Hudson gibi ekonomistleri okuyunca; Atatürk'ün, tam bağımsızlık şiarıyla kapitülasyonlara karşı verdiği mücadeleye her seferinde hayran kalıyorum…

Soner Yalçın, 06.04.2022

https://odatv4.com/makale/ah-atam-ah-234543

 

TÜRKİYE HAYALİ

Hedefteki üniter, laik Cumhuriyet: .   ABD'NİN YENİ TÜRKİYE HAYALİ   . .    Samuel Huntington, “ Medeniyetler Çatışması ” adlı kitab...