24 Kasım 2022 Perşembe

MİLLET MEKTEPLERİ VE PİYASA EKONOMİSİ

 -  MİLLET MEKTEPLERİ VE PİYASA EKONOMİSİ

-   24 Kasım Özel   -

Başta Gazi Paşa olmak üzere tüm öğretmenlerimizi minnet ve saygıyla anıyoruz..

Ve bu toz duman arasında görevini layığıyla yapan öğretmenlerimize sevgilerimizi yolluyoruz.. 

Bugün 24 Kasım ÖĞRETMENLER GÜNÜ...

Neden?

Çünkü bu milletin başöğretmeni Mustafa Kemal Atatürk 24 kasım 1928'de MİLLET MEKTEPLERİNİ açmıştı.   

Seçkin sınıf dışında halkın nasiplenemediği eğitimi halka yayma seferberliğine girişmişti.

O ve büyük bir eğitim ordusu bu seferberlikten alınlarının akıyla çıktılar. 

Bu seferberliğe başladıklarında bu topraklarda okuma yazma oranı erkeklerde yüzde 7, kadınlarda binde 4'tü.

Gazi Paşa için en önemli ordu, eğitim ordusuydu.

“İrfan ordusu” , diyordu “en az diğer ordu kadar önemlidir.” 

.    24 mart 1923'te Kütahya lisesindeki konuşmada söylediklerini aktaralım. 

.    Bakın okuyorum:

.  Memleketimizi, toplumumuzu gerçek hedefe, gerçek mutluluğa ulaştırmak için iki orduya ihtiyaç vardır.

Biri vatanın hayatını kurtaran asker ordusu, diğeri memleketin geleceğini yoğuran irfan ordusudur.

Bir millet, irfan ordusuna sahip olmadıkça savaş meydanlarında ne kadar parlak zaferler elde ederse etsin, o zaferin köklü sonuçlar vermesini sağlayamaz”.

İşte böyle demişti.

.  1928’den 1938’de vefatına kadar on yıl süren bir seferberliğe imza attılar.

İşte bu günü fırsat bilerek ve o çok kıymetli öğretmenlerimizin anısına geçmişten bugüne bir özet yapalım istedim. 

Böylece o seferberlikte bir nefer olan babamı da yad edeceğim.

Babam önce Balkan Savaşı’nda, Çanakkale Savaşı’nda, sonra Kurtuluş Savaşı’nda cephedeydi. Atatürk’ün söz ettiği her iki orduda da sonuna kadar savaşanlardan biriydi.  

1923’te 30 yaşında bir beden eğitimi öğretmeniydi.

Cumhuriyetin kuruluş yıllarında hiçbir karşılık beklemeden kendisi ve genç Türkçe öğretmeni eşi Sıdıka Avar, Çocuk Esirgeme Kurumu’nda, Gazi Eğitim Enstitüsü’nde, İzmir Hapishanesi’nde, Ankara’da , Eskişehir’de vatana millete faydalı sağlam kafalı sağlam vücutlu evlâtlar yetiştirmek için çırpındılar.

.   Ama Mustafa Kemal Atatürk’ün vefatıyla her şey değişmeye başladı.   

Tanzimatçı yönetimler onun bıraktıklarını tuzla buz ediyorlardı

Babamın günlükleri ve aldığı notlar açıkça gösteriyor ki, Lozan’da batılı devletlerin direttiği ‘uzman’lar o günlerde gelecek için sinsi bir hazırlık içindeydiler.

Özellikle eğitim alanına tebelleştiler.

.  Genç Cumhuriyet’in eğitim seferberliğine sızmak için büyük gayret gösteriyorlar, bilgi paylaşımı adı altında istihbarat faaliyeti yürütüyorlar, halkla teması olan sağlık personeline ve özellikle öğretmenlere yaklaşıyorlardı.

.   Babam güncesinde, spor salonları ve oyun alanları inşaasına Amerikalı ‘uzman’ların ‘yardım’ bahanesiyle (!) nasıl burunlarını soktuklarını anlatıyor.

.   Her fırsatı değerlendirmek için ellerinden geleni yapıyorlardı. 

.   Batı kültürüne hayran yönetimler BAŞÖĞRETMENİMİZİN özenle kurduğu MİLLİ EĞİTİM temelini yok ettiler. 

.   Eğitimi de eğitmeni de eğitileni de mahveden anlaşmalar bir bir imzalandı.

Ardından da Arap/ Amerikan kültürü hayranları tarafından geride kalan ne varsa tarikatçılığa peşkeş çekildi.

En acıklı gelişme 1947'de Amerika'yla yapılan sömürü anlaşması akabinde gelen eğitim anlaşmalarıdır.

1949'da Türk milli eğitimi Amerikalılara teslim edilmiştir: 

. Anlaşmanın ilk maddesinde 

- “Türkiye'de Birleşik devletler Eğitim Komisyonu adı altında bir komisyon kurulacaktır.

Ve bu komisyonun finansmanı Türkiye Cumhuriyeti devleti tarafından karşılanacaktır denmektedir. 

Anlaşma 5. Maddesi çok çarpıcıdır. 

Eğitim komisyonunda 4 Türk vatandaşı ve 4 Amerikan vatandaşı bulunacaktır.

Amerikan büyükelçisi ise bu komisyonun fahri başkanı olacak ve herhangi bir konuda oylar eşit çıkarsa kararı büyükelçi verecektir.

Zamanın dışişleri bakanı Fatin Rüştü Zorlu 2-3 yıl sonra uluslararası bir toplantıda gelinen durumu özetlemiştir: 

.   İşte 1952 NATO toplantısındaki cümleleri okuyorum:

- Natocu ülkelere hitap ediyor: 

.  “Karşınızda kayıtsız şartsız işbirliği zihniyetiyle hareket etmeyi ilke edinen bir türkiye var!”

.   Böyle bir duruş Amerikalı uzmanların işini çok kolaylaştırmıştı. 

.   Türkiyedeki tüm önemli üst düzey kadrolar Amerikalılaştırılmıştı. 

Uzmanlardan biri Richard Podol bu dönüşüme indoktrinizasyon diyor.

1965 yılında yazdığı raporu size aktaracağım... 

Uluslararası Kalkınma Örgütü) uzmanı olan Podol, raporunda “Türk idarecileri eğiteceğiz ve tüm davranış kalıplarını değiştireceğiz!” demişti.

.   Şöyle devam ediyor: 

- “Yirmi yıldan fazla bir zamandır Türkiye’de faaliyette bulunan Amerikan yardım programı meyvelerini vermeye başladı” . 

“Bakanlık ve Kamu iktisadi teşebbüslerinde AMERİKAN EĞİTİMİ görmemiş bir Türk kalmadı”   

“Türk idarecilerini çok daha geniş çapta indoktrine etmek yani beyinlerini yıkamak gerekir.

.  Burada özellikle orta kademe yöneticiler üzerinde durmak gereklidir.

Amaç, bunlara yeni davranışlar kazandırmaktır.

Çünkü bu grup yakın gelecekte yüksek sorumluluk mevkilerine geçecektir!”

Çalışmalarının oldukça kısa bir zamanda bu ölçüde  sonuç vereceğini o bile tahmin edememiştir bence.

.   Çok kısa bir zaman içinde gerek Amerika gerekse Avrupalı uzmanlar eliyle Türk Milli eğitimi milli olmaktan çıkarıldı. 

.   Eğitimci yazar Mahiye Morgül Milli Eğitimde Emperyalist kuşatma adlı kitabında tüm detaylarıyla bu çalışmaları anlatır.

Meraklısına duyuralım buradan ...

.  İşin başında YÖK vardır. Yüksek Öğretim Kurumu...

YÖK içinde Dünya Bankası temsilciliği bulunur. Süreci onlar yönetir.  

.   Girdikleri her ülkede eğitimin ideolojik kılıfını, Amerikalı Gardner adlı yazarın "Çoklu Zekâ Kuramı'nı dayatarak oluştururlar. 

.   Bu ideolojik kılıfın özü şudur:

- Eğitim piyasa kurallarına göre düzenlenecektir.

Beynin parçalı olduğu zırvası “Çoklu zeka” vesaire dayatması bununla ilgilidir. 

.  Eğitim fakültelerinde verilen dersler ve öğretmen adaylarının Gardner mantığıyla yetiştirilmesi bu birimden yönlendirilir.

.  Okulların serbest piyasa ekonomisine kazandırılmasını hedefleyen Çoklu Zekâ Kuramı öğretmen adaylarına ders olarak okutulur.

.  Genç öğretmenler bu mantıkla yetiştirilir.

.   Eğitim fakültelerinde yapılan doktora ve yüksek lisans tezleri,Gardner’in kuramıyla başlatılmazsa onay alamaz.

Tezler, besmeleyle başlar gibi “Gardner diyor ki zeka sekiz parçalıdır; ...” cümlesiyle başlar.

.   İkinci çok dikkatle izlememiz gereken konu yine Dünya Bankası'nın önerdiği SPAN, COLBRO gibi şirketlerle çalışma zorunluluğumuzdur. 

.  Bu danışmanlık şirketleri Talim ve Terbiye Kurulu'na tam yetkili olarak danışmanlık verirler. Kimin isteğiyle?

Dünya bankası desteğiyle.

Şirketlerin parası Dünya Bankası tarafından ödenir ve bu para 20 yıl vadeli borç hanemize yazılır.

.  Bugünkü Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk 2003-2006 döneminde Talim Terbiye'nin başına getirildiğinde SPAN eğitim danışmanlık şirketiyle çalışmaktaydı. O zaman öğretmenlerimize dayatılan eğitim şeması PİYASAYA GÖRE EĞİTİM MODELİ olarak özetlenmişti.

Şöyle diyordu Talim Terbiye başkanı: 

“Artık eğitimi piyasa belirleyecek Eğitim piyasanın ihtiyacına göre düzenlenecek piyasaya göre eğitim modeline geçiyoruz.”

.   2005 yılında 6 ilde 100 pilot okulda uygulamaya geçildi.

Müfredat hafifletildi, harften başlayan okuma-yazma öğretimine geçildi.

Süreç içinde eğitimciler aptala çevrildi.

.  Özetle en önemli varlıklarımız öğretmenlerimiz gizli bir el tarafından Batı istihbaratının maşaları haline getirildi!

.  Talim ve Terbiye Kurulu’nun üstünde tam yetkili olarak çalışan SPAN Danışmanlık Şirketi eğitimde değişim programını yürüttü .

.   CarlBro adındaki Danimarka Şirketi değişim programına teknik hizmet verdi. 

.   SPAN ve CarlBro adlı bu şirketlere bu iş YÖK tarafından ihaleyle verilmişti.

.   Bu kadarla kalsa iyi .

.   İlköğretimden üniversiteye kadar tüm okullar proje bazında mali destek almak üzere tek tek Avrupa Birliği’ne bağlanmıştır. Yine 2005’te okullara bir resmi yazı yollandı : 

.   Buna göre AB Eğitim Programlarında yer almaları emrediliyordu.   

.   Neydi bu programlar?

İsimlere dikkatinizi çekiyorum:  

Mesela Sokrates Programı.

Bu program altında alt çalışma birimleri.

Mesela Erasmuş, Minerva, Comenius. 

.   Özetle Avrupa Birliği veya Amerikan şirketleri ulusal müfredatları proje karşılığında para vererek kırmaktadır. .  

.   Şöyle ki; proje sahibi Başbakanlık Devlet Planlama Teşkilatındaki Avrupa Birliği Eğitim ve Gençlik Programları Merkezine başvurur, onay ister.

.  AB, onay alan projeye mali destek verir.

Yani “AB’nin istediği etkinliği yapan okul paraya kavuşur.

Eğitim yuvaları şirketleşir.

Ulusal müfredat yok edilir ve öğretmenlerimiz şirket çalışanına dönüşür!

Çok acı ama gerçek bu...

.   Bir de PİSA raporları var. Bunlara da kısaca değinmek gerekir. 

.   PİSA raporları ülkemizdeki müfredat değişikliğine psikolojik destek için gündeme getirilmektedir.

Pisa raporuna göre pek beğenilen Amerikan sistemi 28. Sırada Almanlar ise oldukça gerilerdedir. 

.   PISA sonuçlarına göre çocukları on-onbir yaşındayken kabiliyetlerine göre ayıran Alman sistemi kökten yanlış. Zayıflara en kötü davranan sistem...”

.   ABD’nin Vaşington eyaletiyle Türk hükümeti arasında yapılan anlaşmaya göre bu eyaletin matematik öğretmeni açığı Türkiye’den karşılanacaktır.

(13 Mart 2005, Ulusal Kanal Ana Haberleri).

.   Şimdilik 15 matematik öğretmeni gönderilecekmiş.

.   Tablo oldukça düşündürücüdür.

ABD’nin, yani bize örnek gösterilen ülkenin eğitim sistemi öğretmen açığı vermektedir.

En zengin eyaletlerden biri olan Amerika'daki eğitim sistemi bize dayatılan sistemdir ve Washington varoşlarındaki okuldan mezun çocuk iki ile ikiyi toplayamadan  diplomalı olur.

.   Çünkü «her çocuk bir alanda başarılı olur» denilmektedir; öğrenci asgari başarı için bile zorlanmaz, istemiyorsa öğrenmek zorunda değildir. 

.   Bize dayatılan modelin ne olduğunu anlamak için ABD eğitim sistemine bakmak yeterlidir.

.  ABD’de temel eğitim zorunlu değil:

- ABD’de 30 milyon okuma yazma bilmeyen, 50 milyon okuduğunu anlamayan insan yaşamaktadır.

Sadece Los Angeles şehrinde 50 bin çocuk çeşitli nedenlerle okula gitmemektedir.

Temel eğitim herkese eşit ve parasız olmaktan çıkartılınca kendiliğinden zorunlu olmaktan da çıkmıştır.

Bizde de böyle olması istenmektedir.

Paran varsa eğitim hakkın var olacaktır.

.  Öğretmenlik mesleği mahvedilmiştir.

2005’den beri sözleşmeli  denen yani hiçbir hakkı hukuku olmayan bir grup öğretmenin hayatları karartılmıştır. 

.  Bu arada günü anmaya babamı da yad ederek başlamıştım. 

.  Babam cumhuriyetin ilk beden eğitimi öğretmenlerinden biriydi.

Dünya Bankası emirleriyle artık çocuklarımız için beden eğitimi de resim de seçmeli!

2005 itibariyle bu da becerildi! 

.   Önce bazı derslerin tanımı “özel bilgi, beceri ve yetenek isteyen dersler” haline getirildi.

Sonra malum ‘seçmeli’ oldular…

.   İlköğretim okullarından  ÖZEL BİLGİ, BECERİ ve YETENEK istediği gerekçesiyle Beden Eğitimi, Resim-İş, Müzik, Din Kültürü ve Ahlâk Bilgisi dersleri kaldırıldı .

.   Bunlar yerine ne getirildi biliyor musunuz? 

Kulüp Faaliyetlerine ve Sivil Toplum örgütlerinin faaliyetlerine katılım! 

.   Yani kısacası isteyen varsa gider parasını verir  resim yapar, spor yapar, müzik aleti çalar, bireysel olarak parayla bu gibi konularda kendini geliştirir, parası yoksa hava alır. 

.  E başta söylendi :

Bu piyasa ekonomisi ve piyasa eğitimi!

Her şey piyasa için !

.  Üniversitelerin bahçelerindeki teknokentler neden diye sormuyor musunuz?

.  Okulundan zor bela mezun olmaya çalışan, diploması bile artık yetmeyen, yanı sıra bilmem kaç tane sertifika da almak için para biriktiren, hırpalanmış örselenmiş çocuklarımız piyasanın  çarklarına daha yakın olsunlar diye …

.  Bu da bir devran ve bu da ge-çe-cek..

.  Yeter ki bilgilenmeye devam edelim.

.  Bize nasıl bir dünya çizdiklerini bilirsek planları yırtmak kolay olur.

Ilık sudaki kurbağa olmayı reddedenlerin sayısı çoğaldıkça çözüm de ufukta belirecektir.. 

.  Başta Gazi Paşa olmak üzere tüm öğretmenlerimizi minnet ve saygıyla anıyoruz..

Ve bu toz duman arasında görevini layığıyla yapan öğretmenlerimize sevgilerimizi yolluyoruz.. 

.  Bence yakın gelecekte bir kez daha MİLLET MEKTEPLERİnde buluşacağız..

.    Banu AVAR, 24 Kasım 2020       .


 

22 Ekim 2022 Cumartesi

Yeni Bir Dil Öğrendiğimizde

 Yeni Bir Dil Öğrendiğimizde

Beynimizde Gerçekleşen Sıra Dışı Değişiklikler

Yeni bir dil öğrenmek ile ilgili yapılan araştırmalarda, dil öğrenmenin beyni değiştirebileceği ve de hafızayı ve zekayı artırabileceği kanıtlanmıştı.

Bunların yanında Alzaymır hastalığını da 4-5 yıl kadar geciktirebileceğine dair kanıtlar bulunuyor.

İnternetin bulunuşu ile beraber dil öğrenmek daha da önemli bir hale geldi. Farklı ülkelerden insanlarla iletişime geçmek için artık o ülkeye gitmeye gerek kalmadı, bir tık yetiyor buna. 

Dünya bu şekilde gelişip, ülkeler bizim için birer kasaba haline gelince, özellikle son yıllarda yabancı dil öğrenmeye artan ilgiyle beraber bu alanda yapılan araştırmaların sayısı da arttı.

Söz konusu araştırmalar daha çok iki dilli insanlar üzerinde yapılıyor.

Yapılan bu araştırmalarda, yeni bir dil öğrenmenin ve iki dilli olmanın beyinde bazı değişikliklere yola açtığı öne sürülüyor.

İnsanın duygu, düşünce ve davranışlarının insan beyni üzerinde olan etkisi uzun zamandır psikoloji camiası tarafından biliniyordu fakat dilin iddia edilen bu etkisi yeni ortaya çıktı diyebiliriz.

Dil öğrenmek beynimizi değiştiriyor mu?

Araştırmalar dil öğrenmenin beyindeki nöroplastisiteyi etkileyerek beyni de etkilediğini gösteriyor.

Nöroplastisite, beynin uyaranlara, davranışsal deneyimlere veya bilişsel taleplere yanıt olarak yapısal değişikliklere uğrama yeteneğidir.

Yani aslında gerçekten öğrendiğimiz dil, beynimizi değiştiriyor olabilir.

Değişen beyin ile beraber düşüncelerimiz, dünyaya bakış açımız, olaylara yaklaşımımız da değişebilir.

Aslında ruh sağlımızı da etkiliyor olabilir.

Çünkü psikolojide bir terapi çeşidi olan ve psikologlar ile psikiyatristlerin sık sık kullandığı Bilişsel Davranışçı Terapi'ye (BDT) göre "Çoğu zaman olaylar değil olaylara bakış açımız bizi incitir." 

Dil öğrenmek zekayı artırır mı?

2012 yılında yapılan bir çalışmada ise, özellikle gri madde yoğunluğundaki değişikliklere bakılarak, prefrontal ve temporal kortekslerdeki yapısal değişiklikler ölçüldü. Gri madde, nöronların hücre gövdelerinden oluşur ve bu alan genellikle zeka, dikkat, hafıza ve dil işleme ile ilişkilidir. Bu araştırmaların ulaştığı sonuç dil öğrenmenin gri maddeyi artırabileceği yöndeydi. Sonuç gri madde artıyorsa dikkat, hafıza ve zeka da artıyor olabilir.

Dil öğrenmek beynin bilişsel işlevlerini artırıyor olabilir.

Ann Neurol, 2014 yılında, dil öğrenmenin ve iki dilli olmanın etkileri üzerine olan araştırmasını yayınladı.

Araştırma 853 katılımcıyla (410 kadın, 443 erkek) yapılmıştı.

Bu katılımcılar 1947 yılında 11 yaşındayken test edildikten sonra 2008-2010 yıllarında tekrar test edilip bilişsel işlevleri incelendi. 

Araştırmanın sonucuna göre iki dilli olmanın, dili yetişkinlik yıllarında öğrenmek de dahil, beynin bilişsel işlevleri üzerinde olumlu etkisi var. Alzaymır ve dil öğrenme arasındaki ilişki de yıllardır merak edilen konulardan biriydi.

Bu araştırmaya göre Alzaymır başlangıcı üzerinde de olumlu etkileri var.

Yaş ilerledikçe beyinde kurulan bağlantı sayısı azalıyor.

Özgecan Bakırlı, iki dilli olmanın beyin üzerindeki etkilerini incelediği bir araştırmasında yukarıdaki görselle beraber şu bilgileri aktarır: 

"Bu gösterimlerden ilki 0-2 yaş arasındaki, ikincisi 2-ergenlik dönemi arasındaki, üçüncüsü ise yetişkinlikteki oluşumları ifade etmektedir.

Burada da görüldüğü gibi, bireyin yaşı ilerledikçe bireyin beynindeki dil öğrenmede beyin hücreleri birbiriyle daha az bağlantı kurmaktadır."

Araştırmaların özeti: Dil öğrenmek beynimize iyi geliyor.

Araştırmaların sonuçlarını şu şekilde özetleyebiliriz:

·     Dil öğrenmek, beyne iyi geliyor.

·     Dil öğrenmek, beyindeki gri maddeyi artırıyor.

·     Dil öğrenmek, beyindeki nöroplastisiteyi artırıyor.

·     Dil öğrenmek, beyindeki aktif bağlantı sayısını artırıyor.

·     Dil öğrenmek, Alzaymıra iyi geliyor.

·     Dil öğrenmek, bilişsel işlevlere iyi geliyor.

 

Sümeyra Güden

https://www.webtekno.com/yeni-bir-dil-ogrendiginizde-beyninize-neler-oluyor-h123492.html?

 

 

10 Ağustos 2022 Çarşamba

HAYIR KULLANMAYAN DİL

 "HAYIR" KULLANMAYAN DİL:

- KUSUNDA Dili _

Nepal'in Kusunda dilinin bilinen bir kökeni yoktur ve "evet" veya "hayır" kelimelerinin olmaması gibi bir takım tuhaflıklar vardır. Ayrıca tek bir akıcı konuşmacısı kaldı, dilbilimcilerin değiştirmek için yarıştığı bir şey.

Nepal'in ovalarında, Terai tepelerinin kış sisi arasından, 18 yaşındaki Hima Kusunda, pembe kapüşonlu bir sweatshirt içinde okulun yatılı evinden çıkıyor.

Hima, şu anda orta batı Nepal'e dağılmış küçük bir yerli grup olan son kalan Kusunda'dan biri. Aynı zamanda Kusunda olarak da adlandırılan dilleri benzersizdir: dilbilimciler tarafından dünyadaki herhangi bir başka dille ilgisiz olduğuna inanılır. Bilim adamları hala nasıl ortaya çıktığından emin değiller. Ve bir cümleyi olumsuzlamak için herhangi bir standart yol, "evet" veya "hayır" için kelimeler, yön için herhangi bir kelime ve hatta belirli bir dilbilgisi yapısı dahil olmak üzere çeşitli olağandışı unsurlara sahiptir.

2011'deki en son Nepalce nüfus sayımı verilerine göre, 273 Kusunda kaldı. Ancak sadece bir kadın, 48 yaşındaki Kamala Khatri'nin akıcı olduğu biliniyor.

Kusunda, Nepal toplumu içinde oldukça marjinalleşmiş ve yoksullaştırılmıştır . Bugün çoğu, batı Nepal'in, sarı hardal tarlaları ve sisli, ormanlık tepelerden oluşan uykulu bir bölge olan Dang bölgesinde yaşıyor. Nepal Dil Komisyonu, dili korumak amacıyla 2019'dan beri burada Kusunda dersleri veriyor. Son on yılda, Nepal hükümeti Nepal'in yerli gruplarına yardım etmek için planlar başlattığından, Hima ve diğer Kusunda çocuklarına uzak bölgelerden Dang'daki Mahindra Lisesi'ne - bazen 10 saate kadar - yatılı kalmaları için ödeme yapmaya başladı. uzaklaş - burada ana dillerinin de öğretildiği yer.

Aslen Dang sınırındaki kırsal Pyuthan bölgesinden olan Hima, iki yıldır Kusunda öğreniyor. Şimdi bunu temel düzeyde konuşabiliyor. "Dang'da okula gelmeden önce Kusunda dilini bilmiyordum" diyor. "Ama doğuştan öğrenmemiş olsam da şimdi Kusunda'yı tanımaktan gurur duyuyorum.

"Tharus ve Magars gibi diğer [etnik grupları] kendi dillerini konuşan dinlerdim ve ana dilimde sohbet etmenin nasıl bir şey olduğunu merak ederdim. Bunu korumanın benim ve başkaları için çok önemli olduğunu düşünüyorum. dil."

Eşiğinde bir dil

Aslen yarı göçebe olan Kusunda, 20. yüzyılın ortalarına kadar batı Nepal'in ormanlarında yaşadı, kuş avladı ve kertenkeleleri izledi ve yakındaki kasabalarda pirinç ve un için patates ve et ticareti yaptı. Şimdi köylere yerleşmiş olsalar da kendilerine hâlâ Ban Rajas veya ormanın kralları diyorlar.

Ancak Nepal'in nüfusu arttıkça ve çiftçilik ormanları giderek daha fazla parçaladıkça, Kusundas'ın anavatanı üzerindeki baskı arttı. Ardından, 1950'lerde hükümet , göçebe yaşamlarına daha fazla engel teşkil eden büyük orman alanlarını kamulaştırdı .

Kusunda, yerleşmek zorunda kaldı, emek ve tarım işlerine yöneldi. Gruptaki düşük sayılar ve nüfuslarının farklı doğası, çoğunlukla komşu etnik gruplarla evli oldukları anlamına geliyordu. Hemen hemen hepsi kendi dillerini konuşmayı bıraktı.

Kusunda halkı için dillerini kaybetmek, geçmişleriyle ve kimlikleriyle olan bağlarını kaybetmek demektir.

Dil açısından bakıldığında, başka açılardan da bir kayıptır.

Katmandu'daki Tribhuvan Üniversitesi'nde dilbilim profesörü olan Madhav Pokharel, son 15 yıldır Kusunda dilinin belgelerini denetlemektedir. Birkaç çalışmanın onu kuzey Pakistan'dan Burushaski ve Hindistan'dan Nihali gibi diğer dil izolatlarıyla ilişkilendirmeye çalıştığını açıklıyor. Ancak hepsi sağlam bir sonuca varamadı.

Şu anda, dilbilim araştırmacıları, Kusunda'nın Tibet-Burman ve Hint-Aryan kabilelerinin gelişinden önce Himalaya altı bölgelerde konuşulan eski bir yerli dilinin hayatta kalan biri olduğuna inanıyor.

Pokharel, "Nepal'deki diğer tüm dil gruplarını Nepal dışından gelen insanlara kadar takip edebiliriz" diyor. "Köklerini bilmediğimiz tek kişi Kusunda."

Bir cümleyi reddetmenin standart bir yolu yoktur. Gerçekten de, dilde olumsuz bir şey ima eden birkaç kelime var.

Dilbilimciler, gizemli başlangıçlarının yanı sıra, Kusunda'nın birçok ender unsurunu da not ettiler. Kusunda hakkında derinlemesine bilgi sahibi bir dilbilimci olan Bhojraj Gautam, en tuhaflarından birini anlatıyor: Bir cümleyi reddetmenin standart bir yolu yok. Gerçekten de, dilde olumsuz bir şey ima eden birkaç kelime var. Bunun yerine, tam anlamı iletmek için bağlam kullanılır. Örneğin, "Çay istemiyorum" demek istiyorsanız, içmek fiilini kullanabilirsiniz, ancak bu fiil, konuşmacının arzusuyla eşanlamlı olarak çay içmenin çok düşük bir olasılığını gösteren düzeltilmiş bir biçimde kullanabilirsiniz.

Kusunda ayrıca sol veya sağ gibi mutlak yönler için kelimelere sahip değildir ve konuşmacı bunun yerine "bu tarafa" ve "o tarafa" gibi göreceli ifadeler kullanır.

Bu arada dilbilimciler, Kusunda'nın çoğu dilde bulunan belirlenmiş gramer kurallarına veya yapılarına sahip olmadığını söylüyorlar. Bunun yerine, ifadeler konuşmacıya göre yorumlanmalıdır. Örneğin, eylemler geçmiş ve şimdiki zamana bölünmez. "Bir kuş göreceğim" yerine "Bir kuş gördüm" derken, bir Kusunda konuşmacısı geçmiş eylemi gergin olarak değil, doğrudan konuşmacı ile ilgili bir deneyim olarak tanımlayarak belirtebilir. Bu arada, gelecekteki eylem genel kalacak ve herhangi bir konuyla ilişkili olmayacaktı.

İronik olarak, bu nadir nitelikler - Kusunda'yı dilbilimciler için bu kadar büyüleyici yapan şeyin büyük bir kısmı - kısmen devam etmek için mücadele etmesinin nedenidir.

Kusunda'nın son akıcı konuşmacısı Kamala Khatri, Ghorahi'nin tek kahve dükkanında bir bardak sıcak su tutuyor. Kendi çocuklarına Kusunda dilini öğretmediğini söylüyor. “Nepalce öğrenmeleri gerektiğini düşündüm çünkü faydalı oluyor” diye açıklıyor. "İnsanlar dilimizle dalga geçer ve bunun normal olmadığını söylerdi. Kusunda konuşanlar çok fazla damgalanmayla karşı karşıya kaldılar. Ama şimdi kendi çocuklarımla kendi dilimizde konuşamadığım için üzülüyorum."

Kamala Khatri, Kusunda'nın son akıcı konuşmacısı (Kredi: Eileen McDougall)

Khatri şimdi Dil Komisyonu ile birlikte çalışıyor ve 10 topluluk üyesine Ghorahi'deki Kusunda'yı öğretiyor. "Düzenli olarak pratik yapabilir, konuşabilir, şarkılarımızı söyleyebilirsek, dilimizi canlı tutabiliriz" diyor.

Pokharel'in görüşüne göre, kalan Kusunda arasında işbirliğine dayalı öğrenme, dilin korunmasının anahtarıdır. Ayrıca, Kusunda konuşmacılarının anılarını canlandırmaya yardımcı olmak için büyüdükleri ortamlarda bulunmalarının önemini vurguluyor. Pokharel, "Tüm Kusunda'yı iddia ettikleri habitatta aynı yere getirebilirsek, o zaman bir Kusunda hikayelerini bir başka Kusunda'ya anlatır ve bu onların anılarını canlandırır" diyor.

Mevcut canlandırma çabalarında modern teknoloji de kullanılmaktadır. Berlin merkezli bir medya stüdyosu olan NowHere Media, kendi dillerini, kültürlerini ve geleneklerini belgelemelerine yardımcı olmak için Kusunda ile birlikte çalışıyor. En önemlisi, NowHere, Kusundas'ın avcı-toplayıcı olarak göçebe yaşamını tasvir etmek için 3D animasyon kullanan bir sanal gerçeklik belgeseli üretti. NowHere'ın kurucu ortağı Gayatri Parameswaran, kulaklık takan izleyicilerin bu ortama kendilerini kaptırdıklarını ve hikayeyle etkileşime geçmek ve anlatıya devam etmek için Kusunda'da kelimeleri öğrenmeleri ve konuşmaları gerektiğini açıklıyor. Parameswaran'a göre genel amaç, gelecek nesiller için kullanılabilecek bir dijital arşiv oluşturmak.

Ancak Kusunda dilinin korunması hikayenin sadece bir kısmı. Nepal Kusunda Kalkınma Derneği başkanı Dhan Bahadur Kusunda'ya göre, Kusunda'nın çoğu yoksulluk sınırının altında, toprak hakkı olmadan yaşıyor ve işçi veya hamal olarak çalışıyor. Kusunda, "Ekonomik, sosyal ve sağlık ve eğitim açısından Kusunda çok dezavantajlı durumda" diyor.

Dil Komisyonu sekreteri Lok Bahadur Lopchan, Kusunda dilinin kendisinin farkındalığının artırılmasının yardımcı olabileceği yer burasıdır: Kusunda'nın marjinalleştirilmesine dikkat çekmenin etkili bir yolu. Lopchan, "Nepal'deki diğer dil canlandırma projeleri, Kusunda'dan çok daha iyi durumda olan topluluklarla olmuştur" diyor. "Bu gruplar için dilin korunması sadece duygusal bir fikir. Onlara başka somut faydalar getirmiyor."

"Ancak Kusunda çok marjinalleştirildi ve bu nedenle dil konuşan bir topluluk olarak bir profil oluşturmak daha önemli."

Diğerleri aynı fikirde. Lopchan, "Kusunda'nın kendi dili yoksa, onları Nepal'deki diğer tüm marjinal gruplardan ayıran hiçbir şey yoktur. Dil onlara bir kimlik veriyor ve hükümetin dikkatini çekiyor" diyor.

Londra Üniversitesi Tim Bodt'ta doktora sonrası araştırmacı da dahil olmak üzere araştırmacıların yardımıyla, Kusunda şimdi tüm Kusunda'nın yaşayacağı bir "ekikrit basti" veya birleşik yerleşim için bir parça arazi istiyor. Bodt ve Nepalli araştırma ortağı Uday Raj Aaley, şu anda bu yeni yerleşim için bir fizibilite çalışması için fon arıyor.

Bodt'a göre, bu yerleşim sadece topluluğun toprak haklarını güvence altına almak ve bir sağlık merkezi ve okul sağlamakla kalmayacak, aynı zamanda grubu bir araya getirerek onlara kendi dillerinde öğrenme ve konuşma fırsatı verecekti.

Canlandırılmış dil, canlanmış refah

Kusunda dilini canlandırmanın başka potansiyel faydaları da var. 

Daha yüksek fiziksel ve zihinsel esenlik göstergeleri ile ilişkili yerli dilin yeniden canlandırılmasını bulan, büyüyen bir araştırma grubu var. Araştırmalar, Kuzey Amerika'da yerli dil kullanımının , örneğin, nüfusta daha düşük sigara kullanım oranları , daha yüksek düzeyde fiziksel ve zihinsel sağlık göstergeleri ve daha düşük diyabet düzeyleri ile ilişkili olduğunu bulmuştur .

Dil kayması genellikle sömürgeleştirme veya baskıdan kaynaklanan tarihsel travma ve özdeğer kaybıyla ilişkilendirilir. - Julia Sallabank

Bu arada, Kanada, British Columbia'da yapılan bir araştırma , üyelerin %50'sinden daha azının ana dillerini akıcı bir şekilde konuşabildiği yerli topluluklarda genç intiharının altı kat daha yüksek olduğunu buldu. Avustralya'nın Aborijin ve Torres Strait topluluklarında, yerli dili konuşanlar daha düşük aşırı içki içme ve yasadışı uyuşturucu kullanma oranları sergilerler .

Londra Üniversitesi'nde dil politikası ve canlandırma profesörü Julia Sallabank, "Dil değişimi genellikle sömürgeleştirme veya baskıdan kaynaklanan tarihsel travma ve öz değer kaybı ile ilişkilidir" diyor. "Böylece bu dönüşü tersine çevirmeye çalışabiliriz: birinin dilini ve kültürel kimliğini geri almak hem kişisel hem de topluluk düzeyinde güçlendirici olabilir."

Dang'a döndüğümüzde, bir Kusunda üyesi 18 yaşındaki Hima'yı böyle hissediyor.

"Sanırım bu dili ilerletebilirim" diyor. "Düzenli olarak Kusunda konuşabilir ve pratik yapabilirsek, dili canlı tutabiliriz. Bu, dilimize ilgi duymak ve kimliğimizle gurur duymakla ilgili."

Gelecekte, kariyer olarak ne yapmak istediğini bildiğini söylüyor: dil öğretmeni olmak ve Kusunda'ya öğretmenlik yapmak.

https://www.bbc.com/future/article/20220804-kusunda-the-language-isolate-with-no-word-for-no


30 Temmuz 2022 Cumartesi

MATEM ORUCU

 -  MATEM ORUCU                 

Aleviler yüzyıllardır her yıl Hicri Takvim'e göre Muharrem Ayı'nın başlamasıyla beraber 12 gün oruç tutuyor. 

Muharrem Orucu Aleviler için aynı zamanda bir Matem Orucu'dur. 

Aleviler yüzyıllardır her yıl Hicri Takvim'e göre Muharrem Ayı'nın başlamasıyla beraber 12 gün oruç tutuyor. 

Muharrem Orucu Aleviler için aynı zamanda bir Matem Orucu'dur.

Matem Orucu denmesinin nedeni Hz. Hüseyin'in Muharrem ayında Kerbela Çölü'nde katledilmesinden dolayıdır.

İmam Hüseyin, 10 Ekim 680 (Hicri Takvim’e göre 10 Muharrem Hicri 61) Kerbela’da 72 yareniyle beraber Yezit’in ordusu tarafından katledildi.

İmam Hüseyin katledildiğinde Muharrem Orucu’nu tutuyordu.

İmam Hüseyin, İslam Peygamberi Hz. Muhammed’in torunu, Hz. Ali ile Hz. Ana Fatma’nın oğludur. 

Bu nedenledir ki Muharrem ayı Aleviler için matem ayı, Muharrem Orucu da matem orucu olmuştur.

Aleviler, Muharrem ayında 12 gün oruç tutarken aynı zamanda İmam Hüseyin ve Kerbela Şehitleri için yas tutarlar. 

12 gün oruç 12 İmam’a ithafendir. 

Aleviler, 12 günlük oruç boyunca 12 İmamlar ile Kerbela şehitleri için dua edip göz yaşı dökerler, Muaviye ve oğlu Yezit için ise lanet okurlar. 

Kurban Bayramının 1. gününden başlayarak 20 gün sayılır.

21. gün ilk oruç tutulur. 

Anadolu Alevilerinde kimi yörelerde 12 günlük oruçtan önce 3 günlük Masumu Paklar ve Ana Fatma Orucu tutulur.

Muharrem Orucu için niyet edilir ve oruç başlar.

Niyet edildikten sonra gece 12 ile gün batımı arasındaki sürede hiç bir şey yenilmez ve içilmez. 

Oruç için niyet duası okunur. 

Matem Orucu’nun Kuralları

Aleviler, 12 günlük oruç boyunca bir takım kurallara uyarlar. 

12 gün süresince düğün, nişan, sünnet, eğlence ve benzer törenler/etkinlikler yapılmaz.

Bunun nedeni matem ayı olmasıdır.

12 İmam Orucu Aleviler için aynı zamanda matem ayıdır.

Kurban kesilmez, et yenilmez, Kerbela Şehitleri’nin çektikleri susuzluğu hissetmek için su içilmez. Çünkü Hz. Hüseyin ve 72 yareni Kerbela Çölü’nde aç, susuz bırakılarak, başları kılıçla kesilerek katledildi.

Bu nedenle matem ayında kan dökülmez, canlıya kıyılmaz, ağaçlar kesilmez, ekinler biçilmez, bitkiler koparılmaz.

Su saf olarak içilmez.

Vücudun su ihtiyacı yenilen yemeklerden, çay, kahve, meşrubat, meyve suyu, ayran gibi sıvı içeceklerden karşılanır.

Aynı zamanda alkol tüketilmesi de yasaktır. 
Yumurta, soğan ve sarımsak gibi yiyecekler yenilmez. 

Süslenilmez, saç sakal kesilmez. (Ancak çalışanlar için bu kural istisnaidir.)
Cinsel ilişki olmaz.

Kırsal kesimlerde bu kuraller daha da katıdır.

Örneğin aynaya bakılmaz, tv seyredilmez.

12 gün boyunca çile çekilir.

Bu kurallar sadece oruç tutanlar için geçerli değildir.

Her Alevinin bu matem süresince bu kurallara uyması gerekir. 

Matem ayı nefs ile mücadele ayıdır.

İkrara bağlı kalmak nefsine yenik düşmemekten geçer.

İftar ve Sahur Yok

12 İmam Orucu’nda iftar, sahur yoktur.

Oruç güneşin batmasıyla açılır.

Lüks sofrada oruç açılmaz.

Sahura kalkılmaz.

Gece 12’den sonra bir şey yenilmez, içilmez. 

Oruç açıldıktan sonra İmam Hüseyin ve Kerbela şehitleri için dualar edilir, gözyaşı dökülür. Cemevlerinde bir araya gelen Aleviler, Kerbela hakkında konuşurlar. 

Hz. Hüseyin Muharrem’in 10. günü katledildiği için matemin 10. günü cem bağlanır.

Hz. Hüseyin’i anmak için cemevlerinde bir araya gelen canlar İmam Hüseyin ve Kerbela Şehitleri için gözyaşı dökerler.

Pir, ceme katılan canlara Kerbela Faciası’nı anlatır.

Kerbela Şehitleri için dualar edilir, gözyaşları dökülür. 

Hz. Hüseyin için mersiyeler (ağıtlar) okunur, Yezit için lanet okunur. 

Şükür Kurbanı ve Aşure

Aleviler, 12 günlük oruç ve matemden sonra şükür kurbanı keserler, aşure pişirip dağıtırlar. Muharrem ayının 13. günü 12 çeşitten oluşan aşure pişirilir ve dağıtılır.

Şükür kurbanı kesilmesinin nedeni ise İmam Hüseyin’in oğlu Zeynel Abidin’in Kerbela’da sağ olarak kurtulmasıdır.

Böylece Ehlibeyt soyu devam etmiştir.

İmam Hüseyin’in şahadetinden sonra imamiyet Zeynel Abidin’e geçmiştir. 

 

Kaynak:

https://www.sivilsayfalar.org/2018/09/11/1338-yildir-suren-yas-matem-orucu-2/

 

13 Temmuz 2022 Çarşamba

SİGARAYI BIRAKMAK İÇİN

 - SİGARAYI BIRAKMAK İÇİN SAYISIZ SEBEP VARDIR.

·       Çevreye karşı yaydığımız pis koku geçer.

·       Giysilerimiz, varsa arabamız ve oturduğumuz ev artık tütün kokmayacaktır.

·       Sigarayı kesmekle ağzımızın tadı anında normale döner.

·       Dilimizdeki tat alma dokuları içtiğimiz suyun bile tadını almaya başlar.

·       Yediklerimizin orjinal tadını hisseder, çiğnerken daha çok zevk alırız.

·       Yemeklerimiz daha lezzetlidir.

·       Yine her şeyin gerçek kokusunu almaya başlarız.

·       Çiçekler ve ballarda tabiat, bize hem daha hoş görünür, hem de nefis kokular sunar.

·       Derimiz pembeleşir, rengi açılır; canlı, sağlıklı, pırıl pırıl ve gergin olur.

·       Daha genç daha diri, daha pürüzsüz bir cilt ortaya çıkar.

·       Cildin yaşlanması azalır.

·       Kalbimiz ve solunum sistemimiz rahatlar.

·       Çünkü kandaki karbonmonoksit miktarında derhal bir azalma olur.

·       Bu madde sigaraya bağlı kalp hastalıklarının sorumlularından biridir.

·       Bu yüzden kalp hastalığı riski düşer, felç olma ihtimali azalır.

·       Sigarayı bırakmakla erken ölüm riski azalır.

·       Akciğer, ağız, boğaz, gırtlak, yemek borusu, meme kanserine yakalanma tehlikesi düşer.

·       Kronik bronşit ve anfizem gibi akciğer hastalıklarının ilerlemesi durur.

·       Sigaradan oluşan cinsel problemler düzelir.

·       Kadınlarda hormonal denge sağlanır.

·       Kısırlık yapan bir faktör ortadan kalkmış olur.

·       Yine sigaraya ayırdığımız para cebimizde kalır.

·       Bütçemize yeni bir gelir elde etmiş oluruz.

·       Günde iki paket sigara içen bir tiryaki ayda 250 YTL, yılda yaklaşık 3000 YTL bütçesinden gereksiz bir pay ayırmaktadır.

·       20 yıllık bir tiryaki ise 60.000 YTL (yani 60 milyar lira) gibi muazzam serveti heba etmektedir.

·       En önemli yararlarından biri de çocuklarımıza kötü örnek olmaktan çıkmamızdır.

·       Onlar bizimle övünürler, ebeveyni olduğumuzdan dolayı daha bir mutlu olurlar.

·       Aynı zamanda yanları da sigara içilmediği için onların sağlığına da katkıda bulunmuş oluruz.

·       Sigara içenlerin çoğu sigarayı bırakmak ister.

·       Nitekim bırakabilir de.

·       Bunun sayısız örneğini görüyoruz.

·       Ancak başarıda önemli olan kesin karar vermektir.

.                        https://kenankibici.com/blog/makaleler/sigarayi-neden-birakmaliyi


TÜRKİYE HAYALİ

Hedefteki üniter, laik Cumhuriyet: .   ABD'NİN YENİ TÜRKİYE HAYALİ   . .    Samuel Huntington, “ Medeniyetler Çatışması ” adlı kitab...